NAMAZ HÜKÜMLERİ

 

Namaz dinî amellerin en önemlisidir. Âlemlerin Rabbi katında namaz kabul olursa, diğer ibadetler de kabul olur; namaz kabul olmazsa, diğer ameller de kabul olmaz. Nasıl ki günde beş defa bir nehir de yıkanan insan, tertemiz olur ve bedeninde kir kalmazsa, günlük kılınan beş vakit namaz da insanı öylece günahlardan temizler. Namazın ilk vakitte kılınması iyidir. Namazı hafife alıp önemsemeyen kimse, namaz kılmayan kimse gibidir. Resulullah Efendimiz (Al-lah ona ve Ehlibeyti'ne rahmet etsin) şöyle buyurmuştur:

"Namazı önemsemeyip hafife alan kimse, ahiret azabı-nı hak eder."

Bir gün Resulullah Efendimiz (s.a.a) mescitte iken birisi gelip namaza durdu, rükû ve secdeleri gerektiği gibi yerine getirmedi. Bunun üzerine Hazret: "Bu adam, namazı bu şekilde olduğu hâlde ölürse, benim dinim üzere ölmemiştir." buyurdu.

O hâlde insan, namazları hızlı ve acele kılmamaya özen göstermeli; namazdayken Allah'ı hatırlayıp O'na karşı huzu, huşu ve vakarlı olmalı; kiminle konuştuğunun farkında olmalı ve âlemlerin Rabbinin azamet ve büyüklüğü karşısında kendisini hiç ve çok hakir görmelidir. Eğer namazda insan, bu nüktelere tam olarak dikkat ederse kendisini unutur. Nitekim, Hz. Ali'nin (Allah'ın selâmı ona olsun) mübarek ayağındaki ok, o hazret namazdayken çıkarıldı; ancak o hazret bunun farkında olmadı.

Yine namaz kılan kimse, tövbe etmeli, Allah'tan bağış-lanma dilemeli ve namazın kabul olmasına engel olan haset, kibir, gıybet, haram yemek, aklın fonksiyonunu yitirici şeyleri içmek, humus ve zekât vermemek gibi günahları, hatta günah sayılan bütün her şeyi terk etmelidir. Ayrıca namazın sevabını azaltan işleri yapmamalıdır. Örneğin, uykulu ve idrarı sıkıştığı bir hâlde namaza durmamalı ve namaz kılarken gökyüzüne bakmamalıdır. Aynı zamanda akik yüzük takmak, temiz elbise giymek, saç ve sakalı taramak, dişleri fırçalamak ve güzel koku kullanmak gibi namazın sevabını artıran işleri de yapması uygundur.

FARZ NAMAZLAR

Farz namazlar altı tanedir:

1) Günlük namazlar.

2) Âyat namazı.

3) Cenaze namazı.

4) Farz tavaf namazı.

5) Vacip ihtiyata göre; büyük oğlun üzerine farz olan babanın kaza namazı.

6) Ecîr olma, nezir, yemin ve ahdetmekten dolayı farz olan namaz. Cuma namazı ise günlük namazlardan sayılır.

GÜNLÜK FARZ NAMAZLAR

Günlük farz namazlar, her biri dört rekât olan öğle ve ikindi, üç rekât akşam, dört rekât yatsı ve iki rekât sabah namazı olmak üzere beş tane namazdan ibarettir.

717-728- Yolculukta iken dört rekâtlı namazlar ileride açıklanacak şartlara göre, iki rekât olarak kılınmalıdır.

Öğle ve İkindi Namazlarının Vakti

729- Çubuk veya benzeri bir şey, düz bir yere dikilirse, güneş doğarken onun gölgesi batıya doğru düşer. Güneş yükseldikçe bu gölge kısalır ve bizim yaşadığımız bölgelerde şer'î öğlenin başlangıcında gölge en kısa durumda olur. Öğle geçtikten sonra gölge doğuya doğru dönmeye başlar. Güneş batıya doğru ilerledikçe, gölge de artmaya başlar. O hâlde gölge en kısa durumda olur ve yeniden uzayıp artmaya başladığında şer'î öğle vaktinin girdiği anlaşılır. Ama bazen öğle vakti gölgenin tamamen yok olduğu Mekke gibi bazı şehirlerde ise, gölge yeniden çıktığında öğle vakti olduğu anlaşılır.

730- Öğle vaktini belirlemek için yere dikilen çubuk veya benzeri şeye "şâhıs" denir.

731- Öğle ve ikindi namazlarından her birinin özel ve müşterek vakitleri vardır. Öğle namazının özel vakti, öğlenin ilkinden, öğle namazı kılınacak kadar bir vaktin geçmesine kadardır. İkindi namazının özel vakti, akşama ikindi namazı kılınacak kadar bir zaman kalmasına denktir. Eğer bir kimse bu zamana kadar öğle namazını geciktirirse, öğle namazını kazaya bırakmıştır demektir ve bu vakitte ikindi namazını kılması gerekir. Öğle namazıyla ikindi na-mazının özel vakitleri arasındaki zaman ise, öğle ve ikindi namazlarının müşterek vaktidir. Yanlışlıkla birbirinin özel vaktinde kılınırsa, kılınan namaz sahihtir.

732- Yanılarak öğle namazı kılınmadan ikindi namazı-na başlanır ve namazda yanlışlığın farkına varılırsa, bu olay müşterek vakitte gerçekleştiği takdirde niyet öğle namazına çevrilmeli; yani "şimdiye kadar kılınan, şimdi kılınmakta olan ve bundan sonra kılınacak olanın hepsi öğle namazına ait olsun" diye niyet edilmeli ve namaz bitirildikten sonra ikindi namazı kılınmalıdır. Eğer bu olay öğle namazının özel vaktinde gerçekleşirse, niyet öğle namazına çevrilmeli, namaz bitirilmeli ve sonra ikindi namazı kılınmalıdır. İkindi namazının yeniden kılınması ihtiyata uygundur ve bu ihtiyatın gözetilmesi çok iyidir.

733- Cuma günü, öğle namazı yerine iki rekât cuma namazı kılınabilir. Ancak cuma namazı kılındığı hâlde, müstehap ihtiyat gereği öğle namazı da kılınmalıdır ve bu ihtiyata uymak çok iyidir.

734- Farz ihtiyat gereği cuma namazı, örfte öğlenin ilk vakitleri denilen zamandan geriye bırakılmamalıdır. Öğle-nin ilk vakitlerinde kılınmayıp geciktirildiği takdirde, cuma namazı yerine öğle namazı kılınmalıdır.

Akşam ve Yatsı Namazlarının Vakti

735- Akşam, güneşin batışından sonra doğu tarafında görülen kızartının kaybolduğu zamandır.

736- Akşam ve yatsı namazlarının özel ve müşterek vakitleri vardır. Akşam namazının özel vakti, akşamın evvelinden üç rekâtlık bir namaz kılınacak kadar bir zaman geçinceye kadardır. O hâlde eğer bir kimse örneğin yolcu olur ve yanılarak yatsı namazının hepsini bu vakitte kılar-sa, müstehap ihtiyat gereği akşam namazından sonra yatsı namazını iade etmelidir.

Yatsı namazının özel vakti, gece yarısına yatsı namazı kılınacak kadar bir zamanın kaldığı süredir. Öyleyse, bu zamana kadar bilerek akşam namazını kılmayıp geciktiren kimse, önce yatsı namazını ve daha sonra akşam namazını kılmalıdır.

Akşam namazıyla yatsı namazının özel vakitleri ara-sındaki süre, akşam ve yatsı namazlarının müşterek vaktidir. O hâlde bu vakitte yanlışlıkla yatsı namazını akşam namazından önce kılan ve bunu namazdan sonra anlayan kimsenin kıldığı namaz sahihtir ve sadece daha sonra akşam namazını kılmalıdır.

737- Önceki hükümde açıklanan özel ve müşterek vakitler şahıslara göre değişir; meselâ, öğlenin evvelinden iki rekât namaz kılınacak kadar bir zaman geçerse, yolcu olan kimse için öğle namazının özel vakti geçmiş ve müşterek vakti girmiş olur. Yolcu olmayan bir kimse için dört rekât namaz kılınacak kadar bir zamanın geçmesi gerekir.

738- Yanılarak akşam namazı kılınmadan önce [müşterek vakitte] yatsı namazı kılınmaya başlanır ve namazda iken farkına varılırsa, dördüncü rekâtın rükûsuna gidilmediği takdirde, niyet akşam namazına çevrilmeli, namaz bitirilmeli ve sonra yatsı namazı kılınmalıdır. Eğer dör-düncü rekâtın rükûsuna gidilmişse, namaz bitirilmeli ve daha sonra akşam namazı kılınmalıdır. Eğer kılınan miktarın hepsi akşam namazının özel vaktinde gerçekleşir ve dördüncü rekâtın rükûsuna gidilmeden farkına varılırsa, niyet akşam namazına çevrilip namaz bitirilmeli ve sonra yatsı kılınmalıdır. Ancak müstehap ihtiyat gereği, yatsıdan sonra akşam ve yatsı kılınmalıdır. Bu ihtiyata uymak, çok iyidir.

739- Yatsı namazının son vakti, gece yarısıdır. Farz ihtiyat gereği akşam ve yatsı namazlarıyla bunlara benzer konuların son vaktini belirlemek için geceyi, güneşin batışından sabah ezanına kadar hesap etmek gerekir.[1] Gece namazı ve benzeri işler için ise, güneşin doğuşuna kadar hesap edilmelidir.

740- Günah işleyerek veya bir özürden dolayı akşam namazı veya yatsı namazını gece yarısına kadar geciktiren kimse, farz ihtiyat gereği sabah ezanına kadar, eda ve kaza niyeti etmeksizin bu namazları kılmalıdır.

Sabah Namazının Vakti

729-741- Sabah ezanına yakın ufkun doğusundan bir aydınlık yükselmeye başlar ki buna "birinci fecir" denir. Bu aydınlık yayılınca "ikinci fecir" ve sabah namazı vakti girmiş olur. Sabah namazının son vakti ise, güneşin doğmaya başladığı andır.

NAMAZ VAKİTLERİYLE İLGİLİ HÜKÜMLER

742- İnsan ancak, vaktin girdiğinden emin olduğunda veya iki adil şahidin bunu bildirdiğinde, namaz kılmaya başlayabilir.

743- Kör, hapiste olan ve benzeri kimselerin farz ihtiyat gereği vaktin girdiğinden emin olmadıkları müddetçe, namaz kılmaya başlamamaları gerekir. Ama insan, herkesin emin olmasına engel teşkil eden bulut, toz ve benzeri bir şeyden dolayı namaz vaktinin evvelinde vaktin girdiğinden emin olamazsa, vaktin girdiğine dair zannı olursa, namaz kılmaya başlayabilir.

744- Vaktin girdiğini iki adil şahidin bildirmesi veya kendisinin bundan emin olması üzerine namaza başlar; an-cak namaz esnasında vaktin girmediğini anlarsa, namazı batıl olur. Yine namazdan sonra, namazın tamamını vakit girmeden önce kıldığını anlarsa, aynı hüküm geçerlidir. Ama namazdayken veya namazdan sonra, namaz kılarken vaktin girmiş olduğunu anlarsa, namazı sahihtir.

745- İnsan ancak, namaz vaktinin girdiğinden emin ol-duktan sonra namaza başlaması gerektiğinin farkında ol-maz; ama namazdan sonra namazın hepsini vaktinde kıldığını anlarsa, namazı sahihtir. Ama namazın bütününü vaktinden önce kıldığını veya namazda iken vaktin girdiğini anlarsa, namazı batıldır.

734-746- Vaktin girdiğinden emin olup namaza başlar an-cak namazda iken vaktin girip girmediğinden şüpheye düşerse, namazı batıl olur. Ama namazda iken, vaktin girdiğinden emin olur ancak namazın şimdiye kadar kıldığı kadarının vakit içinde olup olmadığından şüpheye düşerse, namazı sahihtir.

747- Namaz vakti öylesine dar olur ki bazı müstehap-ların yapılması durumunda, namazın bir miktarı vakit dışında kılınacak olursa, o müstehaplar yapılmamalıdır. Örneğin, kunut okunduğunda namazın bir miktarı vakit dışında kılınacaksa, kunut okunmamalıdır.

736-748- Sadece bir rekât namaz kılınacak kadar vakit ka-lırsa, namaz eda niyetiyle kılınmalıdır. Ancak bilerek bu zamana kadar namaz geciktirilmemelidir.

737-749- Yolcu olmayan kimsenin akşama sadece beş rekât kılabilecek ölçüde vakti kalırsa, öğle ve ikindi namazları-nın her ikisini de kılmalıdır. Eğer daha az vakit kalmışsa, yalnızca ikindi namazını kılmalı ve sonra öğle namazını kaza etmelidir. Gece yarısına dört rekât kılınacak kadar vakit kalırsa, akşam ve yatsı namazları kılınmalıdır; eğer daha az vakit kalırsa, önce yatsı namazı ve daha sonra akşam namazı kılınmalıdır. Ancak farz ihtiyat gereği akşam namazı eda ve kaza olduğu niyet edilmeksizin kılınmalıdır.

750- Yolcu olan bir kimsenin akşama, üç rekât namaz kılacak kadar vakti kalırsa, öğle ve ikindi namazını kılmalı ve eğer daha az vakti kalırsa, sadece ikindiyi kılmalı ve da-ha sonra öğleyi kaza etmelidir. Gece yarısına dört rekât na-maz kılacak kadar vakit kalırsa, akşam ve yatsı namazını kılmalı ve eğer daha az vakit kalırsa, yalnızca yatsıyı kılmalı ve daha sonra eda ve kaza olduğunu niyet etmeksizin akşam namazını kılmalıdır. Eğer yatsıyı kıldıktan sonra, gece yarısına bir rekât veya daha fazla kılınacak kadar vakit kaldığı anlaşılırsa, hemen akşam namazını eda niyetiyle kılması gerekir.

751- Namazın ilk vakitte kılınması, müstehaptır. Bu konu özellikle tavsiye edilmiştir. Her ne kadar ilk vakte ya-kın bir zamanda kılınması müstehap ise de, geciktirilmesinin herhangi bir sebepten dolayı örneğin cemaatle kılınması gibi iyi bir yönü olursa, ancak o zaman geciktirilmesinin sakıncası olmaz.

752- İlk vakitte namaz kılmak istediğinde özrü olduğundan dolayı teyemmüm ederek namaz kılması gereken kimse, vaktin sonuna kadar özrünün devam edeceğini bilir veya buna ihtimal verirse, vaktin evvelinde namaz kılabilir. Ama örneğin elbisesi necis olur veya başka bir özrü olur ve özrünün yok olacağına ihtimal verirse, farz ihtiyat gereği özrünün yok olmasını beklemelidir. Eğer özrü giderilirse, namazı vaktin sonunda kılar. Ancak namazın sadece farzlarını yapabilmeye yetecek kadar vaktin kalmasını beklemesi gerekmez. Ezan, ikâmet ve kunut gibi namazın müstehap-ları için de yeterli vakit olursa, teyemmüm edip namazı müstehaplarıyla birlikte kılabilir.

753- Namaz, namazdaki şüpheler ve yanılmalarla ilgili hükümleri bilmeyen bir kimse, bunlarla namazda karşılaşacağına ihtimal verirse, bunları öğrenmesi için namazı geciktirmelidir. Ancak namazı sahih olarak bitireceğine dair kanaati olan kimse, ilk vakitte namazını kılabilir. Bu durumda eğer hükmünü bilmediği bir konuyla karşılaşırsa, ihtimal üzere iki taraftan birini tercih edip onu uygular ve öylece namazı bitirir. Ancak namazdan sonra konunun hükmünü sorması ve batıl olduğu takdirde namazını iade etmesi gerekir.

742-754- Namaz için vakit müsait olur, alacaklı da alacağını isterse mümkün olduğu takdirde önce borç verilmeli ve daha sonra namaz kılınmalıdır. Yine acele yapılması gereken farz bir işle karşılaşılırsa, önce o iş yapılmalıdır. Meselâ, caminin necis olduğu görülürse, önce cami temizlenmeli ve daha sonra namaz kılınmalıdır. Böyle bir durumda önce namaz kılınırsa, günah işlenmiş olur; ama kılınan na-maz sahihtir.

TERTİP ÜZERE KILINMASI GEREKEN NAMAZLAR

743-755- İkindi namazı öğle namazından ve yatsı namazı da akşam namazından sonra kılınması gerekir. Eğer kasıtlı olarak ikindi namazı öğle namazından ve yatsı namazı da akşam namazından önce kılınırsa, batıl olur.

744-756- Öğle namazı niyetiyle namaza başlanır; ancak na-mazda iken öğle namazının kılındığı hatırlanırsa, niyet ikindi namazına çevrilemez. Bu durumda kılınan namazın bozulup ikindi namazının kılınması gerekir. Akşam ve yatsı namazlarında da aynı hüküm geçerlidir.

757- İkindi namazındayken öğle namazını kılmadığından emin olur ve bundan dolayı niyetini öğle namazına çevirir; ancak namazın rükün olan bir fiiline başladıktan sonra, öğle namazını kıldığını hatırlarsa, namazı batıl olur ve ikindi namazını kılması gerekir. Ama, namazın rüknü sayılan bir fiiline başlamadan bunu hatırlarsa, niyetini ikindi namazına çevirir ve öğle namazının niyetiyle okuduğu kıs-mı yeniden ikindi namazının niyetiyle okur. Böyle yapıldığı takdirde, kılınan namaz sahihtir.

758- İkindi namazındayken, öğle namazının kılınıp kı-lınmadığından şüpheye düşülürse, niyet öğle namazına çevrilmelidir. Ama, namazın bitmesiyle akşam girecek kadar vakit dar olursa, kılınan namaz, ikindi namazı niyetiyle tamamlanmalıdır ve bu durumda öğle namazının kazası yoktur.

759- Yatsı namazında dördüncü rekâtın rükûsuna varmadan önce, akşam namazının kılınıp kılınmadığından şüp-heye düşülürse, namazın bitmesiyle gece yarısı girecek kadar vakit dar olduğu takdirde, namaz yatsı niyetiyle tamam-lanmalıdır. Ancak vakit müsait olursa, niyet akşam namazına çevrilmeli, namaz üç rekât olarak tamamlanmalı ve daha sonra yatsı namazı kılınmalıdır.

760- Yatsı namazında dördüncü rekâtta rükûya vardıktan sonra, akşam namazının kılınıp kılınmadığından şüpheye düşülürse, namazın tamamlanması ve ardından akşam namazının kılınması gerekir. Ancak bu şüphe, yatsı namazının özel vaktinde gerçekleşirse, akşam namazının kılınması gerekmez.

749-761- İhtiyat edilerek kılınan namaz yeniden kılınır; ancak, namaz esnasında, ondan önce kılınması gereken namazın kılınmadığı hatırlanırsa, o namaza niyet çevrilemez. Meselâ, ihtiyat edilip ikindi namazı yeniden kılınırken öğle namazının kılınmadığı anlaşılırsa, niyeti öğle namazına çevrilemez.

750-762- Namazlarda niyeti, kazadan edâya ve müstehap-tan farza çevirmek, caiz değildir.

763- Eda olarak kılınan namazın vakti geniş olursa, insan namaz arasında niyetini kaza namazına çevirebilir. A-ma niyetin kazaya çevrilmesi mümkün olmalıdır. Meselâ, öğle namazını kılarken, niyetini ancak üçüncü rekâta başlamadan önce sabah namazının kazasına çevirebilir.

MÜSTEHAP NAMAZLAR

764- Müstehap namazlar çoktur ve bunlara "Nafile Na-maz" denir. Müstehap namazlar içerisinde günlük nafile namazların kılınması daha çok tavsiye edilmiştir. Nafile namazlar cuma günü dışında otuz dört rekâttır:

Sekiz rekât öğle namazının nafilesi, sekiz rekât ikindi namazının nafilesi, dört rekât akşam namazının nafilesi, iki rekât yatsı namazının nafilesi, on bir rekât gece nafilesi, iki rekât sabah namazının nafilesi. Ancak yatsının iki rekât nafile namazının farz ihtiyat gereği oturularak kılınması gerektiğinden bir rekât hesap edilir. Cuma günü ise, öğle ve ikindinin on altı rekâtlık nafilesine dört rekât daha ilave edilir.

753-765- On bir rekât gece nafilesinin (=teheccüd namazı-nın) sekiz rekâtı gece nafilesi, iki rekâtı şef' namazı ve bir rekâtı da vitir namazı niyetiyle kılınmalıdır. Gece namazının kılınmasıyla ilgili ayrıntılar, dua kitaplarında açıklanmıştır.

766- Nafile namazlar, oturularak da kılınabilir. Ama oturularak kılınan iki rekât nafile namazının, bir rekât olarak kabul edilmesi daha iyidir. Meselâ, sekiz rekât olan öğle namazının nafilesi oturularak kılınmak istenirse, on altı rekât kılınması daha iyidir. Vitir namazı oturularak kılınmak istenirse, oturularak iki defa bir rekât namaz kılınır.

767- Yolculukta, öğle ve ikindi nafileleri kılınmamalı-dır. Ama yatsı nafilesi, müstehap olabilir niyetiyle kılınabilir.

GÜNLÜK NAFİLE NAMAZLARIN VAKTİ

768- Öğle namazının nafilesi, öğle namazından önce kılınır ve onun vakti, öğlenin evvelinden başlar ve öğleden sonra görünmeye başlayan güneşe karşı dikilen şeyin gölgesinin kendi boyunun yedide ikisine ulaşmasıyla biter. Meselâ, yere dikilen şeyin uzunluğu, yedi karış olursa, öğleden sonra meydana gelen gölgenin miktarı iki karışa ulaştığında öğle nafilesinin vakti son bulur.

769- İkindi namazının nafilesi, ikindi namazından önce kılınır ve onun vakti, öğleden sonra meydana gelen yere dikili şeyin gölgesinin miktarı kendisinin yedide dördüne ulaşıncaya kadardır. Eğer, öğle ve ikindi namazının nafilesi kendi vakitlerinden sonra kılınmak istenirse, öğle namazının nafilesinin öğle namazından sonra ve ikindi namazının nafilesinin ikindi namazından sonra kılınması daha iyidir. Farz ihtiyat gereği eda ve kaza niyeti de edilmemelidir.

770- Akşam namazının nafilesinin vakti, akşam nama-zının bitmesiyle başlar ve güneş battıktan sonra batı tarafında meydana gelen kızıllığın yok olmasıyla sona erer.

759-771- Yatsı namazının nafilesinin vakti, yatsı namazının bitmesiyle başlar ve gece yarısına kadar devam eder; ancak, yatsı namazının hemen ardından kılınması, daha iyidir.

772- Sabah namazının nafilesi, sabah namazından önce kılınır. Onun vakti, gece yarısından sonra on bir rekât gece namazı kılınabilecek kadar zamanın geçmesiyle başlar. Ancak birinci fecirden önce kılınmaması, ihtiyata uygundur. Fakat gece namazının hemen ardından kılınırsa, bu durumda hiç bir sakınca söz konusu değildir.

773- Gece namazının vakti, gece yarısından itibaren sabah ezanına kadardır. Sabah ezanına yakın kılınması, daha iyidir.

774- Yolcular ve gece yarısından sonra namaz kılmakta zorlanan kimseler, gece (=teheccüd) namazını gecenin evvelinde kılabilirler.

Ğufeyle Namazı

775- Müstehap namazlardan birisi de akşam ve yatsı namazları arasında kılınan "ğufeyle namazı"dır. Birinci rekâtta Fatiha'dan sonra okunacak sure yerine şu ayet okunur:

وَ ذَالنُّونِ اِذْ ذَهَبَ مُغَاضِباً فَظَنَّ اَنْ لَنْ نَقْدِرَ عَلَيْهِ فَنَادَى‌ فِى‌ الظُّلُمَاتِ اَنْ لاَ اِلَهَ اِلاَّ اَنْتَ سُبْحَانَكَ اِنِّى‌ كُنْتُ مِنَ الظَّالِمينَ فَاسْتَجَبْنَا لَهُ وَ نَجَّيْنَاهُ مِنَ الْغَمِّ وَ كَذلِكَ نُنْجِى‌ الْمُؤْمِنِينَ

Okunuşu: "Ve zennûni iz zehebe muğâżiben fezenne en len nekdire eleyhi fenâdâ fi'z-zulumâti en la ilâhe illâ ente sub-haneke innî kuntu mine'z-zalimîn. Festecebna lehu ve necceynahu mine'l-ğemmi ve kezalike nunci'l-mu'minîn."[2]

İkinci rekâtta Fatiha'dan sonra sure yerine şu ayet okunur:

وَ عِنْدَهُ مَفَاتِـحُ الْغَيْبِ لاَ يَعْلَمُهَا اِلاَّ هُوَ وَ يَعْلَمُ مَا فِى‌ الْبَرِّ وَالْبَحْرِ وَ مَا تَسْقُطُ مِنْ وَرَقَةٍ اِلاَّ يَعْلَمُهَا وَ لاَ حَبَّةٍ فِى‌ ظُلُمَاتِ اْلاَرْضِ وَ لاَ رَطْبٍ وَ لاَ يَابِسٍ  اِلاَّ فِى‌ كِتَابٍ مُبِينٍ

Okunuşu: "Ve indehu mefatih-ul ğeybi la ye'lemuha illa huve ve ye'lemu ma fi'l-berri ve'l-behri ve ma teskuţu min vereketin illa ye'lemuha vela hebbetin fî zulumat'il-erżi vela reţbin vela yâbisin illa fî kitabin mubîn."[3]

Kunutta da şu dua okunur:

اَللَّهُمَّ اِنِّى‌ اَسْأَلُكَ بِمَفاتِـحِ الْغَيْبِ الَّتِى‌ لاَ يَعْلَمُهَا اِلاَّ اَنْتَ اَنْ تُصَلِّىَ عَلَى‌ مُحَمَّدٍ وَ آلِ مُحَمَّدٍ وَ اَنْ تَفْعَلَ بِى‌ كَذَا و كَذَا

Okunuşu: "Ellahumme innî es'eluke bimefatih'il-ğeybilletî la ye'lemuha illa ente, en tuselliye ela Muhemmedin ve âl-i Mu-hemmedin ve en tef'ele bî keza ve keza."[4]

Duanın sonunda yer alan ve "şu ve şu" anlamına gelen "keza ve keza" kelimeleri yerine hacetler istenir ve sonra şu dua okunur:

اَللَّهُمَّ اَنْتَ وَلِىُّ نِعْمَتِى وَالْقَادِرُ عَلَى طَلِبَتِِى تَعْلَمُ حَاجَتِِى فَأَسْألُكَ بِحَقِّ مُحَمَّدٍ عَلَيْهِ وَ عَلَيْهِمُ السَّلاَمُ لَمَّا قَضَيْتَهَا لِى

Okunuşu: "Ellahumme ente veliyyu ni'metî ve'l-kâdiru ela ţelibetî, te'lemu hâcetî fees'eluke bihekki Muhemmedin ve âl-i Muhemmedin eleyhi ve eleyhim'us-selâm, lemma keżeyteha lî."[5]

KIBLE HÜKÜMLERİ

764-776- Mekke-i Muazzama'da bulunan Kâbe evi, kıbledir. Namaz tam olarak ona doğru kılınmalıdır. Ama, uzakta bulunan kimse, "kıbleye doğru namaz kılıyor" denecek şekilde olursa yeterlidir. Yine, hayvanın başının kesilmesi gibi kıbleye doğru yapılması gereken işlerde de "kıbleye doğru yapılıyor" denilmesi yeterlidir.

777- Farz namazını ayakta kılan kimse, kıbleye doğru durmuş denilecek şekilde durmalıdır; dizlerinin ve ayak uçlarının da kıbleye doğru olması gerekmez.

778- Oturarak namaz kılması gereken kimse, normal şekilde oturamaz ve oturduğu zaman ayaklarının altını yere koyarsa, namaz sırasında yüz, göğüs ve karnı kıbleye doğru olmalıdır. Ayaklarının dizden topuğa kadar olan kısmının kıbleye doğru olması gerekmez.

779- Oturarak namaz kılamayan kimse, namazda be-deninin ön kısmı kıbleye doğru olacak şekilde sağ yanı üzerinde uzanmalıdır. Eğer mümkün olmazsa, bedeninin ön kısmı kıbleye doğru olacak şekilde sol yanı üzerinde uzan-malıdır. Eğer bunu da yapamazsa, ayaklarının altı kıbleye doğru gelecek şekilde sırt üstü yatmalıdır.

780- İhtiyat namazı, unutulmuş secde ve teşehhüt kıbleye doğru yapılmalıdır. Sehiv secdesinde de kıbleye doğru yönelmek, müstehap ihtiyat gereğidir.

769-781- Yol yürürken ve bir şeye binmiş olduğu hâlde, müstehap namaz kılınabilir. Eğer bu iki durumda müstehap namaz kılınırsa, kıbleye doğru yönelmek gerekmez.

782- Namaz kılmak isteyen kimse, kıble yönünü tespit etmek için kıblenin hangi yön olduğundan emin oluncaya kadar araştırması gerekir. Hissi belirtilere dayanarak şahitlik yapan iki adil şahidin sözüne veya bilimsel kurallara dayanarak kıble yönünü tanıyan ve güvenilir olan kimsenin sözüne göre hareket edebilir. Bunlar mümkün olmadığı takdirde Müslümanların camilerindeki mihraplardan ve me-zarlarından veya diğer yollardan meydana gelen zanna göre hareket edebilir. Hatta ilmi kurallara dayanarak kıble yönünü tanıyan kâfir ve fasık bir kimsenin sözünden kıble yönüne dair zanna ulaşılırsa, yeterlidir.

771-783- Kıble konusunda zanna varan kimse, daha güçlü bir zanna varabilecekse, varmış olduğu zanna göre hareket edemez. Örneğin, ev sahibinin sözünden kıble konusunda zanna varan bir misafir bir başka yolla daha güçlü bir zanna varabilecekse, onun sözüne göre hareket edemez.

784- Kıble yönünü bulmak için bir aracı olmaz veya uğraştığı hâlde bir zanna varamaz ve namaz vakti de müsait olursa, dört tarafa dört namaz kılmalıdır. Eğer dört namaza yetecek kadar vakit yoksa, vaktin yettiği miktarda na-maz kılmalıdır. Örneğin, yalnızca bir namaza yetecek kadar vakit varsa, istediği herhangi tarafa, bir namaz kılma-lıdır. Elbette kıldığı namazlardan birinin kıbleye doğru olduğuna veya eğri olsa da kıblenin sağ veya sol tarafına denk gelmediğinden emin olacak şekilde kılmalıdır.

773-785- Kıblenin, iki yönden biri olduğundan emin olur veya bu hususta zannı olursa, her iki yöne doğru namaz kılmalıdır.

786- Birkaç yöne doğru namaz kılması gereken kimse, öğle ve ikindi veya akşam ve yatsı namazlarını kılmak istediğinde, ilk namazı kılınması gereken yönlere doğru kılması, daha sonra ikinci namazı kılmaya başlaması daha iyidir.

775-787- Kıblenin hangi taraf olduğundan emin olmayan kimse, namaz dışında kıbleye doğru yapılması gereken örneğin hayvanı kesmek gibi bir işi yapmak istediğinde, kendi zannına göre hareket etmelidir. Eğer zanna varmak mümkün değilse, hangi tarafa doğru yapılırsa yapılsın sahihtir.

NAMAZDA BEDENİ ÖRTMEK

776-788- Erkek namazda, kimse görmese bile avret yerini örtmelidir. Hatta göbekten dizlerine kadar örtmesi, daha iyidir.

789- Kadın namazda, saçı ve başı da dâhil olmak üzere bütün bedenini örtmelidir. Ama, yüzün abdestte yıkanan miktarını, bileklere kadar ellerini ve ayaklarını topuklara kadar örtmesi gerekmez. Ama, örtülmesi gereken miktarı örttüğünden emin olması için yüzün etrafından bir miktarını, bilek ve topuklardan bir miktar aşağısını da örtmelidir.

790- Kazaya kalmış secde veya teşehhüt hatta farz ihtiyat gereği sehiv secdesi yerine getirilirken, namazdaki gibi örtülmesi gereken yerlerin örtülmesi gerekir.

791- Namazda bilerek avret yeri örtülmezse, namaz batıl olur. Hatta hükmü bilmemek yüzünden de olsa farz ihtiyat gereği, namaz iade edilmelidir.

792- Namaz kılınırken avret yerinin açıldığı fark edilirse, örtülmesi gerekir. Bunu yapmak uzun sürecekse, farz ihtiyat gereği namaz bitirilmeli ve iade edilmelidir. Ama eğer namazdan sonra, avret yerinin namazda açıldığı anlaşılırsa, kılınan namaz sahihtir.

781-793- Ayaktayken elbise, avret yerini örter; ancak rükû ve secde gibi durumlarda örteceği belli olmazsa, açıldığı takdirde herhangi bir şeyle avret yeri örtülürse, namaz sahihtir. Ama müstehap ihtiyat gereği, öyle bir elbiseyle namaz kılınmamalıdır.

794- İnsan, namazda kendisini ot ve ağaç yaprağıyla örtebilir. Ama müstehap ihtiyat gereği, başka hiçbir şey bulunmadığı zaman bunlarla örtünmelidir.

795- Namazda örtünmek için çamurdan başka bir şey bulunmazsa, çamur örtü olmadığından çıplak olarak namaz kılınabilir.

796- Namazda örtünecek hiçbir şey bulamaz; ancak bulabileceğine ihtimal verirse, farz ihtiyat gereği namazı geciktirmelidir. Eğer bir şey bulamadıysa, vaktin sonunda vazifesine uygun olarak namaz kılar.

797- Avret yerini örtecek bir şey hatta ağaç yaprağı ve ot bulamayan ve namaz vaktinin sonuna kadar da örtecek bir şey bulabileceğine ihtimal vermeyen kimse, namaz kılmak istediğinde onu nâmahrem gördüğü takdirde, oturarak avret yerini bacaklarıyla örtüp namaz kılmalıdır. Eğer başka kimse onu görmüyorsa, ayakta namaz kılar, ön tarafını eliyle örter ve her iki durumda da rükû ve secdeyi işaretle yerine getirir ve secde için başını bir miktar aşağı eğer.

NAMAZ KILANIN ELBİSESİYLE İLGİLİ HÜKÜMLER

798- Namaz kılanın elbisesiyle ilgili olarak altı tane şart vardır.

1) Temiz olmalıdır.

2) Farz ihtiyata göre, Mubah (=gasp edilmemiş ) olmalı.

3) Lâşe hayvanın parçasından yapılmamalıdır.

4) Yırtıcı hayvanın parçasından yapılmamalı. Vacip ihtiyata göre eti yenmeyen hayvanların derisinden de olmamalıdır.

5-6) Namaz kılan, erkek ise, elbisesi halis ipek ve altın işlemeli olmamalıdır.

Bu şartlarla ilgili ayrıntılı açıklamalara, ilerideki hükümlerde değinilecektir.

1. Şart:

787-799- Namaz kılanın elbisesi temiz olmalıdır. Bilerek necis beden veya elbiseyle kılınan namaz, batıl olur.

800- Necis elbise ve bedenle kılınan namazın batıl olduğunu bilmez ve bu hükmü öğrenmemekte geçerli özrü bulunmaz ve bu yüzden necis elbise veya bedenle namaz kılarsa, namazı batıldır.

801- Geçerli özrü bulunmaksızın şer'î hükmü bilmemek yüzünden, necis olan bir şeyin örneğin necis yiyen devenin terinin necis olduğu bilinmez ve onunla namaz kılınırsa, namaz batıl olur.

802- Beden veya elbisenin necis olduğu bilinmez; ancak namazdan sonra anlaşılırsa, kılınan namaz sahihtir. Ama müstehap ihtiyat gereği, vakit olduğu durumda, namaz iade edilmelidir.

803- Beden veya elbisenin necis olduğu unutulur; ancak namazda veya namazdan sonra farkına varılırsa, namaz iade edilmelidir. Eğer vakit geçmişse, kaza edilmelidir.

804- Vakit müsait iken namaza başlayan kimse, namazda beden veya elbisesi necis olur; ancak namazın herhangi bir cüz'ünü necasetli olarak okumadan önce bunu fark ederse ya da beden veya elbisesinin necis olduğunu anlar; ancak o vakitte mi yoksa daha önce mi necis olduğundan şüpheye düşerse, beden veya elbisesini yıkaması ya da elbisesini çıkarması veya değiştirmesi, namazın bozulmasına sebep olmayacaksa, namaz hâlinde beden veya elbisesini yıkamalı ya da elbisesini değiştirmeli ya da avret yerini başka bir şey örtmüş olursa, elbiseyi çıkarmalıdır. Ama, eğer beden veya elbisesini yıkaması ya da değiştirmesi veya çıkarması namazın bozulmasına sebep olacak veya elbisesini çıkardığında çıplak kalacaksa, namazı boz-malı, temiz beden ve elbiseyle namaz kılmalıdır.

805- Vakit darlığında namaza başlayan kimse, namazda elbisesi necis olur ve namazı o şekilde kılmadan elbisesinin necis olduğunu anlar veya elbisesinin necis ol-duğunu anlar ancak o vakit mi yoksa önceden mi necis olduğundan şüpheye düşerse, elbiseyi yıkamak, değiştirmek veya çıkarmak namazı bozmayacak olursa, elbiseyi yıkamalı veya değiştirmeli ya da avret yerini bir başka şey örtmüşse, elbisesini çıkararak namazı bitirmelidir. A-ma, üzerinde avret yerini örten bir başka şey bulunmaz, elbiseyi de yıkayamaz veya değiştiremezse, elbiseyi çıkarıp çıplaklar için açıklanan hükümlere göre namazı bitirmelidir. Ama, elbiseyi yıkayacak veya değiştirecek olursa, namazı bozulur, soğuk ve benzeri bir şey yüzünden de elbiseyi çıkaramazsa, o şekilde namazı bitirmesi gerekir ve namazı sahihtir.

806- Vakit darken namaza başlayan kimsenin namazda bedeni necis olur ve necisli olarak namazın herhangi bir cüz'ünü kılmadan necis olduğunu anlar veya bedeninin ne-cis olduğunu anlar; ancak o vakit mi, yoksa önceden mi necis olduğundan şüpheye düşerse, bedeni yıkaması namazın bozulmasına sebep olmazsa yıkamalıdır; eğer namazın bozulmasına sebep olacaksa, o şekilde namazı bitirmesi gerekir ve namazı sahihtir.

807- Beden veya elbisesinin temiz olduğundan şüpheye düşen kimse, namaz kılar ve namazdan sonra beden veya elbisesinin necis olduğunu anlarsa, namazı sahihtir.

796-808- Elbisesini yıkar ve temizlendiğinden emin olur ve onunla namaz kılar; ancak namazdan sonra temizlenmemiş olduğunu anlarsa, kılınan namaz sahihtir.

797-809- Beden veya elbisede kan görülür ve kesinlikle necis kanlardan olmadığı örneğin, sivri sinek kanı olduğu bilinir; ancak namazdan sonra kendisiyle namaz kılınmayan kanlardan olduğu anlaşılırsa, kılınan namaz sahihtir.

798-810- Elbise veya bedende bulunan kanın, namazı boz-mayan necis kanlardan örneğin, çıban ve yara kanı olduğundan emin olunur [ve öylece namaz kılınır]; ancak namazdan sonra namazı bozan kanlardan olduğu anlaşılırsa, kılınan namaz sahihtir.

811- Bir şeyin necis olduğu unutularak ıslak beden veya elbise ona değdirilir ve öylece namaz kılınır ve namazdan sonra hatırlanırsa, kılınan namaz sahihtir. Ama, eğer beden ıslakken necis olduğu unutulan bir şeye değer ve ne-cis olan yer yıkanmadan gusledilir ve öylece namaz kılınırsa, alınan gusül ve kılınan namaz batıl olur. Yine herhangi bir abdest organı ıslak iken necis olduğu unutulan bir şeye dokundurulur ve ora yıkanmadan önce abdest alınıp namaz kılınırsa, alınan abdest ve kılınan namaz batıl olur.

812- Bir tek elbisesi olan kimsenin beden ve elbisesi necis olur ve yalnızca onlardan birini yıkamaya yetecek kadar suyu bulunursa, elbisesini çıkarıp bedenini yıkamalı ve namazı da çıplaklar için açıklanan hükümlere göre yerine getirmelidir. Ama havanın soğuk olmasından veya diğer bir özürden dolayı elbisesini çıkaramadığı takdirde, her iki necaset derece açısından eşit olur ise, meselâ, her ikisi de idrar veya kan olur veyahut bedenin necaseti örneğin iki kez yıkanmayla pak olan idrar gibi galiz ve şiddetli necaset olursa, farz ihtiyat gereği beden yıkanmalıdır. Eğer elbisenin necaseti daha çok veya daha şiddetli olursa, elbise veya bedenden hangisini isterse, yıkayabilir.

813- Necis elbiseden başka elbisesi olmayan kimse, vakit dar olur veya [vakit dar olmaz ancak] temiz elbise bulabileceğine ihtimal vermez, havanın soğuk olmasından veya başka bir özürden dolayı elbisesini çıkaramazsa, aynı elbiseyle namaz kılmalıdır ve bu şekilde kılınan namaz sahihtir. Ama elbisesini çıkarabilirse, namazı çıplaklar için açıklanan hükümlere göre kılması gerekir.

814- İki tane elbisesi olan kimse, onlardan birinin necis olduğunu bilir; ancak hangisinin necis olduğunu bilmez ve her ikisini de yıkayamazsa, eğer vakit müsait olursa, her iki elbiseyle namaz kılması gerekir. Meselâ, öğle ve ikindi namazı kılmak isterse, elbiselerin her birisi ile bir öğle ve bir ikindi namazı kılması gerekir. Ama, vakit dar ise, çıplaklarla ilgili olarak açıklanan şekilde namaz kılması ve farz ihtiyat gereği namazı, temiz elbiseyle kaza etmesi gerekir.

2. Şart:

815- Namaz kılanın elbisesi, mubah olmalıdır. Gasp edilmiş elbise giymenin haram olduğunu bilen kimse, bilerek gasp edilmiş elbiseyle veya ipi, düğmesi veya başka bir şeyi gasp edilmiş olan elbiseyle namaz kılarsa, farz ihtiyat gereği kıldığı namazı, gasp edilmemiş bir elbiseyle iade etmelidir.

816- Gasp edilmiş elbise giymenin haram olduğunu bilen ancak, namazı batıl ettiğini bilmeyen kimse, bilerek gasp edilmiş elbiseyle namaz kılarsa, kıldığı namazı gasp edilmemiş elbiseyle iade etmelidir.

817- Elbisesinin gasp edilmiş olduğunu bilmeyen veya unutan kimse, o elbiseyle namaz kılarsa, namazı sahihtir. Ama kendisi onu gasbetmiş olur ve onunla namaz kılarsa, farz ihtiyat gereği namazı iade etmelidir.

818- Elbisesinin gasp edilmiş olduğunu bilmeyen veya unutan kimse, namazda farkına varırsa, eğer üzerinde avret yerini örten başka bir şey olur, çabucak veya namazın mu-valatını (=peş peşe olmasını) bozmadan elbiseyi çıkarabilecekse, çıkarmalıdır ve namazı sahihtir. Eğer üzerinde avret yerini örten başka bir şey olmaz veya gasp edilmiş elbiseyi derhal çıkaramaz ya da çıkardığında namaz fiillerinin peş peşe olması bozulursa, hatta bir rekâtlık vakti bile olsa, namazı bozmalı ve gasp edilmemiş elbiseyle namaz kılmalıdır. Eğer bu kadar vakti de olmazsa, namaz hâlinde elbisesini çıkarmalı ve çıplaklar için açıklanan hükümlere göre namazını bitirmelidir.

819- Canını korumak veya örneğin gasp edilmiş elbisenin çalınmasını önlemek için, gasp edilmiş elbiseyle namaz kılan kimsenin kıldığı namaz sahihtir.

820- Bizzat zekât veya humusu verilmemiş parayla satın alınan elbiseyle kılınan namaz batıldır. Yine belli para değil de herhangi bir para karşılığı alınır ancak muamele yapıldığı zaman, humusu veya zekâtı verilmemiş paradan ödenmesi kastedilirse, aynı hüküm geçerlidir.

3. Şart:

821- Namaz kılanın elbisesi, akıcı kanı olan yani damarı kesildiğinde kanı sıçrayan ölü hayvanın parçalarından olmamalıdır. Hatta farz ihtiyat gereği, balık gibi akıcı kanı olmayan ölü hayvandan yapılan elbiseyle de namaz kılınmamalıdır.

822- Farz ihtiyat gereği, namaz kılanın üzerinde, elbisesi bile olmasa, ölü hayvanın et ve derisi gibi canı olan kısımlarından bir şey bulunmamalıdır.

811-823- Eti yenen ölü hayvanın yün ve kılı gibi canı olmayan kısımlarından bir şey namaz kılanın üzerinde olur veya onlardan yapılmış elbiseyle namaz kılınırsa, namaz sahihtir.

4. Şart:

824- Namaz kılanın elbisesi, eti yenmeyen hayvandan yapılmamalıdır. Namaz kılanın üzerinde ondan bir kıl bile olsa, namaz batıl olur.

813-825- Kedi gibi eti yenmeyen bir hayvanın salyası, sümüğü veya başka bir rutubeti namaz kılanın beden veya elbisesinde olursa, ıslak olduğu takdirde namaz batıldır; eğer kurur ve kendisi de giderilirse, namaz sahihtir.

814-826- Namaz kılanın bedeninde veya elbisesinde insan saçının, terinin veya tükürüğünün bulunmasının sakıncası yoktur. Eğer namaz kılanın yanında inci, mum ve bal olursa, yine aynı hüküm geçerlidir.

827- İster Müslüman memlekette yapılsın, ister Müslüman olmayan memlekette, eti yenen veya eti yenmeyen hayvandan yapıldığı konusunda şüpheye düşülen elbiseyle namaz kılmanın sakıncası yoktur.

828- Hayvandan olduğuna ihtimal verilen sedef düğme ve benzeriyle namaz kılmanın sakıncası yoktur. Eğer sedef olduğu bilinir; ancak sedefte et olmadığına ihtimal verilirse, onunla namaz kılmanın sakıncası yoktur.

829- Sincap ve as postuyla namaz kılmanın sakıncası yoktur.

830- Eti yenmeyen bir hayvandan olduğu bilinmeyen bir elbiseyle namaz kılmak sahihtir. Ama eğer unutularak kılınırsa, farz ihtiyat gereği namaz iade edilmelidir.

5. Şart:

819-831- Erkekler için altın dokumalı elbise giymek haramdır ve bu elbiseyle kılınan namaz batıldır. Ama kadının, namazda ve namaz dışında altın dokumalı elbise giymesinin sakıncası yoktur.

832- Erkeğin altın ziynet kullanması örneğin, boynuna altın zincir, parmağına altın yüzük, koluna altın saat takması, haramdır ve onunla kılınan namaz batıldır. Farz ihtiyat gereği, altın gözlük kullanmaktan da sakınılmalıdır. A-ma kadının namazda ve namaz dışında altını ziynet olarak kullanması sakıncasızdır.

821-833- Yüzük veya elbisesinin altından olduğunu bilmeyen veya unutan ve onunla namaz kılan erkeğin kıldığı na-maz sahihtir.

[6. Şart:]

834- Namaz kılan erkeğin elbisesi saf ipek kumaştan olmamalıdır. Namaz dışında da erkeğin bu tür elbise giymesi haramdır. Farz ihtiyat gereği, takke ve kemer gibi tek başına avret yerini örtmeyecek kadar küçük olan şeyler de halis ipekten olmamalıdır.

823-835- Erkeğin, astarının hepsi veya bir kısmı saf ipekten olan elbiseyi giymesi haramdır ve onunla kılınan namaz batıldır.

824-836- Saf ipekten mi, yoksa başka kumaştan mı olduğu bilinmeyen elbiseyi giymenin sakıncası yoktur ve onunla kılınan namaz sahihtir.

825-837- İpek mendil veya benzeri bir şeyin erkeğin ce-binde olmasının sakıncası yoktur ve namazı da batıl et-mez.

826-838- Kadının namazda veya namaz dışında ipek elbise giymesinin sakıncası yoktur.

[ELBİSE VE ŞARTLARIYLA İLGİLİ DİĞER HÜKÜMLER]

839- Çaresizlik hâlinde, gasp edilmiş, saf ipek kumaştan yapılmış, altın dokumalı ve ölü hayvandan yapılmış elbiseyi giymenin sakıncası yoktur. Başka elbisesi olmayan kimse, elbise giymek zorunda olursa, vaktin sonuna kadar da bu durumu devam ederse, bu elbiselerle namaz kılabilir.

840- Gasp edilmiş ve ölü hayvandan yapılmış elbiseden başka elbisesi olmayan ancak elbise giymek zorunda bulunmayan kimse, çıplakların kıldığı şekilde namaz kılmalıdır.

841- Eti yenmeyen hayvandan yapılan elbiseden başka elbisesi olmayan ve elbise giymek zorunda bulunan kimse, o elbiseyle namaz kılabilir. Eğer elbise giymek zorunda kalmazsa, çıplakların kıldığı şekilde namaz kılmalıdır ve farz ihtiyat gereği bir namaz da o elbiseyle kılmalıdır.

842- Erkeğin saf ipek veya altın dokumalı elbiseden başka elbisesi bulunmaz ve elbise giymek zorunda da olmazsa, çıplakların kıldığı şekilde namaz kılmalıdır.

830-843- Namazda avret yerini örtecek bir şeyi bulunmayana kiralayarak veya satın alarak bile olsa böyle bir şeyi hazırlaması farzdır. Ama onu hazırlamak, gücünün ötesinde bir parayı gerektirirse veya parayı elbiseye harcadığı takdirde durumuna zarar verecek ve onu etkileyecek olursa, çıplakların kıldığı şekilde, namaz kılması gerekir.

831-844- Elbisesi olmayan kimseye, başka birisi elbise bağışlar veya ödünç verirse, verilen şeyi kabul etmek onun için meşakkatli olmadığı takdirde, kabul etmesi gerekir. Hatta ödünç veya bağış talebinde bulunmak onun için zor olmazsa, elbisesi olan kimseden ödünç veya bağış istemelidir.

845- Farz ihtiyat gereği insan, dikimi, rengi veya kumaşı açısından giymek isteyenin durumuna uygun olmayan şöhret elbisesini giymekten sakınmalıdır. Ama o elbiseyle namaz kılmanın sakıncası yoktur.

846- Farz ihtiyat gereği erkek, kadın elbisesi ve kadın da erkek elbisesi giymemelidir. Ama o elbiseyle namaz kılmanın sakıncası yoktur.

847- Yatarak namaz kılması gereken kimse, eğer çıplak olur, yorgan veya yatağı necis veya halis ipek veya eti yenmeyen hayvanın parçalarından yapılmış olursa, farz ihtiyat gereği namazda bunlarla örtünmemelidir.

NAMAZDA BEDEN VE ELBİSENİN TEMİZ OLMASI GEREKMEYEN DURUMLAR

848- İleride ayrıntıları açıklanacak şu üç durumda, ne-cis beden veya elbiseyle kılınan namaz sahihtir:

1) Bedende bulunan yara, cerahat veya çıban vasıtasıyla elbisesi veya bedeni kana bulaşırsa.

2) Beden veya elbisesi bir dirhemden [yaklaşık işaret parmağının bir boğumundan] daha az kana bulaşmış olursa.

3) Necis elbise veya bedenle namaz kılmaya mecbur kalırsa.

Şu iki durumda da yalnızca necis elbiseyle kılınan namaz sahihtir:

1) Çorap ve takke gibi küçük elbiseleri necis olursa.

2) Çocuğa bakan bir kadının elbisesi necis olursa.

Bu beş durumla ilgili ayrıntılar sonraki hükümlerde açıklanacaktır.

849- Namaz kılanın bedeninde veya elbisesinde yara, cerahat veya çıban kanı bulunur ve beden veya elbiseyi yıkamak ya da elbiseyi değiştirmek halkın çoğu için veya sadece o kimse için zor olursa, yara, cerahat veya çıban iyileşmedikçe, o kanla namaz kılabilir. Yine kanla gelen pislik veya yara üzerine konulan ilaç necis olur ve elbise ve bedenine bulaşırsa, aynı hüküm geçerlidir.

850- Çabuk iyileşen ve yıkanması kolay olan yara ve kesikten gelen kan, namaz kılanın elbise veya organında bulunursa, onunla kılınan namaz batıldır.

851- Elbise veya bedenin yaraya uzak olan bir yeri, yaranın rutubetiyle necis olursa, onunla namaz kılmak caiz değildir. Ama eğer normalde elbise veya bedenden rutubete bulaşan miktarı o rutubetle necis olursa, onunla namaz kıl-manın sakıncası yoktur.

852- Ağız, burun ve benzeri organın içinde bulunan yaradan gelen kan, beden veya elbiseye bulaşırsa, farz ihtiyat gereği onunla namaz kılınmamalıdır. Ama memeleri içerde bile olsa basur kanıyla namaz kılınır.

853- Bedeninde yara olan bir kimse, beden veya elbisesinde kan görür ve yaranın kanı mı, yoksa başka bir kan mı olduğunu bilmezse, onunla namaz kılmasının sakıncası yoktur.

841-854- Bedende birkaç yara olur ve bir tek yara hesap edilecek şekilde birbirlerine yakın olurlarsa, hepsi iyileşmedikçe, onların kanıyla namaz kılmanın sakıncası yoktur. Ama her biri tek başına bir yara sayılacak kadar birbirlerinden uzak olurlarsa, hangisi iyileşirse, namaz kılmak için o yaradan elbise veya bedene bulaşan kan yıkanmalıdır.

855- Namaz kılanın beden veya elbisesinde iğne ucu kadar hayız (=âdet) veya nifas (=lohusalık) kanı bulunursa, namaz batıl olur. Farz ihtiyat gereği, istihaze kanı da olmamalıdır. Ama insanın kanı, eti yenen hayvanın, köpeğin, domuzun, kâfirin, ölü hayvanın ve eti yenmeyen hayvanın kanı namaz kılanın beden veya elbisesinin bir kaç yerinde olsa da, üst üste bir dirhemden [işaret parmağının bir boğumundan] az oldukları takdirde, onunla namaz kılmanın sakıncası yoktur. Ancak köpek, kâfir, ölü hayvan ve eti yenmeyen hayvanın kanından sakınmak, müstehap ihtiyattır.

856- Astarsız elbiseye dökülüp arkasından çıkan kan, bir kan olarak hesap edilir; ama onun arkasına ayrı bir kan değmişse, farz ihtiyat gereği her birini ayrı hesap etmek gerekir. O hâlde elbisenin yüzü ve arkasındaki kan üst üste dirhemden [işaret parmağının bir boğumundan] daha az olursa, onunla namaz sahihtir; eğer fazla olursa, namaz batıldır.

857- Kan, astarlı elbisenin üstüne dökülür ve astarına da ulaşır veya astarına dökülür de elbisenin yüzü de kan olursa, her birini ayrı hesap etmek gerekir. O hâlde elbisenin üstünde ve astarında olan kan, birlikte dirhemden [işaret parmağının bir boğumundan] az olursa, onunla namaz sahihtir; eğer daha fazla olursa, namaz batıldır.

858- Beden veya elbisede olan kan, dirhemden [işaret parmağının bir boğumundan] az olur ve rutubet ona ulaşırsa, kan ve ona ulaşan rutubet, dirhem [bir boğum] ölçüsünde veya daha fazla olduğu ve etrafa bulaştığı takdirde, onunla namaz batıl olur. Hatta kan ve rutubet, dirhem [bir boğum] kadar olmasa ve etrafa bulaşmasa bile, onunla namaz kılmak sakıncalıdır. Eğer rutubet kanla karışıp kaybolursa, namaz sahihtir.

859- Elbise veya beden kanlanmayıp kana değmek sonucu necis olursa, necis olan kısım dirhemden [işaret parmağının bir boğumundan] az bile olsa, onunla namaz kı-lınmaz.

860- Elbise veya bedende bulunan kan, dirhemden [işaret parmağının bir boğumundan] az olur ve başka bir necaset ona değerse, meselâ, bir damla idrar onun üzerine düşerse, onunla namaz kılmak caiz değildir.

861- Namaz kılanın takke ve çorap gibi avret yerini örtmeyecek kadar küçük olan elbiseleri necis olursa, lâşe ve eti yenmeyen hayvandan yapılmadığı takdirde, onlarla kılınan namaz sahihtir ve yine necis yüzükle namaz kılmanın sakıncası yoktur.

862- [Farz] ihtiyat gereği, kendisiyle avret yeri örtülebilen necis bir şey, namaz kılanın üzerinde olmamalıdır. Ama bu meseleyi bilmeyen kimse, bir müddet bu şekilde namaz kılmışsa, o namazları kaza etmesi gerekmez.

863- Çocuk bakıcısı olan bir kadının, birden fazla elbisesi olmazsa, eğer yirmi dört saatte bir defa elbisesini yıkarsa, sonraki güne kadar o elbise çocuğun idrarından ne-cis olsa bile, aynı elbiseyle namaz kılabilir. Ama farz ihtiyat gereği, elbisesini yirmi dört saat içinde hangi namazdan önce necis olmuşsa, o namaz için yıkamalıdır. Yine birden fazla elbisesi olur da onların hepsini giymesi gerekiyorsa, bunların hepsini yirmi dört saat içerisinde açıklandığı üzere bir kere yıkarsa kafidir.

Namaz Kılanın Elbisesiyle İlgili Müstehaplar

864- Namaz kılanın elbisesiyle ilgili müstehapların baş-lıcaları şunlardır:

1) Başa sarık takıp bir ucunu çene altından geçirmek.

2) Aba giymek.

3) Beyaz elbise giymek.

4) En temiz elbiseler giymek.

5) Güzel koku kullanmak

6) Akik yüzük takmak.

Namaz Kılanın Elbisesiyle İlgili Mekruhlar

865- Namaz kılanın elbisesiyle ilgili olarak mekruh olan şeylerden bazıları şöyledir:

1) Siyah veya kirli veyahut dar elbiselerin giyilmesi.

2) İçki içen ve necasetten kaçınmayan insanın elbisesinin giyilmesi.

3) Üzerinde resim bulunan elbiselerin giyilmesi.

4) Elbiselerin düğmesinin açık olması.

5) Üzerinde resim bulunan yüzüğün takılması.

NAMAZ KILANIN MEKÂNI

Namaz kılınan yerle ilgili olarak bir kaç şart vardır:

1. Şart: Namaz kılınan yer, mubah olmalıdır.

866- Gasp edilmiş bir mülkte kılınan namaz, halı, sedir ve benzeri şeyler üzerinde bile olsa, batıldır. Ama, gasp edilmiş çatı ve çadır altında namaz kılmanın mahzuru yoktur.

867- Menfaati başkasına ait olan bir mülkte, menfaate sahip olan kimsenin izni olmaksızın kılınan namaz batıldır. Meselâ, kiralanmış bir evde, ev sahibi veya başka birisinin, evi kiralayan kimsenin izni olmaksızın kıldıkları namaz batıldır. Yine üzerinde başkasının hakkı bulunan bir mülkte namaz kılmanın hükmü aynıdır. Meselâ ölü, malının üçte birinin belli bir yere harcanmasını vasiyet etmişse, vasiyet edilen üçte bir miktar ayrılmadıkça, o mülkte namaz kılınmaz.

868- Camide oturmakta olan bir kimsenin yerini başka birisi gasp eder ve orada namaz kılarsa, farz ihtiyat gereği namazını başka bir yerde iade etmelidir.

869- Gasp edilmiş olduğunu bilmediği bir yerde namaz kılar ve namazdan sonra, gasp edilmiş olduğunu bilir veya gasp edilmiş olduğunu unuttuğu bir yerde namaz kıldığını na-mazdan sonra hatırlarsa, namazı sahihtir; ancak kendisi gasp etmiş olursa, bu durumda farz ihtiyat gereği namazı batıldır.

870- Namaz kılınan yerin gasp edilmiş olduğu bilinir; ama, gasp edilmiş yerde kılınan namazın batıl olduğu bi-linmez ve orada namaz kılınırsa, namaz batıl olur.

871- Farz namazı binek üzerinde kılmak zorunda olan bir kimsenin, bindiği hayvan veya eyeri gasp edilmiş olursa, kılınan namaz batıldır. Hatta müstehap namaz bile kılınsa, yine aynı hüküm geçerlidir.

872- Bir mülkte başka birisiyle ortak olan kimsenin hissesi ayrılmamışsa, ortağının izni olmaksızın, o mülkte tasarrufta bulunamaz ve namaz kılamaz.

873- Bizzat humus ve zekâtı verilmeyen bir parayla satın alınan mülkte tasarrufta bulunmak haramdır ve onda kılınan namaz batıldır. Eğer belli para karşılığı değil de herhangi bir para karşılığı alınır; ancak alış zamanı humus veya zekâtı verilmemiş maldan ödenmesi kastedilirse, yine aynı hüküm geçerlidir.

862-874- Mülk sahibi diliyle namaz kılmaya izin verdiği hâlde kalben razı olmadığı bilinirse, o mülkte kılınan namaz batıldır. İzin vermediği hâlde, kalben razı olduğu kesin olarak bilinirse, namaz sahihtir.

875- Humus veya zekât borcu olan bir ölünün mülkünde tasarrufta bulunmak haram ve orada kılınan namaz batıldır. Fakat mezkur borç verilir veyahut ihmalkârlık etmeden vermeye kararlı olurlarsa, sakıncası yoktur.

876- Halka borcu olan bir ölünün mülkünde tasarrufta bulunmak haram ve orada kılınan namaz batıldır. Ama, ö-lüyü kaldırmak için normalde yapılan cüzi tasarrufların mahzuru yoktur. Yine eğer borcu malından az olur ve mirasçılar da ihmalkârlık etmeden borcunu vermeyi kararlaştırırlarsa, tasarrufta bulunmanın mahzuru yoktur.

877- Ölünün borcu olmaz; ama, mirasçılardan bazısı o an için hazır olmaz veya bulûğ çağına ermemiş veyahut deli olursa, o mülkte yapılan tasarruf haram ve kılınan namaz batıldır. Ama ölüyü kaldırmak için normalde yapılan cüzi tasarrufların mahzuru yoktur.

878- Müşteriler için hazırlanmış otel, hamam ve benzeri yerlerde namaz kılmanın mahzuru yoktur. Ancak, sahibinin razı olacağına güven hâsıl olmazsa, namazın sahih olduğunu söylemek zordur. Ama bu gibi yerlerin dışında, ancak mülk sahibi izin verdiği veya namaz kılmak için izin verdiği anlaşılacak bir söz söylediği takdirde -meselâ, mül-künde oturması ve uyuması için bir kimseye izin verir ve bunlardan, namaz kılmak için de izin verdiği anlaşılmış olursa- namaz kılınabilir.

879- Köyden uzak ve hayvan otlağı olan geniş arazilerde, sahibi razı olmasa da namaz kılmak, oturmak ve uyumanın sakıncası yoktur. Etrafına duvar çekili olmayan ve köye yakın ziraat alanlarında da onların sahibi küçük veya deli de olsa, namaz kılmanın, oradan geçmenin ve diğer cüzi tasarrufların sakıncası yoktur. Ama, sahiplerinden birisi razı olmazsa, tasarrufta bulunmak haram ve kılınan namaz batıldır.

2. Şart: Namaz kılınan yer hareketsiz olmalıdır.

880- Eğer vaktin darlığı veya başka bir sebepten dolayı çaresiz kalınır da otomobil, tren ve gemi gibi hareket hâlinde olan bir araçta namaz kılınırsa, mümkün olduğu kadarıyla hareket hâlinde bir şey okunmamalı ve kıble yönünden döndüklerinde, kıble yönüne dönülmelidir.

881- Hareket hâlinde olmayan otomobil, tren, gemi ve benzeri şeylerde namaz kılmanın sakıncası yoktur.

869-882- Buğday, arpa ve benzeri şeylerin yığınları üzerinde hareketsiz durmak mümkün olmadığı için, namaz batıl olur.

883- Rüzgâr, yağmur yağma ihtimali olması, insan kalabalığı ve benzeri şeyler yüzünden namazın bitirileceğine güvenilmeyen yerlerde, bitirileceği ümidiyle namaza başlanırsa, sakıncası yoktur ve bir engelle karşılaşılmazsa, kılınan namaz sahihtir. Kılınması haram olan yerde, meselâ, yıkılması yakın olan bir çatı altında, namaz kılınmamalıdır; ama eğer kılınırsa, kılınan namaz batıl olmaz. Yine üzerinde oturulması ve durulması haram olan meselâ, üzerine Allah ismi yazılı bir yaygı üzerinde, namaz kılınmamalıdır; ama kılınırsa, kılınan namaz sahihtir.

3. Şart: Çatısı alçak olup altında düzgün durulamayan veya rükû ve secde için müsait olmayan küçük yerde namaz kılınmamalıdır. Eğer böyle bir yerde namaz kılmak zorunda kalınırsa, mümkün olduğu kadar kıyam, rükû ve secdeler yerine getirilmelidir.

884- Edebe riayet edilip Resulullah Efendimizin ve Ehlibeyt İmamlarının (onların hepsine selâm olsun) kabirlerinden ileride namaz kılınmamalıdır. Namaz kılmak saygısızlık sayılırsa haram olur; ama namaz batıl olmaz.

885- Namazda o zatların pak türbeleri ile kendisi arasında duvar gibi bir şeyin olması sonucu saygısızlık sayıl-mazsa, kabirden ileride namaz kılmanın sakıncası yoktur. Ama yalnızca, mezar üzerine yapılan sanduka ve anıtın ve çekilen örtünün fasıla olması, yeterli değildir.

4. Şart: Namaz kılınan yer necis ise, beden veya elbiseye bulaşacak kadar ıslak olmamalıdır. Ama, alnın koyulduğu yer necis olursa, kuru bile olsa namaz batıldır. Müs-tehap ihtiyat gereği, namaz kılınan yer asla necis olmamalıdır.

886- Kadının erkekten geride durması ve secde yerinin erkeğin durduğu yerden biraz geride olması, müstehap ihtiyattır.

887- Kadın, erkeğin hizasında veya biraz önde olur ve aynı anda namaza başlarlarsa, namazı iade etmeleri, daha iyidir.

888- Kadınla erkek arasında duvar, perde veya başka bir şey olursa, namazları sahihtir ve müstehap ihtiyat gereği iade etmek, artık söz konusu değildir.

5. Şart: Namazda alnın koyulduğu yer, dizlerin koyulduğu yerden dört kapalı parmak miktarı aşağıda veya yüksekte olmamalıdır. Farz ihtiyat gereği, alnın yeri ayak başparmağının koyulduğu yerden de denilen miktardan aşağıda veya yüksekte olmamalıdır.

889- Nâmahrem erkek ve kadının tenha olarak bir yerde bulunmaları caiz değildir ve orada namaz kılmamaları da ihtiyat gereğidir; ancak kıldıkları takdirde, namaz batıl olmaz.

890- Saz ve benzeri şeylerin çalındığı yerde kılınan namaz batıl değildir; ama onları dinlemek haramdır.

891- Kâbe'nin içinde ve damı üzerinde farz namaz kıl-mak mekruhtur; ama çaresizlik anında sakıncası yoktur.

879-892- Kâbe'nin içinde ve damı üzerinde müstehap namaz kılmanın sakıncası yoktur. Hatta Kâbe'nin içinde her rükne[6] doğru iki rekât namaz kılmak müstehaptır.

Namaz Kılınması Müstehap Olan Yerler

880-893- Namazı camide kılmak, mukaddes İslâm şeriatında çok tavsiye edilmiştir. Mescitlerin en faziletlisi Mes-cid-i Haram'dır [Kâbe ile çevresindeki sahadır]. Sonra Mes-cid-i Nebevî'dir. Daha sonra Kûfe Mescid'i, ondan sonra Beyt-ül Mukaddes, ondan sonra her şehrin büyük mescidi, sonra mahalle mescidi ve mahalle mescidinden sonra da pazar mescididir.

894- Kadınların evde, hatta yatak odasında ve arkadaki odalarda namaz kılmaları daha iyidir. Ama, kendilerini nâ-mahremden tam olarak koruyabilirlerse, camide namaz kıl-maları daha iyidir.

882-895- Ehlibeyt İmamları'nın (hepsine selâm olsun) haremlerinde namaz kılmak müstehaptır; hatta mescitten daha faziletlidir. Hazret-i Emir'ül-Müminin Ali'nin (ona selâm olsun) mutahhar hareminde kılınan namaz iki yüz bin namaza bedeldir.

883-896- Mescide çok gitmek ve cemaati olmayan mescide gitmek müstehaptır. Mescidin komşusunun, bir özrü olmadıkça cami dışında namaz kılması mekruhtur.

884-897- Mescide gitmeyen kimse ile yemek yememek, işlerde onunla müşavere etmemek, ona komşu olmamak ve ona kız verip almamak müstehaptır.

Namaz Kılınması Mekruh Olan Yerler

898- Şu yerlerde namaz kılmak mekruhtur:

1) Hamamda.

2) Tuzlada.

3) İnsan karşısında.

4) Açık kapı karşısında.

5) Geçen insanlara zahmet vermediği takdirde yol, cad-de ve sokakta; eğer zahmet verirse haramdır.

6) Ateş ve lamba karşısında.

7) Mutfakta.

8) Ateşlik olan her yerde.

9) İdrar edilen kuyu ve çukur karşısında.

10) Ruhu olan şeylere ait resim ve heykellerin karşısında; ancak bunların üstü perdeyle örtülürse mekruh olmaz.

11) Cünüp olan kimsenin bulunduğu odada.

12) Namaz kılanın yüzüne karşı olmasa bile resim bulunan yerde.

13) Mezar karşısında.

14) Mezar üzerinde.

15) İki kabir arasında.

16) Mezarlıkta.

886-899- Halkın geçtiği yerlerde veya bir kimsenin karşısında namaz kılan kimsenin, çubuk veya ip parçası da olsa önüne bir şey koyması müstehaptır.

MESCİTLERE AİT HÜKÜMLER

900- Mescidin yerini, tavanını, çatı ve duvarlarının iç kısmını necis etmek haramdır; bunların necis olduğunu anlayan herkesin derhal necaseti gidermesi gerekir. Farz ihtiyat gereği, duvarın dış kısmı da necis edilmemelidir ve necis olduğu takdirde, necaseti derhal giderilmelidir. Ancak vakfeden kimse, duvarın dış kısmını mescidin bir parçası saymazsa, o zaman necasetin giderilmesi gerekmez.

901- Bir kimse mescidi temizleyemez veya yardıma ihtiyacı olur da bulamazsa, mescidi temizlemek ona farz olmaz. Ama bu, mescide hürmetsizlik olursa, farz ihtiyat gereği temizleme işini yapabilecek kimseye haber vermelidir.

902- Mescidin bir yeri, kazılmadan veya bozulmadan temizlenemeyecek şekilde necis olursa, ora kazılmalı veya fazla bozulması gerekmiyorsa bozulmalıdır. Kazılan yerin doldurulması ve bozulan yerin yapılmasıyla ilgili harcamalar, necis eden kimsenin üzerinedir. Mescidi temizlemek a-macıyla bu işleri yapanlara, kazılan yeri doldurmak ve tahrip edilen yeri yapmak farz değildir. Ama necis eden kimse kazmış veya bozmuş olursa, mümkün olduğu takdirde doldurmalı ve tamir etmelidir.

903- Bir mescit gasp edilir ve yerine ev veya başka bir şey yapılır ve halk artık ona mescit demezse, yine onun necis edilmesi haram ve necis olduğunda temizlenmesi, farz ihtiyat gereğidir.

904- Ehlibeyt İmamlar'ının (hepsine selâm olsun) haremlerini necis etmek haramdır. Eğer necis olur ve necis kalması hürmetsizlik sayılırsa, temizlenmesi farzdır. Farz ihtiyat gereği hürmetsizlik sayılmasa da, temizlenmesi gerekir.

905- Mescidin hasırı necis olursa, farz ihtiyat gereği yıkanmalıdır. Ama eğer yıkama vasıtasıyla dağılacaksa ve necis yeri kesmek daha iyi olursa, kesilmesi gerekir. Eğer necis eden kimse keserse, kendisi tamir etmelidir.

906- Hürmetsizlik sayıldığı takdirde kan gibi necasetin mescide götürülmesi haramdır. Yine hürmetsizlik sayıldığı takdirde, necis olan bir şeyin de mescide götürülmesi haramdır.

894-907- Mescitte mersiye ve ağıt okumak için çadır kurulmasının, yaygı serilmesinin, siyah parçaların asılmasının ve çay malzemesinin getirilmesinin, mescide zarar vermediği ve namaz kılanlara engel olmadığı müddetçe sakıncası yoktur.

908- Farz ihtiyat gereği, mescit altınla süslenmemelidir ve yine mescide insan ve hayvan gibi ruhu olan şeylerin resimleri çizilmemelidir. Gül ve fidan gibi ruhu olmayan şeylerin resimlerini çizmek de mekruhtur.

896-909- Mescit tahrip olsa da, satılmaz, mülk ve yola da katılmaz.

897-910- Mescidin kapı ve pencere gibi şeylerinin satılması haramdır. Eğer mescit tahrip olursa, bunlar yalnızca o mes-cidin tamirinde kullanılabilir. Eğer o mescitte bir işe yaramazsa, başka bir mescitte kullanılmalıdır. Başka mescitlerde de işe yaramazsa, satılabilir ve parası mümkün olduğu takdirde yalnızca o mescidin tamirinde kullanılır. O mescitte kullanılmazsa, diğer mescitlerin tamirinde kullanılır.

898-911- Mescit yapmak ve bozulmaya yüz tutmuş mescidi tamir etmek müstehaptır. Eğer mescit, tamir edilemeyecek şekilde tahrip olursa, yıkılıp yeniden yapılabilir. Hatta tahrip olmamış mescit, halkın ihtiyacı için yıkılıp daha da büyütülebilir.

899-912- Mescidi temizlemek ve lambasını yakmak müste-haptır. Mescide gitmek isteyen kimsenin güzel koku sürmesi, temiz ve kıymetli elbise giymesi, necaseti bulundurmaması için ayakkabılarının altını kontrol etmesi, mescide girerken önce sağ ayağı atması ve çıkarken de önce sol ayağı dışarı atması müstehaptır. Yine herkesten önce gelip herkesten sonra mescitten çıkmak da müstehaptır.

900-913- Mescide girildiğinde tahiyyet [mescit sahibini tazim] ve mescide saygı niyetiyle iki rekât namaz kılmak müs-tehaptır. Eğer farz namaz veya başka bir müstehap namaz da kılınırsa kafidir. [Tahiyyet'ül-mescid namazı yerine geçer.]

901-914- Mecbur kalmadıkça mescitte yatmak ve dünya işleriyle ilgili konularda konuşmak, zanaatla meşgul olmak ve içeriği nasihat ve benzeri konular olmayan şiirleri okumak mekruhtur. Yine mescide tükürük, sümük ve balgam atmak, kaybolmuş bir şeyi talep etmek için sesi yükseltmek mekruhtur. Ama ezan için sesi yükseltmenin sakıncası yoktur.

915- Deli ve çocuğun mescide girmesine müsaade etmek mekruhtur. Soğan, sarmısak ve benzeri şeyleri yiyip ağzının kokusu halkı rahatsız eden kimsenin de mescide gitmesi mekruhtur.

EZAN VE İKAMET

916- Günlük farz namazlardan önce, erkek ve kadınların ezan okuyup ikamet getirmeleri müstehaptır. Ama Ramazan ve Kurban Bayramı namazlarından önce, üç defa "es-salât" denmesi müstehaptır. Diğer farz namazlardan önce de, recâ kastıyla (=sevap elde etme ümidiyle) üç defa "es-salâh" denilir.

904-917- Çocuğun dünyaya geldiği ilk gün veya göbeği düşmeden önce sağ kulağına ezan ve sol kulağına da ikamet okunması müstehaptır.

905-918- Ezan on sekiz cümleden ibarettir:

Dört defa: "Ellahu ekber"...........................................  اَللَّهُ اَكْبَرُ

İki defa: "Eşhedu en la ilâhe illellah" …. اَشْهَدُ اَنْ لاَ اِلهَ اِلاَّ اللَّهُ

İki defa: "Eşhedu enne Muhemmeden

                  resûlullah" ……………….   اَشْهَدُ اَنَّ مُحَمَّداً رَسُولُ اللَّهُ

İki defa: "Heyye ele's-selâh" ………………..  حَىَّ عَلَى‌ الصَّلوةِ

İki defa: "Heyye ele'l-felâh"  ………………..  حَىَّ عَلَى‌ الْفَلاَحِ

İki defa: "Heyye ela heyr'il-emel" ……...  حَىَّ عَلَى خَيْرِ الْعَمَل‌ِ

İki defa: "Ellahu ekber" ……………………………...  اَللَّهُ اَكْبَرُ

İki defa: "La ilâhe illellah" ……………………….  لاَ اِلَهَ اِلاَّ اللَّهُ

İkamet on yedi cümleden ibarettir. Şöyle ki, ezanın evvelinde denilen "Ellahu ekber" cümlesinden ikisi ve ezanın sonunda okunan "La ilâhe illellah" cümlesinden biri azaltılır. "Heyye ‘ela heyr'il-‘emel" dendikten sonra iki defa "Ked kâmet'is-selâh" ( قَدْ قَامَتِ الصَّلوَةُ ) cümlesi ilave edilir.

906-919- "Eşhedu enne ‘Eliyyen veliyyullah" (اَشْهَدُ اَنَّ عَلِيّاً وَلِىُّ اللَّهِ) cümlesi ezan ve ikametin bir parçası değildir. Ama "Eşhe-du enne Muhemmeden resûlullah" cümlesinden sonra kur-bet (=Allah'a yakınlık) kastıyla denilmesi iyidir.

EZAN VE İKAMETİN ANLAMI

Ellahu ekber: Yüce Allah nitelendirilemeyecek derecede büyüktür.

Eşhedu en la ilâhe illellah: Şahadet ederim ki tek ve eşsiz olan Allah'tan başka tapılmaya layık bir ilâh yoktur.

Eşhedu enne Muhemmeden resûlullah: Şahadet ederim ki Hazret-i Muhammed b. Abdullah (Allah ona ve Ehlibeyti'ne rahmet etsin) Allah tarafından gönderilmiş peygamber ve elçidir.

Eşhedu enne ‘Eliyyen Emîr'ul-Mu'minîne veliyyullah: Şahadet ederim ki Hz. Ali (ona salat ve selâm olsun), müminlerin emiri ve bütün yaratılmışlar üzerine Allah'ın velisidir.

Heyye ‘ele's-selâh: Kalkın namaza.

Heyye ‘ele'l-felâh: Acele edin kurtuluşa.

Heyye ‘ela heyr'il-‘emel: Bütün işlerin en hayırlısı olan (namaz)a koşun.

Ked kâmet'is-selâh: Namaz başlamak üzeredir.

La ilâhe illellah: Tek ve eşsiz olan Allah'tan başka ibâdete layık bir ilâh yoktur.

907-920- Ezanla ikamet arasında çok fasıla verilmemelidir. Eğer normalden fazla ara verilirse, yeniden okunmalıdır.

908-921- Ezan ve ikamette sesi boğaza indirip gına yapmak, yani oyun ve eğlence meclislerinde okunan şarkı gibi ezan okumak ve ikamet getirmek haramdır. Gına derecesine varmayacak şekilde okumak ise, mekruhtur.

922- Beş namazda ezan sakıt olur (=kalkar):

1) Cuma günü kılınan ikindi namazı.

2) Zilhicce ayının dokuzu Arefe gününde kılınan ikindi namazı.

3) Meş'ar'ül-Haram'da olan kimsenin Kurban Bayramı gecesi kıldığı yatsı namazı.

4) Müstehaze kadının kıldığı ikindi ve yatsı namazı.

5) Kendisinden idrar ve gaita çıkmasını önleyemeyen kimsenin kıldığı ikindi ve yatsı namazı.

Bu beş namazda, önceki namazla buna ara verilmediği veya çok az bir fasıla verildiği takdirde, ezan sakıt olur. Ancak nafile namazlarla ve namazdan sonra okunması müs-tehap olan dualarla ara verilmesinin zararı yoktur.

910-923- Cemaat namazı için ezan ve ikamet getirilmişse, o cemaatle namaz kılan kimse kendi namazı için ezan ve ikamet getirmemelidir.

924- Cemaatle namaz kılmak için camiye gider ve ce-maat namazının bittiğini görürse, cemaat için ezan ve ikamet getirilmiş olduğu takdirde, saflar bozulup cemaat dağılmadıkça, kendi namazı için ezan ve ikamet getiremez.

925- Cemaat namazı kılınırken veya cemaat namazı yeni bitmiş ve henüz saflar dağılmamışken, münferit olarak (=yalnız başına) namaz kılmanın veya düzenlenen başka bir cemaat namazına katılmak istenirse, üç şartla insanın üzerinden ezan ve ikamet kalkar:

1) Kılınan namaz için ezan ve ikamet okunmuş olur.

2) Kılınan cemaat namazı batıl olmaz.

3) Kılınacak olan namaz ile kılınan cemaat namazı bir mekanda olur. O hâlde, cemaat namazı caminin içinde kılınır, insan da caminin damı üzerinde namaz kılmak isterse, ezan ve ikamet okuması müstehaptır.

926- Önceki hükümde açıklanan şartların ikincisinde yani cemaat namazının sahih olup olmadığından şüpheye düşülürse, insanın üzerinden ezan ve ikamet kalkar. Ama diğer iki şarttan birinde şüpheye düşülürse, ezan ve ikamet getirilmesi müstehaptır.

927- Başkasının okuduğu ezan ve ikameti işiten kimsenin, duyduğu her kısmı tekrarlaması müstehaptır. Ama i-kamette, "Heyye ‘eles-selâh" cümlesinden, "Heyye ‘ela hey-r'il-‘emel" cümlesine kadar olan kısmı, sevap ümit ederek söylemelidir.

928- Başkasının okuduğu ezan ve ikameti işitmiş olan kimse, ister onunla tekrarlamış olsun, ister tekrarlamamış olsun, ezan ve ikamet ile, kılmak istediği namaz arasında fazla fasıla olmamışsa, namaz için ezan ve ikamet okumayabilir.

929- Erkek, kadının okuduğu ezanı zevk maksadıyla dinlerse, üzerinden ezan kalkmaz. Zevk alma maksadı olmasa da, ezanın kalkması şüphelidir.

930- Cemaat namazı için ezan ve ikameti erkek okumalıdır. Ama kadınların düzenlediği cemaat namazında ka-dının ezan ve ikamet okuması yeterlidir.

931- İkamet ezandan sonra getirilmelidir; ezandan önce getirilirse, sahih olmaz.

919-932- Ezan ve ikametin kelimeleri arasında sıra gözetil-mezse, örneğin "Heyye ‘ele'l-felâh" cümlesi "Heyye ‘ele's-selâh" cümlesinden önce okunursa, sıra gözetilmeyen yerden yeniden okunmalıdır.

933- Ezanla ikamet arası fazla uzatılmamalıdır. Ezanla ikamet arasında, "okunan ezan bu ikamete aittir" denmeyecek kadar fasıla verilirse, ezan ve ikametin yeniden okunması müstehaptır. Aynı şekilde ezan ve ikamet ile namaz arasında, "okunan ezan ve ikamet bu namaza aittir" denmeyecek kadar fasıla verilirse, o namaz için yeniden ezan ve ikamet okunması müstehaptır.

921-934- Ezan ve ikamet, sahih Arapça'yla okunmalıdır; yanlış Arapça'yla okunur veya bir harfin yerine başka bir harf söylenir veyahut ezan ve ikametin örneğin, Türkçe ter-cümesi okunursa, sahih olmaz.

935- Ezan ve ikamet namaz vakti girdikten sonra okunması gerekir. Bilerek veya unutkanlık yüzünden vaktin-den önce okunursa batıldır.

923-936- İkamet getirilmeden önce, ezanın okunup okunmadığından şüpheye düşülürse, ezanın okunması gerekir. Ama ikamete başlandıktan sonra ezanın okunup okunmadığından şüpheye düşülürse, ezanın okunması gerekmez.

924-937- Ezan veya ikamette bir cümle okunmadan önce-ki cümlenin okunup okunmadığından şüpheye düşülürse, şüphe edilen kısım okunmalıdır. Ancak ezan veya ikametin bir kısmı okunurken önceki kısmın okunup okunmadığından şüpheye düşülürse, şüphe edilen kısmın okunma-sı gerekmez.

925-938- İnsanın, ezan okurken kıbleye yönelmesi, abdest veya gusül almış olması, ellerini kulağına koyması, sesini yükseltip uzatması, ezanın cümlelerine biraz ara vermesi ve arada konuşmaması müstehaptır.

926-939- İkamet getirirken bedenin hareketsiz olması, ezandan daha yavaş okunması, cümlelerin birbirine bitişik olarak okunmaması müstehaptır. Ama ezanın cümlelerine verilen miktarda ikametin cümlelerine ara verilmemelidir.

927-940- Ezan ile ikamet arasında şu sayılanlardan birini yapmak müstehaptır: Bir adım ileri atmak, bir miktar otur-mak, secde etmek, zikir etmek, dua etmek, bir miktar sessiz durmak, konuşmak veya iki rekât namaz kılmak. Ama sabah namazı için okunan ezan ve ikamet arasında konuşmak müstehap değildir.

928-941- Ezan okumak için belirlenen şahsın adil, vakti bilen, gür sesli olması ve ezanı yüksek bir yerde okuması müstehaptır.

NAMAZIN FARZLARI

Namazın farzları on bir tanedir:

1) Niyet

2) Kıyam (=ayakta durmak)

3) İftitah tekbiri (=namaza başlarken alınan tekbir)

4) Rükû

5) Secde

6) Kıraat

7) Zikir

8) Teşehhüt

9) Selâm

10) Tertip (=sırayı gözetmek)

11) Muvalat (=namazın cüzlerini aralıksız ve peş peşe yapmak)

942- Namazın farzlarından bazıları rükün ve esastır. Şöyle ki, namaz kılan onları yapmadığı veya herhangi birini fazla yaptığı takdirde -ister bilerek olsun, ister yanılarak olsun- namaz batıl olur. Namazın farzlarından bazıları ise, rükün değildir; yani, bilerek fazla veya eksik yapılırsa, namaz batıl olur; ancak yanılarak fazla veya eksik yapılırsa, namaz batıl olmaz. Namazın farzlarından beş tanesi rükün-dür ve onlar şunlardan ibarettir:

1) Niyet

2) İftitah tekbiri

3) Kıyam. Hem iftitah tekbiri alınırken ve hem de rükûdan önceki (rükûya bitişik ) kıyam, yani ayakta durmak rükündür.

4) Rükû

5) İki secde

NİYET

943- Namaz, kurbet yani âlemlerin Rabbinin emrini yerine getirmek kastıyla kılınmalıdır. Niyetin kalpten geçirilmesi veya örneğin: "Dört rekât öğle namazını kılıyorum kurbeten ilellah" sözünün dilde söylenilmesi gerekmez.

944- Öğle veya ikindi namazı kılınırken, öğle mi ikindi mi olduğu belirtilmeksizin "Dört rekât namaz kılıyorum." diye niyet edilirse, namaz batıl olur. Yine, örneğin üzerine öğle namazının kazası farz olan kimse, öğle vaktinde namaz kılmak isterse, niyetinde kılacağı öğle namazının eda mı, kaza mı olduğunu belirtmesi gerekir.

932-945- İnsan namazın başlangıcından sonuna kadar niyetini devam ettirmelidir. O hâlde namaz esnasında "Ne yapıyorsun?" diye sorulduğu takdirde, ne diyeceğini bilemeyecek derecede gaflet içinde olan kimsenin namazı batıldır.

946- Namaz, yalnız yüce Allah'ın emrini yerine getirmek amacıyla kılınmalıdır. O hâlde riyâ, yani gösteriş için kılınan namaz batıldır; ister sırf halka gösteriş olsun diye kılınsın, isterse Allah ve halk her ikisi de göz önüne alınarak kılınsın fark etmez.

947- Namazın bir parçası bile sırf Allah rızası için kılınmazsa, namaz batıl olur. Allah rızası için kılınmayan bölüm ister Fatiha ve sure gibi farz olsun, ister kunut gibi müstehap olsun fark etmez. Hatta, eğer namazın tamamı sırf Allah rızası için kılınır, fakat halka gösteriş olsun diye örneğin mescit gibi özel bir yerde, vaktin evveli gibi belli bir zamanda ya da cemaat namazı gibi özel bir şekilde kılınırsa, namaz batıl olur.

İFTİTAH TEKBİRİ[7]

935-948- Her namazın başlangıcında "Ellahu ekber" denilmesi farzdır ve namazın rükünlerinden biridir. "Ellah" ve "ekber" kelimeleri ve bu iki kelimenin harfleri peş peşe söylenmelidir. Yine bu iki kelime sahih Arapça ile okunmalı ve eğer bozuk Arapça ile veya örneğin, Türkçe tercümesi söylenirse, doğru olmaz.

936-949- Müstehap ihtiyat gereği, namazın iftitah tekbiri, kendinden önce okunan örneğin ikamet veya duaya bitişik olarak söylenilmemelidir.

950- Eğer "Ellahu ekber" cümlesi kendinden sonra gelen örneğin, "Bismillahirrehmanirrehîm" cümlesine bitiştirilmek istenirse, "ekber" kelimesinin "r" harfi ötreli okun-malıdır (yani "ekberu" okunarak bitiştirilmelidir.)

951- İftitah tekbiri alınırken, beden istikrar bulmalıdır. Eğer bilerek, vücut hareket hâlinde iken iftitah tekbiri alınırsa batıldır. Yanılarak vücut hareket ederse, farz ihtiyat gereği ilk önce namazı bozan bir fiil yapılıp daha sonra yeniden iftitah tekbiri alınmalıdır.

939-952- Tekbir, Fatiha, sure, zikir ve duayı kendisine işittirebilecek şekilde sesli demelidir. Eğer kulağının ağır işitmesi veya sağır olması ya da fazla gürültü olduğundan kendi sesini duymazsa, herhangi bir engel yokken kendine işittirebileceği miktarda sesli okumalıdır.

953- Dilsiz olan veya dilindeki bir hastalık nedeniyle iftitah tekbirini (=Ellahu ekber'i) doğru bir şekilde söyleyemeyen bir kimse, gücünün yettiği şekilde söylemesi gerekir. Hiç bir şekilde söyleyemiyorsa, kalbinden geçirmesi, tekbir için işaret etmesi ve dilini de mümkün olduğu takdirde hareket ettirmesi gerekir.

954- İftitah tekbiri getirilmeden önce reca niyetiyle şu duanın okunması müstehaptır:

يَا مُحْسِنُ قَدْ اَتَاكَ المُسِيئُ وَ قَدْ اَمَرْتَ الْمُحْسِنَ اَنْ يَتَجَاوَزَ عَنِ الْمُسِيئِ، اَنْتَ الْمُحْسِنُ وَ اَنَا المُسِيئ‌ُ، بِحَقِّ مُحَمَّدٍ وَ آلِ مُحَمَّدٍ، صَلِّ عَلى‌ مُحَمَّدٍ وَ آلِ مُحَمَّدٍ وَ تَجَاوَزْ عَنْ قَبِيحِ مَا تَعْلَمُ مِنِّى‌

Okunuşu: "Ya muhsinu ked etake'l-musîu ve ked emerte'l-muhsine en yetecaveze eni'l-musî'. Ente'l-muhsinu ve ene'l-musîu, bihekki Muhemmedin ve âl-i Muhemmedin selli ela Mu-hemmedin ve âl-i Muhemmedin ve tecavez en kebîhi ma te'lemu minnî."

Anlamı: "Ey kullarına ihsanda bulunan Allah! Günahkâr kulun senin kapına gelmiştir ve sen de iyilik yapanlardan suçluları affetmelerini istemişsin; sen iyilikte bulunansın, bense günahkârım. Muhammed (s.a.a) ve Ehlibeyti'nin (a.s) hakkı için, Muhammed ve Ehlibeyti'ne rahmet et ve benim tarafımdan yapıldığını bildiğin günahları bağışla."

942-955- Namazın iftitah tekbiri ve namaz arasındaki bütün tekbirler alınırken ellerin kulakların hizasına kadar kal-dırılması müstehaptır.

943-956- İftitah tekbirinin alınıp alınmadığından şüpheye düşülürse, bir şey okunmaya başlanmışsa, şüpheye itina e-dilmez; bir şey okunmaya başlanmamışsa, yeniden tekbir alınması gerekir.

957-957- İftitah tekbiri alındıktan sonra, sahih bir şekilde denilip denilmediğinden şüpheye düşülürse, bir şey okumaya başlamış olsun veya olmasın, şüphe dikkate alınmamalıdır.

KIYAM (=Ayakta Durmak)

945-958- İftitah tekbiri alınırken ve yine rükûdan önce (ki buna rükûya bitişik kıyam denir) ayakta durmak rükündür. Ama Fatiha ve sure okunurken ve yine rükûdan kalktıktan sonraki kıyam (=ayakta durmak) rükün değildir. O hâlde, unutkanlık yüzünden terk edilirse, namaz sahihtir.

946-959- Namaz kılanın, kıyamda olduğu hâlde iftitah tekbirini aldığından emin olması için, tekbirden önce ve sonra bir miktar ayakta durması farzdır.

947-960- Fatiha ve sure okunduktan sonra unutularak rükûya gidilmeden oturulur; ancak rükûnun yapılmadığı hatırlanırsa, tam doğrulacak şekilde ayağa kalkılmalı ve sonra rükûya varılmalıdır. Tam dikilmeden eğilerek rükûya varılırsa, rükûdan önceki kıyam yapılmadığından dolayı namazı yeterli değildir.

961- Ayakta durulduğu zaman beden hareket ettirilme-meli, bir tarafa eğilmemeli ve bir yere yaslanılmamalıdır. Fakat çaresizlikten olur ya da rükûya eğilirken ayaklar hareket ettirilirse, sakıncası yoktur.

962- Ayakta durduğu zaman, unutkanlıkla vücudunu hareket ettirir ya bir tarafa eğilir veya bir yere yaslanırsa, sakıncası yoktur. Fakat iftitah tekbiri alınırken bulunulan kıyam ile rükûya varmadan önceki kıyamdan herhangi birinde vücut hareket ederse, bu unutkanlık yüzünden yapılsa bile, namaz tamamlanır ve farz ihtiyat gereği namaz iade edilmelidir.

950-963- Ayakta iken, her iki ayağın yerde olması ihtiyaten vaciptir. Fakat bedenin ağırlığının her iki ayak üzerinde olması gerekli değildir; bir ayak üzerinde olmasının sakıncası yoktur.

964- Ayakta düzgün durabilen birisinin, normal duruş hâlinden çıkacak derecede ayaklarını açması durumunda, namazı batıl olur.

965- İnsan namazda, biraz ileri veya geri gitmek ya da bedenini biraz sağa veya sola hareket ettirmek isterse, bir şey okumamalıdır. Fakat بِحَوْلِ اللَّهِ وَ قُوَّتِهِ اَقُومُ وَ اَقْعُدُ ) ) "Bihevlillahi ve kuvvetihi ekûmu ve ek'ud" zikrini ancak ayağa kalkarken diyebilir. Farz olan zikirleri söylerken vücut hareketsiz olmalıdır. Hatta farz ihtiyat gereği, müstehap zikirleri söylerken de vücut hareketsiz olmalıdır.

966- Vücut hareket hâlindeyken zikir söylenirse örneğin, rükûya ve secdeye giderken tekbir alınırsa, eğer bu, namazda denilmesi sünnet olan zikir kastıyla söylenirse, namaz iade edilmelidir. Eğer bu değil de, mutlak (=her-hangi bir ) zikir niyetiyle söylenirse, namaz sahihtir.

954-967- Fatiha okunurken el ve parmakların hareket ettirilmesinin sakıncası yoktur. Ama müstehap ihtiyat gereği, hareket ettirilmemelidir.

955-968- Fatiha ve sure ya da tesbihat okunurken, elinde olmayarak vücudun sükuneti bozulacak kadar hareket edilirse, müstehap ihtiyat gereği vücut istikrar bulduktan sonra hareket hâlinde okunan şeyler tekrar okunmalıdır.

956-969- Namazda iken ayakta durmaktan âciz kalan kimse, oturmalıdır. Oturmaktan da âciz kalırsa, yatması gerekir. Fakat, vücut istikrar buluncaya kadar bir şey okunma-malıdır.

970- İnsan ayakta kılmaya gücü yettiği müddetçe, oturarak namaz kılamaz. Meselâ, ayakta durduğu zaman vücudu hareket eden veya bir şeye yaslanmak zorunda olan yahut vücudunu eğerek veya rükûya doğru eğilerek veya ayaklarını normalden fazla açarak durabilen kimse, mümkün olduğu şekilde ayakta durup namazını kılmalıdır. Hiç bir şekilde, hatta rükû hâli gibi eğilerek bile ayakta dura-mazsa, dümdüz oturup öylece namazını kılmalıdır.

971- Oturarak namaz kılabilen kimse, yatarak namaz kılamaz. Eğer düzgün şekilde oturamazsa, gücü yettiği şekilde oturmalıdır. Eğer hiç bir şekilde oturamazsa "kıble ahkamı"nda açıklandığı gibi sağ yanı üzerine uzanması gerekir. Eğer bu da mümkün değilse, sol yanı üzerine, o da mümkün olmazsa, ayaklarının altı kıbleye gelecek şekilde sırt üstü yatmalıdır.

959-972- Oturarak namaz kılan bir kimse, Fatiha ve sureyi okuduktan sonra kalkıp rükûyu ayakta yerine getirebiliyorsa kalkmalı ve kalktıktan sonra rükûya gitmelidir. Eğer bunu yapamıyorsa, rükûyu da oturarak yapmalıdır.

973- Yatarak namaz kılan bir kimse, namaz arasında oturmaya gücü yeterse, gücü yettiği miktarı oturarak kılması gerekir. Aynı şekilde ayakta durmaya gücü yeterse, gücü yettiği kadarını ayakta kılmalıdır. Fakat, vücudu istikrar bulmadan, hiçbir şey okuyamaz.

974- Oturarak namaz kılan bir kimse, namaz arasında kalkmaya gücü yeterse, namazdan gücü yettiği miktarı ayakta kılmalıdır. Fakat vücudu istikrar bulmadıkça, hiçbir şey okumamalıdır.

962-975- Ayakta namaz kılabilecek durumda olan bir kimse, ayakta durunca hastalanacağından ya da bir zarara uğra-yacağından korkarsa, oturarak namaz kılabilir. Eğer bu kor-ku oturma hususunda da olursa, yatarak namaz kılabilir.

976- İnsan, vaktin sonuna doğru namazı ayakta kılmaya gücü yeteceğine ihtimal vermesine rağmen namazını ilk vakitte kılabilir; gerçi namazı vaktin sonuna kadar geciktir-mesi, ihtiyata uygundur.

964-977- Ayakta durulduğu zaman vücudu dik tutmak, o-muzları aşağı bırakmak, elleri budlar üzerine koymak, par-makları birbirine bitiştirmek, secde yerine bakmak, vücut ağırlığını her iki ayak üzerine eşit şekilde bırakmak, huzu ve huşu içinde olmak, ayakları bir hizada tutmak, erkeğin ayaklarını üç açık parmaktan bir karışa kadar açması, kadınınsa ayaklarını birbirine bitiştirmesi müstehaptır.

KIRAAT

978- Günlük farz namazların birinci ve ikinci rekâtlarında, önce Fatiha ve sonra tam olarak herhangi bir sure o-kunmalıdır.

979- Vakit dar olur veya surenin okunmamasını gerektiren mecburi bir durumla karşılaşılır meselâ, surenin okun-duğu takdirde hırsız veya yırtıcı hayvan veya başka bir şeyin insana zarar vermesi ihtimali söz konusu olursa, sure okunmamalıdır. Eğer acele bir iş olursa, sure okunmayabilir.

967-980- Kasıtlı olarak sure Fatiha'dan önce okunursa, na-maz batıl olur. Eğer yanlışlıkla sure Fatiha'dan önce okunur ancak farkına varılırsa, hatırlanılan yerden sure bırakılıp Fatiha ve daha sonra da sure baştan okunmalıdır.

968-981- Fatiha ve sure ya da onlardan biri unutulur ve rü-kûya varıldıktan sonra farkına varılırsa, kılınan namaz sa-hihtir.

969-982- Rükûya eğilmeden önce Fatiha ve surenin okunmadığı anlaşılırsa, okunması gerekir. Eğer sadece surenin okunmadığı anlaşılırsa, yalnız sure okunmalıdır. Fakat, yal-nız Fatiha okunmamış olursa, önce Fatiha daha sonra ikinci kez sure okunmalıdır. Eğer tam olarak rükûya eğilmeden önce Fatiha ve sure veya sadece Fatiha veya sadece surenin okunmadığı anlaşılırsa, ayağa kalkılıp biraz önce açıklandığı üzere onlar okunmalıdır.

983- Namazda 355 nolu hükümde açıklanan farz (=ti-lâvet) secdesi bulunan dört surenin biri kasıtlı olarak okunursa, namaz batıl olur.

984- Eğer yanlışlıkla farz (=tilavet) secdesi bulunan bir sure okunur; ancak secde ayetine yetişmeden farkına varılırsa, o sure bırakılıp yerine bir başka sure okunması gerekir. Secde ayeti okunduktan sonra farkına varılırsa, namazın arasında işaretle tilâvet secdesi yerine getirilmeli ve okunan sure ile yetinilmelidir.

985- Namazda secde ayetini işiten kimse, tilavet secdesini işaretle yaptığı takdirde namazı sahihtir.

973-986- Müstehap namazlarda surenin okunması gerek-mez. Hatta nezir yoluyla farz olan namazda da okunması şart değildir. Ancak "defin gecesi namazı" gibi kendine has suresi olan bazı müstehap namazlar kılınınca, o namazla ilgili düsturlar yerine getirilmek istendiği takdirde, söz konusu özel surenin okunması gerekir.

987- Cuma namazı ve cuma günü öğle namazında birinci rekâtta Fatiha'dan sonra Cuma Suresi'ni, ikinci rekâtte Fatiha'dan sonra Münafikûn Suresi'ni okumak müstehaptır. Fakat bunlardan biri okunmaya başlanırsa, farz ihtiyat gereği bırakılıp yerine bir başka sure okunamaz.

988- Eğer Fatiha'dan sonra İhlâs veya Kâfirûn Sureleri okunmaya başlanırsa, bırakılıp yerlerine bir başka sure o-kunamaz. Fakat cuma namazı ve cuma gününün öğle namazında unutularak Cuma ve Münâfikûn Sureleri yerine, söz konusu iki sureden biri okunmaya başlanırsa, yarısına yetişilmediği takdirde, bırakılıp yerlerine Cuma ve Münâfi-kûn Sureleri okunabilir.

976-989- Cuma namazı ve cuma günü öğle namazında bilerek İhlâs veya Kâfirûn Sureleri okunmaya başlanırsa, yarıya yetişilmeden önce farz ihtiyat gereği terk edilip yerlerine Cuma ve Münâfikûn Sureleri okunamaz.

990- Namazda İhlâs veya Kâfirûn Suresi'nden başka bir sure okunmaya başlanırsa, yarıya varılmadan önce bırakılıp yerine bir başka sure okunabilir.

991- Eğer surenin bir miktarı unutulur veya vaktin dar olması veya benzeri zorunlu bir neden yüzünden başlanılan sure bitirilemezse, yarıdan fazlası okunmuş olsa veya okunan sure İhlâs ve Kâfirûn sureleri olsa da bırakılıp yerine bir başka sure okunabilir.

992- Erkeğe sabah, akşam ve yatsı namazlarında Fatiha ve sureyi sesli okumak farzdır. Kadın ve erkeğe öğle ve ikindi namazlarında Fatiha ve sureyi yavaş okumak farzdır.

993- Erkek sabah, akşam ve yatsı namazlarında Fatiha ve surenin bütün kelimelerini, hatta son harflerini bile sesli okumaya dikkat etmelidir.

994- Kadın sabah, akşam ve yatsı namazlarında Fatiha ve sureyi sesli okuyabileceği gibi yavaş da okuyabilir. Fakat sesini nâmahrem duyacak olursa, farz ihtiyat gereği yavaş okumalıdır.

995- Eğer namazda sesli okunması gereken yerler, bilerek yavaş okunur veya yavaş okunması gereken yerler bilerek sesli okunursa, namaz batıl olur. Fakat unutkanlık ya da şer'î hükmü bilmeme sonucu böyle yapılırsa, kılınan namaz sahihtir. Fatiha ve sure okunurken bile yanlışlık yapıldığı anlaşılırsa, okunan kısmın ikinci defa okunması gerekmez.

983-996- Fatiha ve sure okunurken ses normalden daha faz-la yükseltilirse, meselâ bağırılarak okunursa, namaz batıl olur.

997- Yanlış okumamak için namazı öğrenmek gerekir. Hiç bir şekilde doğrusunu öğrenemeyen kimse, gücü yettiği şekilde kılmalıdır. Böyle bir kimsenin namazı cemaatle kılması, müstehap ihtiyattır.

998- Fatiha, sure ve namazın diğer şeylerini iyice bilme-yen fakat öğrenme gücüne sahip olan bir kimse, namaz vakti müsaitse, öğrenmelidir. Eğer vakit darsa, farz ihtiyat gereği, mümkün olduğu takdirde namazı cemaatle kılmalıdır.

999- Farz ihtiyat gereği, namazın farzlarını öğretmek karşılığında ücret alınmamalıdır. Müstehaplarını öğretmek için ücret alınmasının sakıncası yoktur.

1000- Eğer insan Fatiha ve surenin bir kelimesini bil-mez veya bilerek onu okumaz ya da "ض = zâd" yerine "ظ = za" okumak gibi bir harfin yerine başka bir harf okur veya "üstün" ve "esre" olmaması gereken yeri üstün ve esreyle okur veya şeddeyi okumazsa, namazı batıl olur.

1001- Bir kelimenin doğru okunduğu bilinir; ancak sonra yanlış okunduğu anlaşılırsa, namazın iade edilmesi, eğer vakit geçmişse kaza edilmesi gerekmez.

1002- Kelimenin son harekesini (yani üstün, ötre ve esresini) bilmediği takdirde öğrenmesi gerekir. Fakat üzerinde vakfetmenin caiz olduğu kelimeleri okurken devamlı vakfederse, harekesini öğrenmek gerekmez. Yine meselâ, kelimedeki bir harfin "sin" veya "sad" olduğunu bilmediği takdirde öğrenmesi gerekir. Eğer bunları iki veya fazla şekilde okursa, meselâ "İhdine's-sirat'el-mustekîm" cümlesinde "mustekîm" kelimesinin "s" harfini bir defa "ص = sad" bir defa da "س = sin" ile okursa, namazı batıl olur. Ancak (kıraat imamları tarafından) iki türlü kıraat edilmiş olur ve gerçeğe ulaşmak amacıyla kaç çeşit okunursa, sakıncası yoktur.

1003- Eğer kelimede, öncesi ötreli ve sonrası da hamze harfi olan "vav" harfi bulunursa ("سُوءٌ = sûun" keli-mesinde olduğu gibi) vav harfinin medli yani "û" şeklinde uzatılarak okunması daha iyidir. Ayrıca bir kelimede, öncesi üstünlü ve sonrası da hamze harfi olan elif harfi olursa, ("جَاءَ = câe" kelimesinde olduğu gibi) elif harfinin medli ya-ni "â" şeklinde uzatılarak okunması daha iyidir. Yine bir kelimede, öncesi esreli ve sonrası da hamze harfi olan "yâ" harfi olursa ("جِىءَ = cîe" kelimesinde olduğu gi-bi- "ya" harfinin medli yani "î" şeklinde uzatılarak okunması, daha iyidir.

Eğer bu şekildeki "vav, elif ve yâ" harflerinden sonra hamze harfi yerine sakin yani esre, üstün ve ötresi olmayan bir harf olursa, yine bu üç harfin medli ve uzatılarak okun-ması, daha iyidir. Örneğin "وَلاَالضّاَلِّينَ=velezzâllîn" kelimesin-de eliften sonraki lâm harfi sakin olduğu için onun elifini medli ve uzatarak okumak daha iyidir.

991-1004- Namazda, hareke üzerinde vakfetmemek (=dur-mamak) ve sükun üzere bitiştirmemek müstehap ihtiyattır. "Hareke üzerinde vakfetmek"; kelimenin sonundaki üstün, esre veya ötrenin söylenip ancak, sonraki kelimeyle bitiştirilmemesi ve iki kelime arasında okunurken fasıla bırakılması demektir. Örneğin, "Errehmanirrehîm"de "Rehîm" kelimesinde "mim" harfinin esreli yani "Rehîmi" söylenip, ancak sonraki kelimenin bir miktar ara verilerek okunması gibi.

"Sükun üzere vasletmek (=bitiştirmek)"; bir kelimenin üstün, esre veya ötresinin söylenmeden bir sonraki kelimeyle bitiştirilmesine denir. Örneğin, "Errehmanirrehîm" derken "Rehîm" kelimesinin "mim" harfinin esresi yani "Rehîmi" söylenmeyip hemen "Maliki yevm-id dîn"le bitiştirilmesi gibi.

1005- Namazın üçüncü ve dördüncü rekâtında sadece Fatiha veya üç defa tesbihat-ı erbaa, yani üç defa:

 )سُبْحَانَ اللَّهِ وَالْحَمْدُ لِلَّهِ وَ لاَ اِلَهَ اِلاَّ اللَّهُ وَاللَّهُ اَكْبَرُ(

"Subhanellahi ve'l-hemdu lillahi vela ilâhe illellahu vellahu ekber" okunabilir. Tesbihat-ı erbaa'nın bir defa söylenmesi de yeterlidir. Bir rekâtta Fatiha, öbür rekâtta tesbihat da okunabilir. Fakat her iki rekâtta da tesbihat okunması daha iyidir.

1006- Vakit dar olduğunda, tesbihat-ı erbaa'nın bir defa söylenmesi gerekir.

1007- Erkek ve kadına, namazın üçüncü ve dördüncü rekâtında Fatiha veya tesbihatı yavaş okumak, farzdır.

1008- Eğer üçüncü ve dördüncü rekâtta Fatiha okunursa, farz ihtiyat gereği onun Bismillah'ı da sessiz okun-malıdır.

996-1009- Tesbitahı öğrenemeyen veya doğru okuyamayan bir kimse, üçüncü ve dördüncü rekâtta Fatiha'yı okumalıdır.

997-1010- Namazın ilk iki rekâtında, son iki rekât olduğu sanılarak tesbihat okunur ve rükûya varılmadan önce anlaşılırsa, Fatiha ve surenin okunması gerekir. Eğer rükûda anlaşılırsa, namaz sahihtir.

998-1011- Namazın son iki rekâtında, ilk iki rekât olduğu sanılarak Fatiha okunur veya namazın ilk iki rekâtında son iki rekât olduğu sanılarak Fatiha okunursa, ister rükûdan önce anlaşılsın, ister rükûdan sonra, namaz sahihtir.

1012- Üçüncü ve dördüncü rekâtta Fatiha okumak istediği hâlde elinde olmaksızın tesbitah okumaya başlar veya tesbihatı okumak isterken elinde olmaksızın Fatiha'yı o-kumaya başlarsa, onu bırakıp okumak istediği Fatiha'yı veya tesbihatı okumalıdır. Fakat iradesiz olarak okuduğu şeyi âdet edinmiş olur ve kalbinin derinliklerinde de onu okumayı kastetmiş olursa, onu tamamlayabilir ve namazı sahihtir.

1013- Üçüncü ve dördüncü rekâtta tesbihat okumayı âdet edinmiş olan kimse, kasıtsız olarak Fatiha'yı okumaya başlarsa, onu bırakıp yeniden Fatiha'yı veya tesbihatı okuması gerekir.

1014- Üçüncü ve dördüncü rekâtta tesbihattan sonra, "Esteğfirullahe rebbî ve etûbu ileyh"[8] veya "Ellahummeğ-fir lî"[9] gibi sözlerle Allah'tan bağışlanma dilemek müs-tehaptır. Eğer Fatiha veya tesbihatın okunduğu sanılarak istiğfara başlanır ve sonra da Fatiha veya tesbihatın okunup okunmadığından şüpheye düşülürse, şüpheye itina e-dilmemelidir. Fakat rükûya eğilmeden önce ve istiğfar ile meşgul değilken Fatiha veya tesbihatın okunup okunmadığından şüpheye düşülürse, Fatiha veya tesbihatın okun-ması gerekir.

1002-1015- Üçüncü veya dördüncü rekâtta rükûya gidilirken veya rükûya gidildikten sonra, Fatiha ve tesbihatın okunup okunmadığından şüpheye düşülürse, şüpheye itibar edilme-melidir.

1016- Bir ayet veya kelimenin doğru okunup okunmadığından şüpheye düşülürse, ondan sonraki şeye başlanma-mışsa, o ayet veya kelime doğru bir şekilde okunmalıdır. Ondan sonra rükün olan bir şeye başlanmışsa örneğin rü-kûya varıldıktan sonra surenin herhangi bir kelimesinin doğru ve yanlış okunduğundan şüpheye düşülürse, böyle bir şüpheye itibar edilmez. Eğer yapılmasına başlanılan şey rükün olmazsa, örneğin "Ellah'us-semed" söylenirken "Kul huvellahu ehed" ayetinin doğru ve yanlış okunduğundan şüpheye düşülürse, yine şüpheye itibar edilmeyebilir. Fakat ihtiyat edilerek o ayet veya kelime sahih bir şekilde tekrar söylenirse, sakıncası yoktur. Hatta birkaç kez şüpheye düşülürse, bir kaç kez tekrarlanabilir; ancak vesvese derecesine varılır ve yine okunursa, farz ihtiyat gereği namaz iade edilmelidir.

1004-1017- Birinci rekâtta Fatiha'dan önce, "E‘ûzu billahi min'eş-şeyţan'ir-recîm"[10] ( اَعُوذُ بِاللَّهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ ) denilmesi, öğle ve ikindi namazlarının birinci ve ikinci rekâtlarında besmelenin yüksek sesle söylenilmesi, Fatiha ve surenin kelimelerinin tane tane okunması, her ayetin sonunda vakfedilmesi yani okunan ayetin sonraki ayete bitiştirilmemesi, Fatiha ve sure okunurken manasına dikkat edilmesi, eğer namaz cemaatle kılınıyorsa imamın ve eğer tek başına münferiden namaz kılıyorsa kendisinin Fatiha'yı tamamladıktan sonra, "El-hemdu lillahi rebb'il-‘âlemîn" demesi, İhlâs Suresi okunduktan sonra bir, iki veya üç kez ( كَذَالِكَ اللَّهُ رَبِّى ) "Kezalikellahu Rebbî"[11] veya üç kez  (كَذَالِكَ اللَّهُ رَبُّنَا) "Kezalikellahu Rebbuna"[12] denilmesi, rükûdan önceki tekbirin ya da kunu-tun, sure okunduktan sonra biraz beklenip yerine getirilmesi, müstehaptır.

1005-1018- Bütün namazlarda ilk rekâtta Kadir ve ikinci rekâtta İhlâs Suresi'ni okumak, müstehaptır.

1006-1019- Bir günün namazlarının hiçbirisinde İhlâs Suresi'ni okumamak, mekruhtur.

1007-1020- İhlâs Suresi'ni bir nefeste okumak, mekruhtur.

1008-1021- Birinci rekâtta okunan surenin ikinci rekâtta da okunması mekruhtur. Ama İhlâs Suresi'nin her iki rekâtta da okunması, mekruh değildir.

RÜKÛ

1022- Her rekâtta, kıraatten sonra eller diz kapaklarına kavuşacak şekilde eğilmek gerekir; bunun adına "rükû" denir.

1023- İnsanın rükû miktarı eğilip ancak ellerini dizlerine koymamasının sakıncası yoktur.

1011-1024- İnsan normal olmayan bir şekilde rükû yaparsa, meselâ sağa veya sola eğilirse, elleri dizlerine kavuşsa bile, sahih değildir.

1012-1025- İnsan, rükû niyetiyle eğilmelidir. Eğer başka bir maksatla, meselâ, bir haşereyi öldürmek için eğilirse, o rükû sayılmaz. Doğrulup tekrar rükû için eğilmesi gerekir ve bu ameli vasıtasıyla fazla rükün yapılmış sayılmaz; sonuç olarak da namaz batıl olmaz.

1013-1026- İnsanın kolu veya dizi diğerlerinin kolu ve diziyle farklı olursa, meselâ, kolu uzun olur ve birazcık eğilince dizlerine yetişir veya dizleri, normal insanlarınkinden daha aşağı olur ve ellerini dizlerine ulaştırması için çok eğilmesi gerekirse, normal seviyede eğilmesi gerekir.

1014-1027- Oturarak rükû yapan kimsenin, yüzü dizlerine paralel olacak derecede eğilmesi gerekir. Yüzü, secde yerine yaklaşıncaya kadar eğilmesi, daha iyidir.

1028- Rükûda hangi zikir söylenirse yeterlidir. Ama farz ihtiyat gereği, üç defa( سُبْحَانَ اللَّهِ ) "Subhanellah" veya bir defa  ( سُبْحَانَ رَبِّىَ الْعَظِيم وَ بِحَمْدِهِ )"Subhane rebbiye'l-ezîmi ve bihemdih" zikrinden daha az olmamalıdır.

1016-1029- Rükûda söylenen zikir peş peşe ve sahih Arapça'yla söylenmelidir. Zikrin üç, beş, yedi defa veya daha fazla söylenmesi, müstehaptır.

1030- Rükûda, farz zikir miktarınca bedenin istikrar bul-ması gerekir. Farz ihtiyat gereği, müstehap zikirler de rükûda okunması tavsiye edilen zikir maksadıyla okunursa, vücudun hareketsiz olması gerekir.

1031- Rükûda farz zikir söylenirken elde olmaksızın vücudun istikrarı bozulacak şekilde hareket edilirse, farz ihtiyat gereği vücut istikrar bulduktan sonra, zikrin ikinci kez okunması gerekir. Ama vücudun istikrarı bozulmayacak şekilde birazcık hareket edilir veya parmaklar oynatılırsa, sakıncası yoktur.

1032- Rükû miktarınca eğilmeden ve vücut istikrar bul-madan önce bilerek rükû zikri okunursa, namaz batıl olur.

1033- Farz olan zikir tamamlanmadan önce, bilerek baş rükûdan kaldırılırsa, namaz batıl olur. Eğer baş yanlışlıkla kaldırılır; ancak rükû vaziyetinden çıkılmadan önce zikrin tamamlanmadığı hatırlanırsa, vücut istikrar bulduktan sonra zikir yeniden okunmalıdır. Eğer rükû vaziyetinden çıkıldıktan sonra farkına varılırsa, namaz sahihtir.

1034- Rükûda zikir miktarınca kalamazsa, rükû vaziyetinden çıkmadan önce zikri okuyabildiği takdirde, zikri okuyup tamamlamalıdır. Bunu yapamazsa, ayağa kalkma hâlinde recâ niyetiyle (=Allah'ın emirlerine uygun düşmesini umarak) okumalıdır.

1035- Hastalık ve benzeri sebeple rükûda vücudu istikrar bulamıyorsa, namaz sahihtir. Ama, rükû vaziyetinden çıkmadan önce farz olan "Subhane Rebbiye'l-‘ezîmi ve bi-hemdih" veya üç defa "Subhanellah" zikrini söylemelidir.

1036- Rükû miktarınca eğilemeyen kimse, bir şeye yas-lanarak rükû etmelidir. Eğer bir şeye yaslanarak da nor-mal şekilde rükû yapamazsa, gücü yettiği kadar eğilmelidir. Hiç bir şekilde eğilemezse, rükû zamanı oturarak rükû etmelidir. Rükûsunu baş işaretiyle yaparak başka bir namaz kılması, müstehap ihtiyattır.

1037- Ayakta namaz kılabilen bir kimse, ayakta veya oturarak rükû yapmaya gücü yetmezse, namazı ayakta kılıp, rükû için başıyla işaret etmelidir. Bunu yapmaya da gücü yetmezse, rükû niyetiyle gözlerini kapatarak zikri söylemesi ve rükûdan kalkma niyetiyle de gözlerini açması gerekir. Buna da gücü yetmezse, kalbinde rükûya niyet edip rükû zikrini söylemelidir.

1038- Ayakta veya oturarak rükû yapmaya gücü yetmeyen kimse, rükû için hem oturduğu hâlde biraz eğilebiliyor hem de ayakta başıyla işaret edebiliyor olursa, namazını ayakta kılmalı ve rükûyu baş işaretiyle yapmalıdır. Müstehap ihtiyat gereği, daha sonra başka bir namaz kılar şöyle ki, rükû zamanı oturur ve gücü yettiği kadar eğilir.

1039- Rükû haddine yetişip vücudu istikrar bulduktan sonra, başını kaldırır ve tekrar rükû niyetiyle rükû miktarınca eğilirse, namaz batıl olur. Yine rükû miktarınca eğilir ve vücut istikrar bulur; ancak sonra rükû niyetiyle normal miktardan fazla eğilir ve tekrar normal rükû seviyesine dönerse, farz ihtiyat gereği namaz batıl olur. Namazı tamamlayıp sonra iade etmesi, daha iyidir.

1040- Rükû zikri bittikten sonra tam doğrulmalı ve vücut istikrar bulduktan sonra secdeye gidilmelidir. Eğer bilerek doğrulmadan veya vücut istikrar bulmadan secdeye gidilirse, namaz batıl olur.

1041- Rükû unutulur ve secdeye varılmadan önce hatırlanırsa, doğrulup sonra rükû yapılmalıdır ve eğer doğrul-maksızın yerden rükûya dönerse, namaz batıl olur.

1042- Alın yere vardıktan sonra rükû yapılmadığının farkına varılırsa, farz ihtiyat gereği doğrulup rükû yapılmalı ve namaz tamamlandıktan sonra, iade edilmelidir.

1030-1043- Rükûya gidilmeden önce ayakta düz durulduğu hâlde tekbir alınması, rükûda da dizlerin geri çekilmesi, sırtın düz tutulması, boynun uzatılıp sırtla dümdüz bir doğrultuda bulunması, ayakların arasına bakılması, rükû zikrinden önce veya sonra salavat getirilmesi, rükûdan doğrulup düz durulduktan sonra beden istikrar bulunca: "Semi-ellahu limen hemideh" denilmesi müstehaptır.

1031-1044- Kadınların rükûda ellerini dizlerden yukarı koy-ması ve dizleri geri çekmemesi müstehaptır.

SECDE

1045- Farz ve müstehap namazların her rekâtında rükûdan sonra ikişer defa secde yapılması gerekir. Secde; alnın, her iki elin içinin, her iki dizkapağının ve iki ayağın başparmak ucunun yere konmasından ibarettir.

1046- İki secde birlikte bir rükündür. O hâlde, farz na-mazda kasıtlı olarak veya unutularak her iki secde terk edilir veya bunlara iki secde daha eklenirse, namaz batıl olur.

1047- Bilerek bir secde eksik veya fazla yapılırsa, namaz batıl olur. Yanlışlıkla bir secde eksik yapılırsa, onunla ilgili hüküm daha sonra açıklanacaktır.

1048- Bilerek veya yanlışlıkla, alın yere koyulmazsa, diğer organlar yere koyulsa da secde yapılmamıştır. Ama alın yere koyulur da yanlışlıkla diğer organlar yere koyul-maz veya yanlışlıkla zikir söylenmezse, secde sahihtir.

1049- Secdede herhangi bir zikrin söylenmesi yeterlidir. Farz ihtiyat gereği, miktarı üç kere, (سُبْحَانَ اللَّهِ) "Subha-nellah" veya bir kere (سُبْحَانَ رَبِّىَ اْلاَعْلَى وَ بِحَمْدِهِ) "Subhane reb-biye'l-e'la ve bihemdih" zikrinden az olmamalıdır. "Subhane rebbiyel e'la ve bihemdih" zikrinin üç, beş veya yedi kere söylenmesi müstehaptır.

1050- Secdelerde, farz zikir miktarınca vücudun istikrar bulması gerekir. Müstehap zikir de, eğer secdede söylenmesi tavsiye edilen zikir niyetiyle söylenirse, vücudun istikrar bulması gerekir.

1051- Alın yere koyulmadan veya vücut istikrar bul-madan önce kasıtlı olarak secde zikri söylenir veya zikir tamamlanmadan önce kasıtlı olarak baş secdeden kaldırılırsa, namaz batıl olur.

1052- Alın yere koyulmadan ve vücut istikrar bulmadan önce, yanlışlıkla secde zikri söylenir ve secdeden kalk-madan farkına varılırsa, vücudun istikrarı hâlinde zikir yeniden söylenmelidir.

1053- Secdeden kalktıktan sonra, vücut istikrar bulmadan secde zikrinin okunduğu veya zikir tamamlanmadan secdeden kalkıldığı anlaşılırsa, namaz sahihtir.

1054- Secde zikri söylenirken, yedi organdan biri kasıtlı olarak yerden kaldırılırsa, namaz batıl olur. Ama, zikir okunmadığı zaman alın dışında herhangi bir organ yerden kaldırılır ve tekrar yere koyulursa, sakıncası yoktur.

1055- Secde zikri tamamlanmadan önce yanlışlıkla baş yerden kaldırılırsa, alın tekrar yere koyulamaz ve yapılan miktar bir secde olarak sayılmalıdır. Ama, diğer organlardan herhangi biri yanlışlıkla yerden kaldırılırsa, ikinci kez yere koyulup secde zikri söylenmelidir.

1056- Birinci secdenin zikri tamamlandıktan sonra oturup vücut istikrar bulduktan sonra tekrar secdeye gitmek gerekir.

1057- Alnın koyulduğu yer, dizlerin koyulduğu yerden dört bitişik parmak kadar aşağıda ve yüksekte olmamalıdır. Farz ihtiyat gereği alnın koyulduğu yer, ayak parmaklarının koyulduğu yerden de dört bitişik parmak kadar aşağıda ve yukarıda olmamalıdır.

1058- Eğilimi tam olarak anlaşılamayan eğimli yerde, farz ihtiyat gereği, alnın koyulduğu yer, ayak parmaklarının ve diz uçlarının koyulduğu yerden dört bitişik parmak kadar yukarıda olmamalıdır.

1059- Alın, yanlışlıkla dizlerin ve ayak parmaklarının koyulduğu yerden dört bitişik parmak yüksekte olan bir şey üzerine koyulursa, bu yükseklik "secde vaziyetindedir" denmeyecek kadar fazlaysa, baş kaldırılabilir ve yüksekliği dört bitişik parmak veya daha az olan bir şey üzerine koyulabilir veya baş kaldırılmadan öyle bir şey üzerine çekilebilir. Eğer yükseklik, "secde vaziyetindedir" denilecek kadarsa, farz ihtiyat gereği alın onun üzerinden yüksekliği dört parmak miktarı veya daha az olan şey üzerine çekilmelidir. Eğer alnın çekilmesi mümkün değilse farz ihtiyat gereği, baş kaldırılmalı ve söz konusu miktardan yüksekte olmayan şey üzerine konulmalı, namaz tamamlanmalı ve iade edilmelidir.

1060- Alınla secde edilen yer arasında bir şey olmamalıdır. O hâlde, mührün üzerinde alnın mührün kendisine temas etmeyeceği kadar kir olursa, secde batıl olur. Ama eğer mührün rengi değişmiş olursa, sakıncası yoktur.

1061- Secdede elin içinin yere koyulması gerekir. Ama çaresizlik anında elin üstünün de sakıncası yoktur. Eğer elin üstü mümkün olmazsa, bilek koyulmalıdır. O da koyulamazsa, dirseğe kadar yere koyulabilen kısım koyulmalıdır. O da mümkün olmazsa, elin üst kısmının koyulması yeterlidir.

1062- Farz ihtiyat gereği secdede, ayak başparmaklarının ucu yere koyulmalıdır. Ayağın diğer parmakları veya ayağın üzeri yere koyulur ya da tırnağın uzun olmasından dolayı başparmağın ucu yere değmezse, namaz batıl olur.

1063- Ayak başparmağının bir miktarı kesilmiş olursa, geri kalan kısım yere koyulmalıdır. Parmaktan hiçbir şey kalmaz veya kalır ancak çok kısa olursa, öbür parmakların yere koyulması gerekir. Hiçbir parmak yoksa, ayak adına ne varsa, o yere koyulmalıdır.

1064- Göğüs ve karın yere yapıştırılarak normal olmayan bir şekilde secde edilirse, müstehap ihtiyat gereği namaz iade edilmelidir. Ancak ayak uzatılarak secde edilirse, yedi organ yere değse bile, farz ihtiyat gereği, namaz iade edilmelidir.

1065- Mühür veya üzerine secde edilen her şey pak olmalıdır. Ama mühür necis bir yaygı üzerine koyulur veya mührün öbür tarafı necis olur; ancak, alın pak tarafına koyulursa, sakıncası yoktur.

1066- Alında çıban veya benzeri bir şey olduğunda, mümkün olduğu takdirde, alnın sağlam yeri ile secde edilmelidir; mümkün olmadığı takdirde ise, yer kazılmalı, çıbanın yere geleceği yer çukur bırakılmalı ve alnın secdeye yetecek miktarda sağlam tarafı yere koyulmalıdır.

1067- Çıban veya yara bütün alnı kaplamışsa, alnın iki tarafından biriyle secde edilmesi gerekir. Eğer bu mümkün olmazsa, çene ile; çene ile de mümkün olmazsa, yüzün mümkün olan bir kısmıyla secde edilmelidir. Yüzden hiçbir yerle yapılamazsa, başın ön tarafıyla secde edilmelidir.

1068- Alnını yere ulaştıramayan kimse, gücü yettiği miktarda eğilmeli ve alnını yüksek bir şey üzerine koyulan mühüre veya üzerine secde edilen şeye "secde ediyor" denecek şekilde koymalıdır. Ellerinin içini, dizlerini ve ayak parmaklarını da, normal şekilde yere koymalıdır.

1069- Hiç bir şekilde eğilmeye gücü yetmeyen kimsenin, secde için oturması ve başıyla işaret etmesi gerekir; buna da gücü yetmezse, gözleriyle işaret etmesi gerekir. Farz ihtiyat gereği, her iki hâlde de gücü yettiği takdirde mührü kaldırıp alnını ona koymalıdır. Buna da gücü yet-mezse, müstehap ihtiyat gereği mührü kaldırıp alnına koy-malıdır. Eğer baş ve gözleriyle de işaret etmeye gücü yet-mezse, kalbinde secdeye niyet etmeli ve farz ihtiyat gereği, el ve benzeri organıyla secde için işaret etmelidir.

1070- Oturmaya gücü yetmeyen kimse, ayakta secde için niyet etmeli ve mümkün olduğu takdirde, başıyla secde için işaret etmelidir. Eğer buna da gücü yetmezse, gözleriyle işaret etmelidir. Bunu da yapamazsa, kalbinde secde için niyet eder ve farz ihtiyat gereği, el veya benzeri organıyla secde için işaret eder.

1071- İradesi dışında baş secdeden kalkarsa, mümkünse başının tekrar secde yerine dönmesine engel olmalıdır ve bu, zikir okunsa da okunmasa da, bir secde sayılır. Eğer başını tutamaz ve iradesi dışında tekrar secdeye ulaşırsa, ikisi bir secde sayılır ve eğer zikir okunmamışsa, okunması gerekir.

1072- Takiyye yapılması gereken yerde, yaygı ve benzeri şeyler üzerine secde yapılabilir ve namaz için başka bir yere gidilmesi gerekmez.

1073- Üzerinde vücudun istikrar bulmadığı bir şey üzerine secde etmek batıldır. Ama baş koyulduktan sonra bir miktar aşağı inip istikrar bulan tüyden yapılmış yatak ve benzeri şeyler üzerine secde etmenin sakıncası yoktur.

1074- Çamur bir yerde namaz kılmaya mecbur olan kimse, farz ihtiyat gereği ayakta iken başıyla secdeye işaret etmeli ve teşehhüdü ayakta okumalıdır.

1075- Namazın birinci rekâtında ve öğle, ikindi ve yatsı gibi teşehhüdü olmayan namazların üçüncü rekâtlarında, ikinci secdeden sonra oturmaksızın sonraki rekât için ayağa kalkılırsa, namaz sahihtir. Ancak farz ihtiyat gereği ikinci secdeden sonra bir miktar hareketsiz oturulmalı ve daha sonra ayağa kalkılmalıdır.

Üzerine Secde Edilen Şeyler

1076- Yere ve yenilecek şeyler dışında yerden biten ağaç ve ağaç yaprağı gibi şeyler üzerine secde edilmelidir. Yenilecek ve giyilecek şeyler üzerine secde etmek, caiz de-ğildir. Yine altın, gümüş, akik, firuze gibi madensel şeyler üzerine secde etmek de batıldır. Ama mermer ve siyah taş gibi madensel taşlar üzerine secde etmenin sakıncası yoktur.

1077- Farz ihtiyat gereği, üzüm ağacı yaprağına taze olduğu zaman secde edilmemelidir.

1078- Yerden bitip hayvan yiyeceği olan ot ve saman gibi şeyler üzerine secde etmek sahihtir.

1079- Yenilecek cinsten olmayan çiçekler üzerine secde etmek sahihtir. Ama sığırdilli ve menekşe gibi yerden bitip ilâç için yenilen çiçek üzerine secde etmek sahih değildir.

1080- Bazı şehirlerde yenilmesi normal ve bazı şehirlerde ise normal olmayan bitkiler ve yine ham meyve üzerine secde etmek, sahih değildir.

1081- Kireç ve alçı taşı üzerine secde etmek sahihtir. Hatta pişmiş kireç ve alçı, tuğla, toprak testi ve benzeri şeylere de secde edilebilir.

1082- Saman gibi üzerine secde edilmesi caiz olan bir şeyden yapılan kâğıt üzerine secde edilebilir. Pamuk ve benzeri şeylerden yapılan kâğıt üzerine de secde etmenin sakıncası yoktur.

1083- Secde için en uygun şey, şehitler efendisi Hazret-i İmam Hüseyin'in (ona selâm olsun) toprağıdır. Ondan sonra diğer topraklar; topraktan sonra taş ve taştan sonra bitki gelir.

1084- Üzerine secde edilen bir şey olmaz veya olur ama çok soğuk, sıcak veya benzeri bir şeyden dolayı üzerine secde edilemezse, giyilen elbise keten ve pamuktan olduğu takdirde, onun üzerine secde edilmelidir. Elbise başka bir cinsten olursa, yine onun üzerine secde edilmesi gerekir. O da olmazsa, elin üzerine, o da mümkün olmazsa akik ve yüzük gibi madeni bir şey üzerine secde edilmesi gerekir.

1085- Üzerinde alnın istikrar bulmadığı çamur ve gevşek toprağa, eğer üzerine alın koyulduktan ve bir miktar bastırıldıktan sonra, istikrar bulursa, secde etmenin sakıncası yoktur.

1086- Birinci secdede mühür alına yapışırsa, kaldırılmadan ikinci kez secdeye gidilmesi, sakıncalıdır. Hatta namaz batıl olur ve iade edilmesi gerekir.

1087- Üzerine secde edilen şey namazda kaybolur ve üzerine secde edilen başka bir şey olmazsa, vakit müsait olduğu takdirde namaz bozulmalıdır. Eğer vakit dar olursa, keten ve pamuktan yapılmış olduğu takdirde, elbiseye secde edilmelidir. Eğer elbise başka bir cinsten olursa, onun üzerine, o da mümkün olmazsa elin üzerine ve eğer o da mümkün değilse akik ve yüzük gibi madeni bir şey üzerine secde edilmelidir.

1088- Secde hâlinde iken alnın, secde edilmeyen bir şey üzerine koyulduğu anlaşılırsa, mümkün olduğu takdirde alın onun üzerinden secde edilebilen bir şey üzerine çekilmelidir. Eğer vakit dar ise, önceki hükümde açıklanana göre amel edilmelidir.

1089- Secdeden sonra alnın secde edilmeyen şey üzerine koyulduğu anlaşılırsa, sakıncası yoktur.

1090- Yüce Allah'tan başkası için secde etmek, haramdır. Avam halktan bazısı, Ehlibeyt İmamlarının (hepsine selâm olsun) türbeleri karşısında alınlarını yere koymaları yüce Allah'a şükür içinse sakıncası yoktur; aksi takdirde haramdır.

Secdeyle İlgili Müstehap ve Mekruhlar

1091- Secdenin müstehapları:

1) Ayakta namaz kılan kimsenin rükûdan kalkıp tam olarak doğrulduktan sonra; oturarak namaz kılan kimsenin ise, tam olarak oturduktan sonra, secdeye gitmek için tekbir alması.

2) Secdeye gidilmek istendiği zaman erkeğin önce ellerini, kadının ise, önce dizlerini yere koyması.

3) Burnun mühür veya üzerine secde edilen bir şey üzerine koyulması.

4) Secdede parmakların birbirine bitiştirilerek uçları kıbleye gelecek şekilde kulakların hizasına koyulması.

5) Secdede dua etmek, ihtiyaçların giderilmesini Allah'tan istemek ve şu duayı okumak:

يَا خَيْرَ الْمَسْؤُولِين‌َ وَ يَا خَيْرَ الْمُعْطِينَ ارْزُقْنِى‌ وَارْزُقْ عِيَالِى‌ مِنْ فَضْلِكَ فَاِنَّكَ ذُوالفَضْلِ الْعَظِيمِ

Okunuşu: "Ya heyr'el-mes'ûlîne ve ya heyr'el-mu'ţîn, ur-zuknî verzuk iyalî min feżlike feinneke zu'l-feżl'il-ezîm."

Anlamı: Ey, kendisinden dilekte bulunulanların en hayırlısı! Ey ihsan edenlerin en iyisi! Kendi fazlından beni ve ailemi rızıklandır. Şüphesiz sen, büyük fazl sahibisin.

6) Secdeden sonra sol yan üzerine oturmak ve sağ ayağın üstünü sol ayağın iç kısmı üzerine koymak.

7) Her secdeden kalkıp oturulduğunda vücut istikrar bulduktan sonra tekbir alınması.

8) Birinci secdeden kalkılınca vücut istikrar bulduktan sonra, ) وَ اَتُوبُ اِلَيْهِ رَبِّى ( اَسْتَغْفِرُ اللَّهُ "Esteğfirullahe rebbî ve etûbu ileyh"[13] demek.

9) Secdeyi uzatmak ve otururken elleri uyluk üzerine koymak.

10) İkinci secdeye gitmek için vücut istikrar hâlinde iken "Ellahu ekber" demek.

11) Secdelerde salavat getirmek. Bunu secdelerde denil-mesi emredilen zikir niyetiyle söylemenin sakıncası yoktur.

12) Doğrulurken, elleri dizlerden sonra yerden kaldırmak.

13) Erkeklerin, dirsekleri yere koymamaları, karınla-rını yerden uzak tutmaları, kolları da yanlarından ayırmaları; kadınların ise, dirseklerini yere koymaları, karınlarını yere yaklaştırmaları ve vücudun organlarını birbirine bitiştirmeleri.

Secdeyle ilgili diğer müstehaplar konuyla ilgili ayrıntılı kitaplarda açıklanmıştır.

1092- Secdede Kur'ân okumak mekruhtur. Yine secde yerindeki toz toprağı gidermek için üflemek mekruhtur. Eğer üfleme sonucu ağızdan iki harf çıkarsa, namaz batıl olur. Bunların dışında, konuyla ilgili ayrıntılı kitaplarda açıklanan diğer mekruhlar da vardır.

Tilâvet Secdesiyle İlgili Hükümler

1093- Kur'ân-ı Kerim'in şu dört suresinin her birinde bir secde ayeti vardır: "Necm, Alak, Secde ve Fussilet Sureleri." Bu ayetlerden birini okuyan veya dinleyen kimsenin ayet bittikten hemen sonra bir secde etmesi gerekir. Eğer unutursa, aklına geldiği zaman secde etmelidir.

1094- İnsan secde ayetini okurken başka birisinden de işitirse, eğer bunu dinlemişse, iki secde etmesi gerekir; eğer dinlemeden kulağına değmişse, bir secde etmesi yeterlidir.

1095- Namaz dışında secde hâlinde iken secde ayetini okur veya onu dinlerse, başını secdeden kaldırıp yeniden secde etmesi gerekir.

1096- Secde ayeti, Kur'ân okuma kastı olmayan birisinden veya gramofon cinsi bir şeyden işitilirse, secde yapılması gerekmez. Ama insanın kendi sesini ulaştıran bir araçtan işitilirse, secde etmek farz olur.

1097- Tilâvet secdesi yenecek ve giyilecek şeyler üzerine yapılmaz. Ama namazda yapılan secde için gerekli diğer şartların gözetilmesi gerekmez.

1098- Tilâvet secdesi, "secde ediliyor" denecek şekilde yerine getirilmelidir.

1099- Tilâvet secdesi edilirken zikir edilmese bile, alnın secde niyetiyle yere koyulması yeterlidir. Tilâvet secdesinde herhangi bir zikir söylemek, müstehaptır; ancak şu zikir daha iyidir:

لاَ اِلَهَ اِلاَّ اللَّهُ حَقّاً حَقّاً لاَ اِلَهَ اِلاَّ اللَّهُ اِيمَاناً وَ تَصْدِيقاً لاَ اِلَهَ اِلاَّ اللَّهُ عُبُودِيَّةً وَ رِقّاً سَجَدْتُ لَكَ يَا رَبِّ تَعَبُّداً وَ رِقّاً لاَ مُسْتَنْكِفاً وَ لاَ مُسْتَكْبِراً بَلْ اَنَا عَبْدٌ ذَلِيلٌ ضَعِيفٌ خَائِفٌ مُسْتَجِيرٌ

Okunuşu: "La ilâhe illellahu hekken hekka. La ilâhe illellahu îmanen ve tesdîka. La ilâhe illellahu ubûdiyyeten ve rikka. Secedtu leke ya rebbî teebbuden ve rikka, la mustenkifen ve la mustekbiren, bel ene ebdun zelîlun żeîfun hâifun mustecîr."[14]

TEŞEHHÜT GETİRMEK

1100- Bütün farz namazların ikinci rekâtında, akşam namazının üçüncü rekâtında ve öğle, ikindi ve yatsı namazlarının dördüncü rekâtında, ikinci secdeden sonra oturulup vücut istikrar bulunca teşehhüdün okunması gerekir. Yani şöyle denmelidir:

اَشْهَدُ اَنْ لاَ اِلَهَ اِلاَّ اللَّهُ وَحْدَهُ لاَ شَرِيكَ لَهُ وَاَشْهَدُ اَنَّ مُحَمَّداً عَبْدُهُ وَ رَسُولُهُ اَللَّهُمَّ صَلِّ عَلَى‌ مُحَمَّدٍ وَ آلِ مُحَمَّدٍ

Okunuşu: "Eşhedu en la ilâhe illellahu vehdehu la şerîke leh, ve eşhedu enne Muhemmeden ebduhu ve resûluh. Ella-humme selli ela Muhemmedin ve âl-i Muhemmed."

1101- Teşehhüt, sahih Arapça ile ve normal bir şekilde peş peşe okunmalıdır.

1102- Unutularak teşehhüt okunmadan ayağa kalkılır ve rükûdan önce farkına varılırsa, oturularak teşehhüdün okun-ması, tekrar ayağa kalkılması ve o rekâtta okunması gerekenlerin okunarak namazın tamamlanması gerekir. Eğer rükûda veya ondan sonra teşehhüdün okunmadığının farkına varılırsa, namazın tamamlanması ve selâm verildikten sonra teşehhüdün kaza edilmesi gerekir. Farz ihtiyat gereği, unutulan teşehhüt için iki sehiv secdesi yapılmalıdır.

1103- Teşehhüt hâlinde iken sol but üzerine oturup [sol ayağı sağ taraftan çıkarmak ve] sağ ayağın üstünü sol ayağın alt kısmı üzerine koymak ve teşehhütten önce şu zikirleri söylemek müstehaptır: الْحَمْدُ لِلَّهِ) ( "Elhemdu lillah" veya بِسْمِ اللَّهِ وَ بِاللَّهِ وَالْحَمْدُ لِلَّهِ وَ خَيْرُ اْلاَسْمَاءِ لِلَّهِ)  ( "Bismillahi ve billahi ve'l-hemdu lillahi ve heyr'ul-esmâi lillah."[15]

Yine elleri uyluk üzerine koymak, parmakları birbirine bitiştirmek, başı aşağı eğip kendi önüne bakmak ve teşehhüdü bitirdikten sonra: وَ تَقَبَّلْ شَفاعَتَهُ وَارْفَعْ دَرَجَتَهُ ) ( "Ve tekebbel şefaetehu verfe' dereceteh." demek, müstehaptır.

1104- Teşehhüt okurken kadınların dizlerini birbirine bitiştirmesi müstehaptır.

NAMAZIN SELÂMI

1105- Namazın son rekâtında okunan teşehhütten sonra, oturulduğu ve vücut sükunet bulduğu zaman:

 )اَلسَّلاَمُ عَلَيْكَ اَيُّهَا النَّبِىُّ وَ رَحْمَةُ اللَّهِ وَ بَرَكَاتُهُ(

"Es-selâmu eleyke eyyuhe'n-nebiyyu ve rehmetullahi ve berekâtuh" demek müstehaptır ve ondan sonra ya: ( اَلسَّلاَمُ عَليْكُمْ ) "Es-selâmu eleykum" demek ve buna müstehap ihtiyat gereği: وَ رَحْمَةُ اللَّهِ وَ بَرَكَاتُهُ ) ) "ve rehmetullahi ve berekâtuh" cümlesini eklemek gerekir veyahut da:اَلسَّلاَمُ عَلَيْنَا وَ عَلَى عِبَادِ اللَّهِ لصَّالِحِينَ )  ) "Es-selâmu eleyna ve ela ibadillah'is-salihîn" demek gerekir.

1106- Namazda selâm vermek unutulur; ancak, namaz-da bulunulan vaziyet bozulmadan ve sırtın kıbleye dönmesi gibi bilerek veya bilmeyerek yapıldığında namazı batıl eden bir şey gerçekleşmeden farkına varılırsa, selâm verilmelidir ve kılınan namaz sahihtir.

1107- Namazda selâm vermek unutulur; ancak namaz vaziyetinden çıkıldıktan sonra hatırlanırsa, namaz vaziyeti bozulmadan önce, sırtı kıbleye dönmek gibi bilerek veya bilmeyerek yapıldığında namazı batıl eden bir şey yapıldığı takdirde, namaz sahihtir. Eğer namaz vaziyetinden çıkılmadan önce, bilerek veya bilmeyerek yapıldığında namazı batıl eden bir şey yapılmışsa, her ne kadar sahih olduğu görüşü, deliller açısından güçlü bir görüş ise de, ihtiyata uygun olan namazın batıl oluşudur.

NAMAZDA TERTİBE RİAYET ETMEK

1108- Bilerek namaz fiilleri arasındaki tertip ve sıra gözetilmezse, örneğin sure Fatiha'dan önce okunur veya secdeler rükûdan önce yapılırsa, namaz batıl olur.

1109- Namazın rükünlerinden birini unutup sonraki rüknü yapan örneğin rükû yapmadan önce secdeleri yapan kimsenin kıldığı namaz batıldır.

1110- Namazın rükünlerinden birisi unutulup sonraki rükün olmayan bir şey yapılırsa, örneğin secdeler yapılmadan önce teşehhüt okunursa, rükün yerine getirilmeli ve ondan önce yanlışlıkla okunan şey yeniden okunmalıdır.

1111- Rükün olmayan bir şey unutulup ondan sonraki rükün yerine getirilirse örneğin, Fatiha okunmadan rükûya gidilirse, namaz sahihtir.

1112- Rükün olmayan bir şey unutulup ondan sonraki rükün olmayan şey yerine getirilir örneğin, Fatiha unutulup sure okunursa, eğer sonraki rükün yapılmaya başlanmışsa, meselâ, rükûda Fatiha'nın okunmadığı hatırlanırsa, namaza devam edilmeli ve bu şekilde kılınan namaz sahihtir. Eğer sonraki rükne başlanmamışsa, unutulan şey yerine getirilmeli ve daha sonra, yanlışlıkla önce okunan şey tekrar o-kunmalıdır.

1113- Birinci secdeyi ikinci secde veya ikinci secdeyi birinci secde sanarak yaparsa, namaz sahihtir ve yaptığı birinci secde onun birinci secdesi ve ikinci secde de onun ikinci secdesi sayılır.

MUVALAT[16]

1114- Namaz, muvalat [=aralıksız yapılma] gözetilerek kılınmalıdır. Yani rükû, secde ve teşehhüt gibi namazın fiilleri peş peşe yapılmalı ve namazda okunan şeyler de nor-mal bir şekilde peş peşe okunmalıdır. Eğer onların arasında "namaz kılıyor" denmeyecek kadar ara verilirse, namaz batıl olur.

1115- Namazda yanılarak harfler ve kelimeler arasında namaz vaziyeti bozulmayacak şekilde ara verilirse, sonraki rükne başlanmadığı takdirde, o harfler veya kelimeler normal bir şekilde tekrar okunmalıdır; sonraki rükne başlandığı takdirde ise, namaz sahihtir.

1116- Rükû ve secdeleri uzatmak ve büyük sureleri okumak, muvalatı [riayet edilmesi gereken kesintisiz yapılmış olmayı] bozmaz.

KUNUT

1117- Farz ve müstehap namazların hepsinde, ikinci rekâtta rükûya gidilmeden önce kunut okunması müstehap-tır. Bir rekât olan vitir namazında da rükûdan önce, kunut okumak müstehaptır. Cuma namazının her rekâtında bir kunut vardır. Âyat Namazı'nda beş kunut, Ramazan ve Kurban Bayramı namazlarının birinci rekâtında beş kunut ve ikinci rekâtında dört kunut vardır.

1118- Kunut okunmak istendiğinde farz ihtiyat gereği, eller yukarı kaldırılmalıdır. Ellerin yüzün hizasına kadar kaldırılması, avuçların göğe doğru açılarak yan yana tutulması ve recâ kastıyla [sevap umuduyla] başparmak dışındaki parmakların birbirine bitiştirilmesi ve avuçların içine bakılması, müstehaptır.

1119- Kunutta bir "Subhanellah" bile olsa, herhangi bir zikrin okunması kafidir. Ama şu zikrin okunması, daha iyidir:

لاَ اِلَهَ اِلاَّ اللَّهُ الْحَكِيمُ الْكَرِيمُ لاَ اِلَهَ اِلاَّ اللَّهُ الْعَلِىُّ الْعَظِيمُ سُبْحَانَ اللَّهِ رَبِّ السَّموَاتِ السَّبْعِ وَ رَبِّ الاَْرَضِينَ السَّبْع ِوَ مَا فِيهِنَّ وَ مَا بَيْنَهُنَّ وَ رَبِّ الْعَرْشِ الْعَظِيم ِوَالْحَمْدُ لِلَّهِ رَبِّ الْعَالَمِينَ

Okunuşu: "La ilâhe illellah'ul-helîm'ul-kerîm. La ilâhe illel-lah'ul-eliyy'ul-ezîm. Subhanellahi rebb'is-semavat'is-seb'i ve rebb'il-ereżîn'es seb'i ve ma fîhinne ve ma beynehunne ve reb-b'il-erş'il-ezîm, ve'l-hemdu lillahi rebb'il-âlemîn."

1120- Kunutu yüksek sesle okumak, müstehaptır. Ama cemaatle namaz kılan kimsenin sesini cemaat imamı işitecekse, o zaman kunutu yüksek sesle okumak, müstehap değildir.

1121- Bilerek okunmayan kunutun kazası yoktur. U-nutularak okunmaz ve rükûya tam olarak eğilmeden önce farkına varılırsa, doğrulup okunması müstehaptır. Rükûda farkına varılırsa, rükûdan sonra ve eğer secdede hatırlanırsa, namazın selâmından sonra kaza edilmesi müstehaptır.

NAMAZDA OKUNAN ŞEYLERİN ANLAMI

1- Fâtiha Suresi:

بِسْم ِاللَّهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ

اَلْحَمْدُ لِلَّهِ رَبِّ الْعَالَمِينَ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ مَالِكِ يَوْمِ الدِّينِ

اِيَّاكَ نَعْبُدُ وَ اِيَّاكَ نَسْتَعِينُ اِهْدِنَا الصِّرَاطَ الْمُسْتَقِيمَ

صِرَاطَ الَّذِينَ اَنْعَمْتَ عَلَيْهِمْ غَيْرِ الْمَغْضُوبِ عَلَيْهِمْ وَ لاَ الضّآلّيِنَ

Anlamı:

Bismillahirrehmanirrehîm: Dünyada mümin ve kâfire, ahirette ise, yalnızca mümine merhamet eden Allah'ın adıyla başlıyorum.

Elhemdu lillahi rebb'il-‘âlemîn: Hamd ve övgü, bütün varlığı besleyen Allah'a mahsustur.

Er-rehman'ir-rehîm: Allah, dünyada mümin ve kâfire, ahirette ise sadece mümine merhamet eder.

Maliki yevm'id-dîn: (Allah) kıyamet gününün sultanı ve ihtiyar sahibidir.

İyyâke ne‘'budu ve iyyâke neste‘în: Yalnız sana ibadet eder ve yalnız senden yardım dileriz.

İhdine's-siraţ'el-mustekîm: Bizi doğru yol olan İslâm dinine hidayet et.

Siraţellezîne en'‘emte ‘eleyhim: Kendilerine nimet verilen peygamber ve peygamberlerin yerine oturanların yoluna.

Ğeyr'il-meğżûbi ‘eleyhim veleżżâllîn: Gazap ettiklerin ve sapmış kimselerin yoluna değil.

2- İhlâs Suresi:

بِسْم ِاللَّهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ

قُل‌ْ هُوَ اللَّهُ اَحَدٌ اَللَّهُ الصَّمَدُ

لَمْ يَلِدْ وَ لَمْ يُولَدْ وَ لَمْ يَكُنْ لَهُ كُفُواً اَحَدٌ

Anlamı:

Bismillahirrehmanirrehîm. Kul huvellahu ehed: [Dünyada mümin ve kâfire, ahirette ise, yalnızca mümine merhamet eden Allah'ın adıyla başlıyorum.] Ey Muhammed! De ki: O Allah tektir.

Ellah'us-semed: Allah her şeyden müstağni ve her şey O'na muhtaçtır.

Lem yelid ve lem yûled: O, doğurmamıştır ve doğma-mıştır.

Ve lem yekun lehu kufuven ehed: Yaratıklardan hiçbir kimse O'nun dengi değildir.

3- Rükû, Secde ve Onlardan Sonra Okunan Müstehap Zikirlerin Anlamı

Subhane rebbiye'l-‘ezîmi ve bihemdih: Benim yüce rab-bim, her türlü kusur ve eksiklikten pak ve münezzehtir ve ben, O'na hamd etmekteyim.

Subhane rebbiye'l-e‘'la ve bihemdih: Benim herkesten en yüce olan rabbim her türlü kusur ve noksanlıktan münezzehtir ve ben O'na hamd etmekteyim.

Semi‘ellahu limen hemideh: Allah, kendisini övenin övgüsünü işitsin ve kabul etsin.

Esteğfirullahe rebbî ve etûbu ileyh: Beni besleyen Allah'tan mağfiret ve bağışlanma diliyor ve O'na dönüyorum.

Bihevlillahi ve kuvvetihi ekûmu ve ek'‘ud: Allah'ın yardımı ve verdiği kuvvetle ayağa kalkıyor ve oturuyorum.

4- Kunutta Okunan Duanın Anlamı

La ilâhe illellah'ul-helîm'ul-kerîm: Kerem ve hilim sahibi olan bir tek Allah'tan başka övgü ve kulluğa layık ilâh yoktur.

La ilâhe illellah'ul-‘eliyy'ul-‘ezîm: Yüce ve üstün mertebe sahibi olan bir tek ve eşsiz Allah'tan başka, kulluğa layık ilâh yoktur.

Subhanellahi rebb'is-semavat'is-seb'‘i ve rebb'il-ereżî-n'es-seb'‘i: Yedi kat göğün ve yedi kat yerin yaratıcısı olan Allah, pak ve münezzehtir.

Ve ma fîhinne ve ma beynehunne ve rebb'il-‘erş'il-ezîm: Göklerde, yerlerde ve ikisi arasında bulunan her şeyin ve yüce arşın Rabbidir.

Ve'l-hemdu lillahi rebb'il-‘âlemîn: Hamd ve senâ, bütün varlığı besleyen ve kemaline erdiren Allah'a mahsustur.

5- Tesbitah-ı Erbaa'nın Anlamı

Subhanellahi ve'l-hemdu lillahi ve la ilâhe illellahu vellahu ekber: Yüce Allah, pak ve münezzehtir. Hamd ve senâ O'na mahsustur. Bir tek olan Allah'tan başka kulluğa layık ilâh yoktur. O, vasfedenlerin vasfından yücedir.

6- Teşehhüt ve Selâmın Anlamı

Eşhedu en la ilâhe illellahu vehdehu la şerîke leh: Övgü, Allah'a mahsustur ve şahadet ederim ki bir tek olan ve şeriki bulunmayan Allah'tan başka kulluğa layık bir ilâh yoktur.

Ve eşhedu enne Muhemmeden ‘ebduhu ve resûluh: Hz. Muhammed'in (Allah ona ve Ehlibeyti'ne rahmet etsin) O'nun kulu ve elçisi olduğuna şahadet ederim.

Ellahumme selli ‘ela Muhemmedin ve âl-i Muhemmed: Allah'ım! Hz. Muhammed'e ve Ehlibeyti'ne rahmet et.

Ve tekebbel şefa‘etehu verfe‘' dereceteh: Resulullah'ın şefaatini kabul eyle ve o Hazret'in derecesini, kendi katında yücelt.

Es-selâmu ‘eleyke eyyuhe'n-nebiyyu ve rehmetullahi ve berekâtuh: Ey Allah'ın nebisi, selâm olsun sana, Allah'ın rahmet ve bereketi senin üzerine olsun.

Es-selâmu ‘eleyna ve ‘ela ‘ibadillah'is-salihîn: Namaz kılanların ve Allah'ın iyi kullarının üzerine Âlemlerin Rab-binden selâm olsun.

Es-selâmu ‘eleykum ve rehmetullahi ve berekâtuh: Allah'ın selâm, rahmet ve bereketi siz müminlerin üzerine olsun.

NAMAZDAN SONRA okunan ZİKİRLER

1122- Namazların peşinden bir miktar zikir ve dua et-mek, Kur'ân okumak, müstehaptır. Bunların, oturulan yerden ayrılmadan ve alınan abdest, gusül ve teyemmüm bozulmadan kıbleye doğru yapılması daha iyidir. Bunun Arapça olması gerekmez. Ama dua kitaplarında tavsiye edilen şeyleri okumak, daha iyidir. Namazın peşinden yapılması çok tavsiye edilen zikirlerden birisi, Hz. Zehrâ'nın (Allah'ın selâmı ona olsun) tesbihidir ki şu şekilde okunur:

İlk önce 34 defa, "Ellah-u ekber", sonra 33 defa "El-hemdulillah" ve daha sonra 33 defa "Subhanellah" denir.

"Subhanellah" cümlesi, "Elhemdulillah" cümlesinden ön-ce de okunabilir. Ama ondan sonra söylenmesi, daha iyidir.

1123- Namazdan sonra şükür secdesi yapmak müste-haptır; bunun için, alnın şükür maksadıyla yere koyulması kafidir. Ama yüz veya üç veya bir defa "Şükren lillah" veya "Şükren" veya "Efven" denilmesi, daha iyidir. Yine insana bir nimet ulaştığı veya ondan bir bela uzaklaştığı zaman şükür secdesi yapması, müstehaptır.

RESULULLAH'A (S.A.A) SALAVAT

1124- İnsan, Resulullah efendimizin (Allah ona ve Ehlibeyti'ne rahmet etsin) mübarek "Ahmed" ve "Muhammed" gibi isimlerini veya onun "Mustafa" ve "Ebu'l-Ka-sım" gibi künye ve lakabını söyler veya işitirse, namazda olsa bile, salavat getirmesi müstehaptır.

1125- Peygamber efendimizin (Allah ona ve Ehlibeyti'ne rahmet etsin) mübarek ismi yazılırken salavatın da yazılması müstehaptır. Yine o hazret anıldığı her zaman, salavat getirmek iyidir.

NAMAZI BOZAN ŞEYLER

1126- On iki şey namazı bozar ve onlara "mübtilat" [=na-mazı bozan şeyler] denir:

1) Namazda, namazın şartlarından birinin bulunmaması. Örneğin, namazdayken mekanın gasp edilmiş olduğunun anlaşılması gibi.

2) Namazdayken bilerek veya unutarak veya çaresizlik yüzünden abdest veya guslü batıl eden bir şeyin meydana gelmesi. Örneğin, idrar gelmesi gibi. Ancak idrar veya büyük abdestini tutamayan kimseden namaz esnasında idrar veya gaita çıkacak olursa, abdest hükümlerinde açıklandığı üzere hareket ettiği takdirde, namazı batıl olmaz. Yine namaz esnasında müstehaze kadından kan gelirse, istihazeyle ilgili olarak açıklanan hükümleri uygulamış olursa, namazı sahihtir.

1127- Elinde olmadan uyumuş olan kimse, namazda mı, yoksa namazdan sonra mı uyuduğunu bilmezse, farz ihtiyat gereği namazı iade etmelidir. Ama namazın tamamlandığını bilir de uyumasının namaz esnasında mı, yoksa namazdan sonra mı gerçekleştiği hususunda şüpheye düşerse, namazı sahihtir.

1128- Kendi iradesi ile uyuduğunu bilir; ama bunun, namazdan sonra mı, yoksa namaz esnasındayken namazda olduğunu unutarak mı gerçekleştiğinden şüpheye düşerse, namazı sahihtir.

1129- Secde hâlindeyken uykudan uyanır ve namazın son secdesi mi, yoksa şükür secdesi mi olduğundan şüpheye düşerse, namazı iade etmesi gerekir.

3) Bazı Şiî olmayanların yaptıkları gibi, ellerin üst üste konulması.

1130- Eğer edep için eller üst üste koyulursa, bazıları tarafından yapılana benzemese de, farz ihtiyat gereği namaz iade edilmelidir. Ama unutkanlık, çaresizlik veya kaşımak ve benzeri bir iş için eller üst üste koyulursa, sakıncası yoktur.

4) Fatiha okunduktan sonra "Âmin" denilmesi. Ama, yanlışlıkla veya takiyye edilerek denilirse, namaz batıl olmaz.

5) Kasten veya unutkanlıkla kıbleye sırt çevirmek ya da sağ veya sol tarafa dönmek. Hatta bilerek, "yüzü kıbleye doğrudur" denmeyecek kadar dönülürse, kıblenin sağ veya sol tarafına ulaşmasa bile, namaz batıl olur.

1131- Kasıtlı olarak yüzün tamamı sağ veya sola döndürülürse, namaz batıl olur. Hatta yanlışlıkla bile yüz bu kadar döndürülürse, farz ihtiyat gereği namaz iade edilmelidir ve önceki namazın tamamlanması da gerekmez. Ama baş kasıtlı veya yanlışlıkla, biraz döndürülürse, namaz batıl olmaz.

6) Bilerek, tek harfli bile olsa bir kelimeyi, manası olmasa da bir mana kastederek söylemek. Hatta iki veya daha fazla harfli kelimeler denildiği takdirde, herhangi bir mana kastedilmese bile, farz ihtiyat gereği namaz iade edilmelidir. Ancak yanılarak söylenirse, namaz bozulmaz.

1132- Manası olan tek harfli örneğin Arapça'da "koru" anlamını taşıyan "ki" gibi bir kelimeyi söylerse, anlamını bildiği ve onu kastettiği takdirde, namazı batıl olur. Hatta anlamını kastetmez; ama taşıdığı anlamın farkında olursa, farz ihtiyat gereği namazı iade etmelidir.

1133- Namazda öksürmenin, geğirmenin ve iç çekmenin sakıncası yoktur. Fakat of, ah veya buna benzer iki harfli şeyleri kasıtlı olarak söylemek, namazı bozar.

1134- Bir kelimeyi zikir niyetiyle söylerse, meselâ, zikir niyetiyle "Allahu ekber" der ve söylediği zaman başkasına bir şey anlatmak için sesini yükseltirse, sakıncası yoktur. Fakat bunu başkasına bir şey anlatmak niyetiyle der ve bununla birlikte zikir niyeti de olursa, namaz batıl olur.

1135- Cenabetle ilgili hükümlerde açıklanan farz secdesi olan dört sure dışında, namazda Kur'ân okumanın, Türkçe veya başka bir dille olsa bile, dua etmenin sakıncası yoktur.

1136- Fatiha, sure ve zikirlerden herhangi bir kısmını, kasıtlı olarak veya ihtiyat ederek bir kaç kez okumanın sakıncası yoktur.

1137- Namaz kılan birisi başkasına selâm veremez. Eğer bir başkası ona selâm verirse, cevabında "selâm" kelimesini önce söylemelidir. Meselâ, "Es-selâmu aleykum" veya "Selâmun aleykum" demelidir. "Aleykum'us-selâm" dememelidir.

1138- Selâmın cevabı, ister namazda olsun, ister namaz dışında olsun, hemen verilmelidir. Eğer selâmın cevabı, kasıtlı olarak veya unutkanlıkla, verildiğinde selâmın cevabı sayılmayacak kadar geciktirilirse, namazdaysa artık cevap verilmemeli; namazda değilse, artık cevap vermek farz olmaz.

1139- Selâmın cevabı, selâm verenin duyacağı şekilde verilmelidir. Fakat, selâm veren sağır olursa, cevabının nor-mal şekilde verilmesi yeterlidir.

1140- Namaz kılan, selâmın cevabını dua niyetiyle değil de cevap kastıyla vermelidir.

1141- Eğer nâmahrem kadın veya erkek veya iyiyi kö-tüyü anlayan bulûğ çağına ermemiş çocuk, namaz kılana selâm verirse, namaz kılan onun cevabını vermelidir.

1142- Namaz kılan selâmın cevabını vermezse, günah işlemiş olur; ama namazı sahihtir.

1143- Namaz kılana selâm sayılmayacak şekilde yanlış selâm verilirse, cevabını vermek farz olmaz.

1144- Şaka ile veya alay etmek için selâm verenin selâmına cevap vermek farz değildir. Farz ihtiyat gereği gayrimüslim bir erkek veya kadının selâmına, "selâm" veya sadece "aleyk" diye karşılık verilmelidir.

1145- Bir topluluğa selâm verilirse, selâmın cevabını vermek hepsinin üzerine farz olur. Ama, topluluktan birinin cevap vermesi, yeterli olur [ve diğerlerinin üzerinden kalkar].

1146- Eğer bir kişi bir topluluğa selâm verir de, o topluluktan kendisine selâm verilmesi kastedilmeyen biri cevap verirse, yine selâmın cevabını vermek o grup üzerine farz olur.

1147- Eğer bir kimse, bir topluluğa selâm verirse, topluluk arasında namaz kılan biri olur ve kendisinin selâm veren tarafından kastedilip kastedilmediğini bilmez veya kendisinin de kastedildiğini bildiği hâlde başkası cevap verirse, o cevap vermemelidir. Ama eğer kendisinin kastedildiğini bilir ve başkası da cevap vermezse, cevap vermesi gerekir.

1148- Selâm vermek sünnettir. Bineklinin yayaya, ayak-ta olanın oturana, küçüğün büyüğe selâm vermesi çok tavsiye edilmiştir.

1149- Eğer iki kişi aynı anda birbirlerine selâm verseler, her birisinin üzerine diğerinin selâmını cevaplamak farzdır.

1150- Namaz dışında, selâmın cevabını daha güzel bir şekilde vermek müstehaptır. Meselâ, "Selâmun aleykum" diyen kimsenin cevabında, "Selâmun aleykum ve rahmetul-lah" denmesi müstehaptır.

7) Bilerek sesli ve kahkahayla gülmek. Yanılarak sesli gülen veya gülümseyen kimsenin namazı bozulmaz.

1151- Eğer sesli gülmeyi önlemek için hâli değişirse, meselâ namaz kılma vaziyetinden çıkacak derecede rengi kızarırsa, namazı iade etmesi gerekir.

8) Bilerek dünya meselesi için sesli ağlamak. Ama dün-ya meselesi için sessiz ağlamanın sakıncası yoktur. Allah korkusundan veya ahiret için sesli ve sessiz ağlamanın sakıncası olmadığı gibi, en üstün amellerden biridir de.

9) Namazın şeklini bozan hareketler. Meselâ, el çırpmak, hoplamak ve benzeri hareketler. Bunlar az veya çok olsun, bilerek yapılsın veya yanılarak, namazı bozar. Fakat el ile işaret etmek gibi namazın şeklini değiştirmeyen hareketlerin sakıncası yoktur.

1152- Namazdayken, "namaz kılmıyor" denecek kadar susmak, namazı batıl eder.

1153- Namazda bir iş yapar veya bir müddet susar ve namazın bozulup bozulmadığından şüpheye düşerse, namazı sahihtir.

10) Namazda, "namaz kılmıyor" denecek şekilde ye-mek veya içmek.

1154- Farz ihtiyat gereği namazda, hiçbir şey yememek ve içmemek gerekir. İster namazın fiil ve cüzlerinin peş peşe yapılma şartı gözetilsin, ister gözetilmesin, ister "namaz kılıyor" densin, ister denmesin, fark etmez.

1155- Namazda, dişin dibinde kalan yemek artıklarını yutmak, namazı bozmaz. Eğer şeker ve benzeri şeyler, ağızda kalır ve namazda yavaş yavaş eriyip boğaza giderse, namazın sahih oluşu sakıncalı olur.

11) İki veya üç rekâtlı namazların rekâtlarında ya da dört rekâtlı namazların ilk iki rekâtında şüpheye düşmek.

12) Namazın rüknünü bilerek veya yanılarak, rükün olmayan bir şeyi de bilerek az veya çok yapmak.

1156- Namaz bittikten sonra, namazdayken namazı bozan bir işin yapılıp yapılmadığından şüpheye düşülürse, namaz sahihtir.

NAMAZDA MEKRUH OLAN ŞEYLER

1157- Namazda, yüzü biraz sağa veya sola doğru çevirmek, gözleri yummak veya sağa sola bakmak, el ve sakalla oynamak, iki elin parmaklarını birbirine çatmak, tükürmek, Kur'ân, kitap veya yüzüğün yazısına bakmak, Fatiha veya sure okurken ya da zikir ederken birisinin sesini duyabilmek için sessiz kalmak, kısacası huzu ve huşuyu yok edecek her türlü işi yapmak mekruhtur.

1158- Uyku geldiği ve tuvalet ihtiyacı olduğu hâlde na-maz kılmak, mekruhtur. Ayrıca ayakları sıkacak dar çorap giymek mekruhtur. Bunların yanı sıra bir takım başka mekruhlar da vardır ki ayrıntılı kitaplarda açıklanmıştır.

FARZ NAMAZI KESMENİN CAİZ OLDUĞU HâLLER

1159- Kendi ihtiyari ile farz namazı kesmek haramdır; fakat malı korumak, mal veya cana yönelik bir zararı önlemek için olursa, sakıncası yoktur.

1160- İnsanın kendini koruması veya korunması gereken bir kimseyi veya bir malı muhafaza etmesi namazı boz-madan mümkün olmazsa, namaz bozulmalıdır. Fakat namazı önemsiz bir mal için kesmek mekruhtur.

1161- Borçlu kimse vakit müsaitken namaza başladıktan sonra alacaklı ondan alacağını isterse, namaz hâlinde borcunu verebildiği takdirde, vermelidir. Eğer borcu vermek namazı kesmeden mümkün değilse, namazı kesip bor-cunu vermeli ve daha sonra namazı kılmalıdır.

1162- Namazda caminin necis olduğu anlaşılınca bakılır: Eğer vakit dar olursa, namaz tamamlanmalı ve daha sonra necaset giderilmelidir. Fakat vakit müsait olur ve necaseti gidermek namazı bozmayı gerektirmezse, namaz vaziyetinde necaset temizlenmeli ve daha sonra namaza devam edilmelidir ve eğer namazı bozmayı gerektirirse, namazın kesilip caminin temizlenmesi ve daha sonra namazın kılınması gerekir.

1163- Namazı kesmesi gereken kimse namazı tamamlayıp kesmezse, günah işlemiş olur; ama kıldığı namaz sahihtir. Ancak müstehap ihtiyat gereği namazı iade etmelidir.

1164- Rükûya tam olarak eğilmeden önce ezan veya i-kameti okumadığını hatırlayan kimsenin vakit müsait olduğu takdirde, ezan okumak veya ikamet getirmek için na-mazı kesmesi müstehaptır.

NAMAZLA İLGİLİ ŞÜPHELER

Namazla ilgili olarak 23 kısım şüphe söz konusudur: Bu şüphelerin sekizi namazı bozar, altısına itina edilmemelidir, dokuz kısmı ise sahihtir ve namazı bozmaz.

NAMAZI BOZAN ŞÜPHELER

1165- Namazı bozan şüpheler şunlardır:

1) Sabah namazı ve seferî olarak kılınan namaz gibi iki rekâtlı namazların rekâtlarının sayısında şüpheye düşmek. Ancak, iki rekâtlı müstehap ve ihtiyat namazlarındaki rekâtların sayısında şüpheye düşmek, namazı bozmaz.

2) Üç rekâtlı namazların rekât sayısında şüpheye düşmek.

3) Dört rekâtlı namazlarda bir rekât mı, yoksa daha fazla mı kılındığı hakkında şüpheye düşmek.

4) Dört rekâtlı namazda ikinci secde bitirilmeden önce, iki rekât mı yoksa daha çok mu kılındığında şüpheye düşmek. (Konunun ayrıntıları için 1199. hükmün dördüncü kıs-mına bakılabilir.)

5) İki ile beş veya iki ile beşten çok rekât arasında şüpheye düşmek.

6) Üç ile altı veya üç ile altıdan çok rekât arasında şüp-heye düşmek.

7) Kaç rekât kılındığını bilmemek.

8) Dört ile altı veya dört ile altıdan fazla rekât arasında şüpheye düşmek. İster ikinci secde tamamlanmadan önce olsun, ister tamamlandıktan sonra olsun fark etmez. Fakat, ikinci secde tamamlandıktan sonra, dört ile altı veya dört ile altıdan fazla arasında şüpheye düşülürse, müstehap ihtiyat gereği dört rekât olduğuna karar verilip namaz tamamlanır, namazdan sonra iki sehiv secdesi yapılır ve daha sonra namaz da iade edilir.

1166- İnsan namazı bozan bir şüpheyle karşılaşınca, hemen namazı bozamaz; fakat bir miktar düşündükten sonra şüphesini gideremez ve şüphesi sabitleşirse, bu durumda namazı bozmanın sakıncası yoktur.

İTİNA EDİLMEMESİ GEREKEN ŞÜPHELER

1167- İtina edilmemesi gereken şüpheler şunlardır:

1) Yapılma yeri geçen bir şeyde şüpheye düşmek; örneğin rükûda Fatiha'nın okunup okunmadığından şüpheye düşülmesi gibi.

2) Namazın selâmı verildikten sonra şüpheye düşmek.

3) Namazın vakti geçtikten sonra şüpheye düşmek.

4) Çok şüpheye düşen kimsenin şüphesi.

5) Cemaat namazında imama uyanların rekâtların sayısını bildikleri takdirde imamın şüphesi yahut imamın rekâtların sayısını bildiği takdirde imama uyanların rekâtların sayısı hakkında şüpheye düşmeleri.

6) Müstehap namazlarda şüpheye düşmek.

1- Yeri Geçen Şeylerde Şüphe Etmek

1168- Namazda, farzlardan herhangi birinin yapılıp ya-pılmadığından örneğin Fâtiha'nın okunup okunmadığından şüpheye düşülürse, ondan sonra yapılması gereken işe başlanmadığı takdirde, üzerinde şüpheye düşülen şey yapılmalıdır. Ondan sonra yapılması gereken işe başlandığı takdirde ise, şüpheye itina edilmemelidir.

1169- Bir ayet okunurken baş kısmının veya ayetin sonu okunurken ön kısmının okunup okunmadığından şüpheye düşülürse, şüpheye itina edilmemelidir.

1170- Rükû ve secdelerden sonra, onun zikir ve vücudun sükunet bulması gibi farzlarının yapılıp yapılmadığından şüpheye düşülürse, şüpheye itina edilmemelidir.

1171- Secdeye gidilirken, rükûnun yapılıp yapılmadığından veya rükûdan sonra kıyamın yapılıp yapılmadığından yani ayakta durulup durulmadığından şüpheye düşülürse, şüpheye itina edilmemelidir.

1172- Ayağa kalkılırken teşehhüdün okunup okunmadığından şüpheye düşülürse, şüpheye itina edilmemelidir. Ancak secdenin yapılıp yapılmadığından şüpheye düşülürse, oturularak secdenin yapılması gerekir.

1173- Oturarak veya yatarak namaz kılan bir kimse, Fatiha ya da tesbihatı okurken secde veya teşehhüdü yerine getirip getirmediğinden şüpheye düşerse, şüphesine itina etmemelidir. Fakat Fatiha veya tesbihatı okumaya başlamadan önce secde veya teşehhüdü yerine getirip getirmediği hakkında şüpheye düşerse, onları yerine getirmelidir.

1174- Namazın rükünlerinden birinin yerine getirilip getirilmediği hakkında şüpheye düşülürse, ondan sonraki işe başlanmadığı takdirde, şüphe edilen rükün yerine getirilmelidir. Meselâ, teşehhüt okunmadan önce, iki secdenin yapılıp yapılmadığından şüphe edilirse, yerine getirilmelidir. Ama daha sonra rüknün yapılmış olduğu anlaşılırsa, fazla rükün yapıldığından dolayı, namaz batıl olur.

1175- Rükün olmayan bir amelin yapılıp yapılmadığı hakkında şüpheye düşülürse, ondan sonraki amele başlanmadığı takdirde, o rüknün yapılması gerekir. Meselâ, sure okunmaya başlanmadan önce, Fatiha'nın okunup okunmadığından şüpheye düşülürse, Fatiha'nın okunması gerekir. Ama rükün olmayan söz konusu amel yapıldıktan sonra, önceden yapılmış olduğu anlaşılırsa, fazla rükün yapılmadığından dolayı namaz sahihtir.

1176- Bir rüknün örneğin teşehhüt okunurken iki secdenin yapılıp yapılmadığından şüphe edilirse, şüpheye itina edilmemelidir. Eğer rüknün yapılmadığı hatırlanırsa, sonraki rükne başlanmadığı takdirde yerine getirilmelidir. Sonraki rükne başlandığı takdirde ise, namaz batıl olur. Örneğin, sonraki rekâtın rükûsundan önce iki secdenin yapılmadığı hatırlanırsa, secdelerin yapılması gerekir ve eğer rükûda veya rükûdan sonra hatırlanırsa, namaz batıl olur.

1177- Rükün olmayan bir amelin yapılıp yapılmadığın-dan şüpheye düşülürse, ondan sonraki işe başlandığı takdirde, şüpheye itina edilmemelidir. Örneğin sure okunurken Fatiha'nın okunup okunmadığından şüpheye düşülürse, şüphe dikkate alınmamalıdır. Fakat sonra yapılmadığı anlaşılırsa, sonraki rükne başlanmadığı takdirde yapılması gerekir. Sonraki rükne başlandığı takdirde ise, kılınan namaz sahihtir. O hâlde, örneğin kunutta Fâtiha'nın okunmadığı hatırlanırsa, okunması gerekir; eğer rükûda farkına varılırsa, kılınan namaz sahihtir.

1178- Namazın selâmının verilip verilmediği hakkında şüpheye düşülürse, namazdan sonraki müstehap olan amellere veya başka bir amele başlanmışsa veya namazı bozacak bir iş yapılarak namaz vaziyetinden çıkılmışsa, şüpheye itina edilmemelidir; eğer bu denilenlerden önce şüpheye düşülürse, selâmın okunması gerekir. Ancak selâmın doğru okunup okunmadığından şüphe edilirse, ister diğer bir işe başlanılsın, ister başlanılmasın, şüpheye itina edilmemelidir.

2- Selâmdan Sonra Şüphe Etmek

1179- Selâmdan sonra, namazın sahih olarak yapılıp yapılmadığından örneğin, rükûnun yapılıp yapılmadığından veya dört rekâtlı bir namazda selâmdan sonra, dört rekât mı, beş rekât mı kılındığından şüpheye düşülürse, şüpheye itina edilmemelidir. Fakat eğer şüphenin her iki tarafı da namazın batıl olmasını gerektirirse, örneğin dört rekâtlı na-mazda selâmdan sonra, üç rekât mı, beş rekât mı kılındığına dair şüpheye düşülürse, namaz batıl olur.

3- Vakit Geçtikten Sonra Şüphe Etmek

1180- Namazın vakti geçtikten sonra, namazın kılınıp kılınmadığından şüphe edilirse veya kılınmadığı sanılırsa, kılınması gerekmez. Ama vakit çıkmadan önce, namazın kılınıp kılınmadığından şüphe edilir veya kılınmadığı sanılırsa, söz konusu namazın kılınması gerekir. Hatta kılındığı bile sanılsa, yine kılınması gerekir.

1181- Vakit geçtikten sonra, namazın doğru kılınıp kılınmadığından şüphe edilirse, şüpheye itina edilmemelidir.

1182- Öğle ve ikindi namazının vakti geçtikten sonra, dört rekât namaz kılındığı bilinir; ancak öğle mi, ikindi mi niyetiyle kılındığı bilinmezse, "üzerine farz olan namaz" niyetiyle dört rekât kaza namazı kılınmalıdır.

1183- Akşam ve yatsı namazının vakti geçtikten sonra, bir namaz kılındığı bilinir; ancak üç rekât mı, dört rekât mı kılındığı bilinmezse, hem akşam hem de yatsı namazının kaza edilmesi gerekir.

4- Çok Şüpheye Düşen Kimsenin Şüphesi

1184- Bir namazda üç defa veya peş peşe gelen üç na-mazda -meselâ, sabah, öğle ve ikindi namazlarında- şüpheye düşen, "çok şüphe eden kimse" (=kesir'üş-şekk) sayılır. Böyle bir şahsın çok şüphe etmesi sinir, korku veya duyguların perişanlığından kaynaklanmazsa, şüphesine itina etmemelidir.

1185- Çok şüphe eden kişi, yapılması namazın batıl olmasını gerektirmeyen bir şeyi yerine getirip getirmediğinden şüphe ederse, onu yaptığını kabul etmelidir. Örneğin, rükû edip etmediğinde şüphe ederse, onu yaptığını kabul etmelidir. Fakat yapılması namazın batıl olmasını gerektiren bir şeyi yapıp yapmadığından şüphe ederse, onu yapmadığını kabul etmelidir. Örneğin, bir rekâtta bir mi, iki mi rükû yaptığından şüphe ederse, fazla rükû yap-mak namazı bozduğundan, birden fazla rükû yapmadığını kabul etmelidir.

1186- Namazın belli bir şeyinde çok şüphe eden bir kimse, diğer şeylerde şüphe ederse, şüpheyle ilgili hükme uymalıdır. Örneğin, secde konusunda çok şüphe eden bir kimse, rükû yapıp yapmadığından şüphe ederse, bu şüpheyle ilgili hükme uymalıdır. Yani ayakta ise, rü-kûya gitmeli ve eğer secdeye gitmişse, şüphesine itina etmemelidir.

1187- Belli bir namazda, örneğin öğle namazında çok şüphe eden bir kimse, başka bir namazda örneğin ikindi namazında şüphe ederse, şüphesiyle ilgili hükümlere uymalıdır.

1188- Sadece belli bir yerde namaz kıldığında çok şüp-heye düşen bir kimse, başka bir yerde namaz kılarken şüpheye düşerse, şüpheyle ilgili hükümlere uymalıdır.

1189- Namaz hususunda çok şüpheci sayılıp sayılmadığından şüphe eden bir kimse, şüpheyle ilgili hükümlere uymalıdır. Çok şüphe eden kimse ise, normal insanların durumuna döndüğünden emin olmayıncaya kadar, şüphesine itina etmemelidir.

1190- Çok şüphe eden bir kimse, bir rüknü yapıp yap-madığından şüphe eder ve şüphesine itina etmez; ancak daha sonra yapmadığını hatırlarsa, sonraki rükne başlamadığı takdirde, onu yapması gerekir. Sonraki rükne başladığı takdirde ise, namazı batıl olur. Örneğin, rükû yapıp yapma-dığından şüphe eder ve şüphesine itina etmez; ancak secdeden önce rükû yapmadığını hatırlarsa, rükûyu yapması gerekir; eğer secdede hatırlarsa, namazı batıl olur.

1191- Çok şüphe eden bir kimse, rükün olmayan bir şeyi yapıp yapmadığından şüphe eder ve şüphesine itina etmez; ancak daha sonra yapmadığını hatırlarsa, yeri geçmemişse onu yapmalıdır ve eğer yeri geçmişse, namazı sahihtir. Örneğin, Fatiha'yı okuyup okumadığından şüpheye düşer ve şüphesine itina etmez; ancak kunut okurken Fatiha'yı okumadığını hatırlarsa, Fatiha'yı okumalıdır; eğer rükûda hatırlarsa, namazı sahihtir.

5- İmam ve Cemaatin Şüphesi

1192- Eğer imam rekâtların sayısında örneğin, üç rekât mı, dört rekât mı olduğunda şüpheye düşerse, imama uyan dört rekât kıldıklarından emin olur veya buna dair zannı olur ve herhangi bir yolla bunu imama anlatabilirse, imamın namazı tamamlaması gerekir ve ihtiyat namazı kılması da gerekmez. Aynı şekilde imam, kaç rekât kılındığını kesin veya zanni olarak bilir; ancak imama uyan, rekâtların sayısında şüpheye düşerse, imama uyanın kendi şüphesine itina etmemesi gerekir.

6- Müstehap Namazda Şüphe Etmek

1193- Müstehap namazlarda rekât sayısında şüphe edildiğinde, şüphenin çok tarafı namazın batıl olmasını gerektiriyor ise, az tarafa karar verilmelidir. Örneğin, sabah namazının sünnetinde iki rekât mı, üç rekât mı kılındığından şüphe edilirse, iki rekât kılındığına karar verilmelidir. Eğer şüphenin çok tarafı, namazın batıl olmasını gerektir-miyor ise örneğin, bir rekât mı, iki rekât mı kılındığından şüphe edilirse, şüphenin hangi tarafına karar verilip uyulur-sa namaz sahihtir.

1194- Farz ihtiyat gereği rüknün eksik yapılması, müs-tehap namazı batıl eder; fakat fazla yapılması onu batıl et-mez. O hâlde, nafile namazının gereklerinden biri unutulur ve sonraki rükne başlandıktan sonra hatırlanırsa, o amelin yapılması ve rüknün de ikinci kez yerine getirilmesi gerekir. Örneğin, rükûda surenin okunmadığı hatırlanırsa, kalkılıp sure okunmalı, sonra rükû yapılmalıdır.

1195- Nafile namazların amellerinden birinde şüpheye düşülürse, -şüphelenilen şey ister rükün olsun, ister rükün olmasın- yeri geçmediği takdirde yapılmalıdır. Eğer yeri geçmişse, şüpheye itina edilmemelidir.

1196- İki rekâtlı müstehap bir namazda, üç veya daha çok kılındığı ya da iki rekât veya daha az kılındığı sanılırsa, zanna göre hareket edilmelidir. Örneğin, bir rekât kılındığı sanılırsa, ihtiyat edilerek bir rekât daha kılınmalıdır. Ancak zanna göre hareket etmek, namazın batıl olmasını gerektirirse, bu durumda zan şüphe hükmünü taşır [dolayısıyla şüpheyle ilgili hükümlerin uygulanması gerekir.]

1197- Nafile namazında sehiv secdesini gerektiren bir iş yapılır ya da bir secde veya teşehhüt unutulursa, namazdan sonra sehiv secdesini yapmak veya secde ve teşehhüdü kaza etmek gerekmez.

1198- Müstehap bir namazın kılınıp kılınmadığından şüphe edilirse, bu namaz "Cafer-i Tayyar Namazı"[17] gibi belli vakti olmayan bir namaz olursa, kılınmadığı kabul edilmelidir. Günlük namazların sünnetleri gibi belli vakitleri olur ve vakti geçmeden kılınıp kılınmadığından şüphe edilirse, yine kılınmadığına karar verilmelidir. Fakat vakti geçtikten sonra, böyle bir şüpheye düşülürse, şüpheye itina edilmemelidir.

SAHİH OLAN ŞÜPHELER

1199- Dört rekâtlı namazların rekâtlarının sayısında şüp-he edildiğinde, dokuz hâlde önce düşünülmelidir; düşündükten sonra şüphenin herhangi bir tarafının doğru olduğundan emin olunur veya bu hususta zanna ulaşılırsa, o tarafa karar verilip namazın tamamlanması gerekir. Aksi tak-dirde, aşağıda açıklanan hükümlere göre hareket edilmelidir. O dokuz hâl şunlardan ibarettir:

1) İkinci secde yapıldıktan sonra iki rekât mı, üç rekât mı kılındığında şüpheye düşmek ki, bu durumda üç rekât kılındığına hükmedilmeli ve bir rekât daha kılınarak namaz tamamlanmalıdır. Namazın peşinden de, ileride anlatılacağı üzere, bir rekât ayakta veya iki rekât oturularak ihtiyat namazı kılınmalıdır.

2) İkinci secde yapıldıktan sonra iki ve dört arasında şüpheye düşmek ki, bu durumda dört rekât kılındığı kabul edilmeli; namaz tamamlanmalıdır ve namazdan sonra iki rekât ayakta ihtiyat namazı kılınmalıdır.

3) İkinci secde yapıldıktan sonra iki, üç ve dört arasında şüpheye düşmek ki, bu durumda dört kılındığı kabul edilmeli; namazdan sonra iki rekât ayakta ve iki rekât da oturularak ihtiyat namazı kılınmalıdır. Fakat birinci secdeden sonra veya ikinci secdeden kalkılmadan önce bu üç şüpheden biriyle karşılaşılırsa, namaz bırakılıp yeniden kılınabilir.

4) İkinci secde yapıldıktan sonra dört ve beş arasında şüpheye düşmek ki, bu durumda dört olduğu kabul edilerek namaz tamamlanmalı ve namazdan sonra iki sehiv secdesi yapılmalıdır. Fakat birinci secdeden sonra veya ikinci secdeden kalkılmadan önce bu şüpheye düşülürse, namazın batıl olup iade edilmesi gerektiği hâlde müstehap ihtiyat gereği aynı hüküm de uygulanmalıdır.

5) Üç ve dört arasında şüpheye düşmek ki, bu namazın neresinde gerçekleşirse gerçekleşsin, dört olduğu kabul edilmeli ve namaz tamamlanmalıdır. Namazdan sonra bir rekât ayakta veya iki rekât oturularak ihtiyat namazı kılın-malıdır.

6) Ayakta iken dört ve beş arasında şüpheye düşmek ki, bu durumda oturulup teşehhüt okunmalı ve selâm verilmelidir. Sonra bir rekât ayakta veya iki rekât oturularak ihtiyat namazı kılınmalıdır.

7) Ayakta iken üç ve beş arasında şüpheye düşmek ki, yine oturulup teşehhüt okunmalı; selâm verilmeli ve iki rekât ayakta ihtiyat namazı kılınmalıdır.

8) Ayakta iken üç, dört ve beş arasında şüpheye düşmek ki, oturulup teşehhüt okunmalı ve selâmdan sonra, iki rekât ayakta ve iki rekât da oturularak ihtiyat namazı kılınmalıdır.

9) Ayakta iken beş ve altı arasında şüpheye düşmek ki, bu durumda oturulup teşehhüt okunmalı; selâm verilmeli ve iki sehiv secdesi yapılmalıdır.

1200- Sahih şüphelerden biriyle karşılaşıldığında, namaz bozulmamalıdır. Eğer namaz bozulursa, günah işlenmiş olur. Bu yüzden yüzü kıbleden çevirmek gibi namazı batıl eden bir iş yapılmadan önce namaz baştan alınırsa, ikinci namaz da batıl olur. Eğer namazı batıl eden bir iş yapıldıktan sonra namaza başlanırsa, ikinci namaz sahihtir.

1201- Namazda, ihtiyat namazını gerektiren şüphelerden biriyle karşılaşan insan, namazı bu şekilde tamamlar ve ihtiyat namazı kılmadan namazı yeniden kılarsa, günah işlemiş olur. O hâlde namazı batıl eden bir iş yapılmadan önce namaz baştan alınırsa, ikinci namaz da batıldır. Eğer namazı batıl eden bir iş yapıldıktan sonra başlanırsa, ikinci namaz sahihtir.

1202- Sahih şüphelerden biriyle karşılaşılınca, söylendiği gibi hemen düşünülmelidir. Fakat zannın veya yakinin bir tarafa galip gelmesine vasıta olacak şeyler yok olmayacaksa, düşünmenin biraz ertelenmesinin sakıncası yoktur. Örneğin, secdede şüpheye düşülürse, düşünme secdeden sonraya bırakılabilir.

1203- Önce zan bir tarafa galip olur, sonra iki taraf da eşit olursa, şüpheyle ilgili hükümlere uyulmalıdır. Eğer önce iki taraf eşit olur ve mükellef de vazifesi olan tarafa karar verir; ancak sonra öbür tarafa zan bulursa, o tarafa karar verip namazı tamamlamalıdır.

1204- Zannın bir tarafa galip gelip gelmediğini bilmeyen kimsenin ihtiyat etmesi gerekir. Konuyla ilgili ihtiyat, yerine göre değişir ki bununla ilgili hükümler, ayrıntılı kitaplarda açıklanmıştır.

1205- Namazdan sonra namazdayken iki rekât mı, üç rekât mı kılındığına dair tereddüt edilip üç olduğu kabul e-dildiği bilinir; ancak üç rekât kılındığına dair zan mı olduğu, yoksa her iki tarafın eşit mi olduğu bilinmezse, ihtiyat namazı kılınmalıdır.

1206- Teşehhüt okunduğu sırada veya kıyama durulduktan sonra iki secdenin yapılıp yapılmadığından şüphe edilir ve yine o sırada, iki secde yapıldıktan sonra sahih olan şüphelerden biriyle karşılaşılırsa, örneğin, iki rekât mı, üç rekât mı kılındığından şüphe edilirse, farz ihtiyat gereği şüpheyle ilgili hükme uyulmalı ve namaz iade edilmelidir.

1207- Teşehhüde başlamadan veya teşehhüdü olmayan rekâtlarda ayağa kalkmadan önce, iki secdenin yapılıp yapılmadığından şüphe edilir ve aynı zamanda iki secde yapıldıktan sonra sahih olan şüphelerden biriyle karşılaşılırsa, namaz batıl olur.

1208- Ayakta iken üç ile dört veya üç, dört ve beş rekâtları arasında şüpheye düşülür ve önceki rekâtın iki veya bir secdesinin yapılmadığının farkına varılırsa, namaz batıl olur.

1209- Bir şüphesi zail olup diğer bir şüpheyle karşılaşan kimse, -örneğin, önce iki rekât mı, üç rekât mı ve daha sonra üç rekât mı, dört rekât mı kıldığından şüphe eden kimse- ikinci şüpheyle ilgili hükme uymalıdır.

1210- Namazdan sonra namazdaki şüphenin iki ile üç mü, yoksa üç ile dört mü rekât arasında olduğundan şüphe edilirse, farz ihtiyat gereği her iki şüpheyle ilgili hükme u-yulmalı ve namaz iade edilmelidir.

1211- Namazdan sonra, namazda bir şüphe ile karşılaşıldığı bilinir; ama sahih mi, batıl mı şüphelerden olduğu veya sahih şüphelerin hangi kısmından olduğu bilinmezse, farz ihtiyat gereği, ihtimal verilen sahih şüphelerin hükmüne uyulmalı ve namaz da iade edilmelidir.

1212- Oturarak namaz kılan bir kimse, bir rekât ayakta veya iki rekât oturarak ihtiyat namazı kılmasını gerektirecek bir şüphe ile karşılaşırsa, iki rekât oturarak kılmalıdır. Hatta eğer iki rekât ayakta ihtiyat namazı kılmasını gerektiren bir şüpheyle karşılaşırsa, iki rekât oturarak kılmalıdır.

1213- Ayakta namaz kılan bir kimse ihtiyat namazı kılarken ayakta durmaktan âciz olursa, ihtiyat namazını bir önceki hükümde belirtilen ve oturarak namaz kılan kimse gibi kılmalıdır.

1214- Oturarak namaz kılan bir kimse, ihtiyat namazı kılacağı zaman ayakta durmaya gücü yeterse, ayakta namaz kılan kimselerle ilgili hükümleri uygulamalıdır.

İHTİYAT NAMAZI

1215- Üzerine ihtiyat namazı farz olan bir kimse, namazın selâmından sonra derhal ihtiyat namazına niyet etmeli; tekbir almalı; Fâtiha'yı okuyup rükûya gitmeli ve iki secde yapmalıdır. Eğer üzerine bir rekât ihtiyat namazı farz ise, iki secdeden sonra, teşehhüdü okuyup selâm vermelidir ve eğer üzerine iki rekât ihtiyat namazı farz ise, iki secdeden sonra, önceki rekât gibi bir rekât daha kılmalı ve teşehhütten sonra selâm vermelidir.

1216- İhtiyat namazında sure ve kunut yoktur. Niyeti de dille söylenilmemelidir. Farz ihtiyat gereği, besmele ve Fatiha da sessiz okunmalıdır.

1217- İhtiyat namazı kılınmadan önce, namazın doğru kılındığı anlaşılırsa, artık ihtiyat namazının kılınması ge-rekmez. Eğer bu husus ihtiyat namazı kılınırken anlaşılırsa, tamamlanması gerekmez.

1218- İhtiyat namazı kılınmadan önce rekâtların eksik yapıldığı anlaşılırsa, namazı batıl eden bir iş yapılmadığı takdirde yapılmayan bölüm yerine getirilmeli ve yersiz verilen selâm için iki sehiv secdesi yapılmalıdır. Namazı batıl eden bir şey yapıldığı takdirde, örneğin kıbleye sırt çevrilmiş ise, namaz iade edilmelidir.

1219- İhtiyat namazı kılındıktan sonra eksik kılınan rekâtların kılınan ihtiyat namazı kadar olduğu anlaşılırsa, örneğin üç ile dört arasında şüphe edilir ve bir rekât ihtiyat namazı kılındıktan sonra namazın üç rekât kılındığı anlaşılırsa, kılınan namaz sahihtir.

1220- İhtiyat namazı kılındıktan sonra, eksik kılınan rekâtların ihtiyat namazından az olduğu anlaşılırsa örneğin, iki ile dört arasındaki şüphede, iki rekât ihtiyat namazı kılınır; ancak daha sonra namazın üç rekât kılındığı anlaşılırsa, eksik miktarın namaza bitiştirilmesi ve namazın da iade edilmesi gerekir.

1221- İhtiyat namazı kılındıktan sonra, noksan yapılan rekâtların ihtiyat namazından çok olduğu anlaşılırsa örneğin, üç ile dört arasında şüphe edilir, bir rekât ihtiyat namazı kılınır, daha sonra namazın iki rekât kılındığı anlaşılırsa, bu durumda ihtiyat namazından sonra sırtı kıbleye çevirmek gibi namazı batıl eden bir iş yapıldığı takdirde, namaz iade edilmelidir. Namazı batıl eden bir iş yapılmadığı takdirde ise, noksan yapılan iki rekât yerine getirilmeli ve namaz da iade edilmelidir.

1222- İki, üç ve dört arasında şüphe edilir ve iki rekât ayakta ihtiyat namazı kılınır; ancak sonra, namazın iki rekât kılındığının farkına varılırsa, iki rekât da oturularak ihtiyat namazı kılmak gerekmez.

1223- Üç ile dört arasında şüphe edilir ve iki rekât oturarak veya bir rekât ayakta ihtiyat namazı kılınırken, üç rekât namaz kılındığı hatırlanırsa, ihtiyat namazı tamamlanmalı ve kılınan namaz sahihtir.

1224- İki, üç ve dört arasında şüphe edilir ve ayakta iki rekât ihtiyat namazı kılınırken ikinci rekâtın rükûsundan önce namazın üç rekât kılındığı anlaşılırsa, oturulmalı ve ihtiyat namazı bir rekât olarak tamamlanmalıdır. Ayrıca, müstehap ihtiyat gereği namaz iade edilmelidir.

1225- İhtiyat namazı kılınırken namazın noksan kalan kısmının ihtiyat namazından az veya çok olduğu anlaşılır ve ihtiyat namazı, noksan kılınan kısma mutabık olarak ta-mamlanamaz ise, ihtiyat namazı bırakılıp noksan kısım tamamlanmalı ve farz ihtiyat gereği de namaz iade edilmelidir. Örneğin, üç ile dört arasında şüpheye düşülüp iki rekât oturularak ihtiyat namazı kılınırken namazın iki rekât kılındığının farkına varılırsa, iki rekât oturularak kılınan namaz, iki rekât ayakta kılınan namazın yerine geçmeyeceğine göre, farz ihtiyat gereği oturularak kılınan ihtiyat namazı bırakılmalı, eksik yapılan iki rekât namaz kılınmalı ve sonra namaz iade edilmelidir.

1226- Farz olan ihtiyat namazının kılınıp kılınmadığından şüphe edilirse, namaz vakti geçtiği takdirde şüpheye itina edilmez. Eğer vakit müsait olursa, başka bir işle uğraşmaya başlanmadığı, namaz kılınan yerden kalkılmadığı ve kıbleden dönmek gibi namazı batıl eden bir iş yapılmadığı takdirde, ihtiyat namazı kılınmalıdır. Ancak başka bir işe başlanır, namazı batıl eden bir iş yapılır veya na-mazla şüphe arasında uzun bir vakit geçmiş olursa, gerçi ihtiyat namazının kılındığına karar verilip onunla yetinile-bilir; ancak müstehap ihtiyat gereği, ihtiyat namazı kılınmalı ve namaz da iade edilmelidir.

1227- İhtiyat namazında rükün fazla yapılır veya bir rekât yerine iki rekât kılınırsa, farz ihtiyat gereği ihtiyat namazı batıl olur; ihtiyat namazı ve asıl yevmiye namazı yeniden kılınmalıdır.

1228- İhtiyat namazı kılınırken amellerinden birinde şüphe edilirse, yeri geçmediği takdirde yapılmalıdır. Yeri geçtiği takdirde ise, şüpheye itina edilmemelidir. Örneğin, Fâtiha'nın okunup okunmadığından şüphe edilirse, rükûya gidilmediği takdirde okunur; rükûya gidildiği takdirde ise, şüpheye itina edilmez.

1229- İhtiyat namazının rekâtlarında şüpheye düşülürse, fazla tarafa karar verilmelidir. Ama şüphenin fazla tarafına karar vermek namazın batıl olmasını gerektirirse, az tarafa karar verilmelidir. Müstehap ihtiyat gereği ihtiyat namazı ikinci kez kılınmalı ve daha sonra namaz da iade edilmelidir.

1230- İhtiyat namazında rükün olmayan bir şeyin yanılarak az veya çok yapılmasından dolayı sehiv secdesi yoktur.

1231- İhtiyat namazında selâm verildikten sonra, cüzlerinden veya şartlarından birinin yerine getirilip getirilmediğinden şüphe edilirse, şüpheye itina edilmemelidir.

1232- İhtiyat namazında teşehhüt veya bir secde unutulursa, selâmdan sonra kaza edilmesi farz olmamasına rağmen ihtiyata uygundur.

1233- Üzerine ihtiyat namazı ile bir secdenin kazası veya bir teşehhüdün kazası veya iki sehiv secdesi farz olan bir kimse, önce ihtiyat namazını yerine getirmelidir.

1234- Namaz rekâtlarında zan, yakin hükmünü taşır. Ör-neğin, dört rekâtlı bir namazda namazın dört rekât kılındığı zannedilirse, ihtiyat namazı kılınmamalıdır. Ama rekâtların dışında başka şeylerle ilgili olarak zanna varılırsa, ihtiyat edilmelidir ve ihtiyat etmenin şekli durumlara göre değişir, ki bunların ayrıntıları ilgili geniş kitaplarda açıklanmıştır.

1235- Şüphe, yanılma ve zanla ilgili hükümler, günlük farz namazlar ve diğer farz namazlar hakkında değişmez. Örneğin, âyat namazında bir mi, yoksa iki mi rekât kılındığında şüphe edilirse, iki rekâtlık bir namazda şüphe edildiğinden dolayı namaz batıl olur.

SEVİH (=YANILMA) SECDESİ

1236- Namazın selâmı okunduktan sonra üç şey için ileride açıklanacağı şekilde iki sehiv secdesi yapılmalıdır:

1) Namaz arasında yanılarak konuşmak.

2) Secdenin birini unutmak.

3) Dört rekâtlı namazda ikinci secdeden sonra dört rekât mı, beş rekât mı kılındığında şüpheye düşmek.

Farz ihtiyat gereği şu iki yerde de sehiv secdesi yapılmalıdır: Birincisi, selâm verilmemesi gereken bir yerde -meselâ birinci rekâtta- yanılarak selâm vermek. İkincisi, te-şehhüdü unutmak.

1237- Namazda yanlışlıkla veya namaz bitti zannıyla konuşulursa, iki sehiv secdesi yapılmalıdır.

1238- Öksürme ve ah çekmeden dolayı çıkan ses için sehiv secdesi gerekmez. Fakat yanılarak örneğin ah, oh de-mek, sehiv secdesini gerektirir.

1239- Yanlış okunan bir şeyin ikinci defa sahih okunması için, sehiv secdesi gerekmez.

1240- Namazda yanılarak bir müddet konuşulur ve bu konuşmanın hepsi bir konuşma hesap edilirse, namazdan sonra iki sehiv secdesi yeterlidir.

1241- Yanılarak tesbihât-ı erbaa okunmaz ya da üç defadan az veya çok okunursa, müstehap ihtiyat gereği namazdan sonra iki sehiv secdesi yapılmalıdır.

1242- Namazın selâmının verilmemesi gereken bir yerde yanılarak, "Es-selâmu eleyna ve ela ibadillah'is-salihîn" veya "Es-selâmu eleykum ve rehmetullahi ve berekatuh" denilirse, iki sehiv secdesi yapılmalıdır. Fakat yanılarak bu iki selâmdan bir miktarı veya "Es-selâmu eleyke eyyuhe'n-ne-biyyu ve rehmetullahi ve berekatuh" söylenirse, müstehap ihtiyat gereği iki sehiv secdesi yapılmalıdır.

1243- Selâm verilmemesi gereken yerde yanılarak her üç selâm da verilirse, iki sehiv secdesi yeterlidir.

1244- Secdenin biri veya teşehhüt unutulur; ancak, sonraki rekâtın rükûsundan önce farkına varılırsa, geri dönülüp yerine getirilmelidir.

1245- Rükûda veya rükûdan sonra önceki rekâtın secdesinin biri veya teşehhüdün unutulduğunun farkına varılırsa, selâm verildikten sonra önce secde ve teşehhüt kaza edilmeli ve daha sonra da iki sehiv secdesi yapılmalıdır.

1246- Namazın selâmından sonra sehiv secdesini bilerek yapmayan kimse, günah işlemiş olur ve onu en çabuk bir zamanda yapması gerekir. Yanılarak yapmazsa, hatırladığı an hemen yapmalıdır ve namazı iade etmesi gerekmez.

1247- Üzerine sehiv secdesinin farz olup olmadığından şüphe edilirse, yapılması gerekmez.

1248- Üzerine farz olan sehiv secdesinin iki mi, dört mü olduğundan şüphe eden bir kimsenin iki secde yapması yeterlidir.

1249- İki sehiv secdesinden birini yerine getirmediğini bilen kimse, iki sehiv secdesi yapmalıdır; eğer yanılarak üç secde yaptığını bilirse, yeniden iki sehiv secdesi yapmalıdır.

Sehiv Secdesinin Şekli

1250- Sehiv secdesi şu şekilde yapılır: Namazın selâmından sonra hemen sehiv secdesine niyet edilip, üzerine secde edilebilen bir şeye alın konularak şöyle denilir:

 )بِسْمِ اللَّهِ وَ بِاللَّهِ وَ صَلَّى‌ اللَّهُ عَلَى مُحَمَّدٍ وَ آلِهِ (

"Bismillahi ve billahi ve sellellahu ela Muhmmedin ve alih."[18]

Veya şöyle denilir:

 )بِسْمِ اللَّهِ وَ بِاللَّهِ اَللَّهُمَّ صَلِّ عَلَى‌ مُحَمَّدٍ وَ آلِ مُحَمَّدٍ(

"Bismillahi ve billah. Ellahumme selli ela Muhemmedin ve âl-i Muhemmed."[19]

Fakat şöyle denilmesi daha iyidir:

 )بِسْمِ اللَّهِ وَ بِاللَّهِ اَلسَّلاَمُ عَلَيكَ اَيُّهَا النَّبِىُّ وَ رَحْمَةُ اللَّهِ وَ بَرَكَاتُهُ (

"Bismillahi ve billah. Es-selâmu eleyke eyyuhe'n-nebiyyu ve rehmetullahi ve berekatuh."[20]

Sonra secdeden kalkılarak oturulmalı ve ikinci kez sec-deye gidilmeli ve bu zikirlerden biri okunmalı, tekrar secdeden kalkılarak oturulmalı ve teşehhüt okunduktan sonra selâm verilmelidir.

UNUTULAN SECDE VE

TEŞEHHÜDÜN KAZASI

1251- Namazdan sonra unutulan secde ve teşehhüdü kaza etmek için, beden ve elbisenin temiz olması, kıbleye doğru yönelmek gibi namazın bütün şartlarının mevcut ol-ması gerekir.

1252- Secde veya teşehhüt bir kaç defa unutulursa, meselâ bir secde birinci rekâttan, bir secde de ikinci rekâttan unutulursa, namazdan sonra her iki secdenin kazası onlar için gerekli olan sehiv secdeleriyle birlikte yerine getirilmelidir; fakat kaza edilirken hangisinin kazası olduğunu belirtmek gerekmez.

1253- Bir secde ile teşehhüt unutulursa, farz ihtiyat gereği önce unutulan önce kaza edilir. Hangisinin önce unutulduğu bilinmezse, ihtiyat edilerek önce bir secde, sonra bir teşehhüt ve daha sonra diğer bir secde yapılmalı veya sırasıyla bir teşehhüt ve bir secde ve daha sonra diğer bir teşehhüt getirilmelidir. Böyle yapılmasının nedeni, unutulan secde ve teşehhüdün tertip üzere yapıldığından emin olmak içindir.

1254- Önce secde unutulmuş düşüncesiyle ilk olarak o kaza edilir; ancak teşehhüt okunduktan sonra önce teşehhüdün unutulduğu anlaşılırsa, farz ihtiyat gereği, secde yeniden kaza edilmelidir. Yine önce teşehhüt unutulmuş zannıyla ilk olarak onun kazası edilir; ancak secdeden sonra önce secdenin unutulduğu anlaşılırsa, farz ihtiyat gereği teşehhüt tekrar okunmalıdır.

1255- Namazın selâmı ile secde veya teşehhüdün kazası arasında, namazda kasten veya yanılarak yapıldığı takdirde namazı batıl eden kıbleye sırt çevirmek gibi bir iş yapılırsa, secde ve teşehhüt kaza edilmelidir ve kılınan na-maz sahihtir.

1256- Namazın selâmı okunduktan sonra, son rekâtta bir secdenin unutulduğu anlaşılırsa, unutulan secde kaza edilip sonra da iki sehiv secdesi yapılmalıdır. İster namazı batıl eden bir iş yapılmış olsun, ister yapılmamış olsun fark etmez. Eğer son rekâtın teşehhüdü unutulursa, teşehhüt kaza edilmeli ve sonra iki sehiv secdesi yapılmalıdır.

1257- Namazın selâmı ile secde veya teşehhüdün kazası arasında, sehiv secdesini gerektiren bir iş yapılsa [bile], örneğin yanılarak konuşulursa, secde veya teşehhüt kaza edilmelidir.

1258- Secde ve teşehhütten hangisinin unutulduğu bi-linmezse, farz ihtiyat gereği her ikisi de kaza edilmelidir; hangisi önce yapılırsa, sakıncası yoktur ve bir defa sehiv secdesi de yapılmalıdır.

1259- Secde veya teşehhüdün unutulup unutulmadığından şüpheye düşülürse, kaza etmek farz olmaz.

1260- Secde veya teşehhüdün unutulduğu bilinir ancak sonraki rekâtın rükûsundan önce yerine getirilip getirilmediği hususunda şüpheye düşülürse, farz ihtiyat gereği kaza edilmelidir.

1261- Secde veya teşehhüdü kaza etmesi gereken bir kimse üzerine başka bir işten dolayı sehiv secdesi de farz olursa, namazdan sonra önce secde veya teşehhüt kaza edilmeli ve daha sonra sehiv secdesi yerine getirilmelidir.

1262- Namazdan sonra unutulan secde veya teşehhüdün kaza edilip edilmediğinden şüpheye düşülürse, namazın vakti geçmemişse, secde veya teşehhüt kaza edilmelidir. Namazın vakti geçmişse, farz ihtiyat gereği secde veya teşehhüt kaza edilmelidir.

NAMAZIN ŞART VE CÜZLERİNİ[21] FAZLA VE AZ YAPMAK

1263- Namazın farzlarından birini hatta bir harfini bile, kasten az veya çok yapmak namazı batıl eder.

1264- Namazın cüzlerinden biri, şer'î hükmü bilmemek yüzünden az veya çok yapılırsa, eğer o cüz namazın rüknü olmaz ve hükmü bilmeyen kişi câhil-i kasır (=öğ-renme imkanı olmayan) olursa, namaz sahihtir. Aksi takdirde, farz ihtiyat gereği namaz batıl olur.

1265- Namazda gusül veya abdestin batıl olduğu ya da abdestsiz veya gusülsüz namaza başlandığı anlaşılırsa, namazdan çıkılmalı ve abdest veya gusül alınarak tekrar kılınmalıdır. Eğer bu husus namazdan sonra anlaşılırsa, yine abdest ve gusül alınarak namazın iade edilmesi, vakit geçmişse kaza edilmesi gerekir.

1266- Eğer rükûya varıldıktan sonra, önceki rekâtı her iki secdesinin yapılmadığı anlaşılırsa, namaz batıl olur. Eğer rükûya varılmadan önce farkına varılırsa, geri dönülüp iki secde yerine getirilmeli; sonra da kalkılıp Fatiha ve sure veya tesbihât okunarak namaz tamamlanmalıdır.

1267- "Es-selâmu ‘eleyna" ve "Es-selâmu ‘eleykum" denilmeden önce son rekâtın her iki secdesinin yapılmadığının farkına varılırsa, iki secdenin yapılıp tekrar teşehhüdün okunması ve sonra selâmın verilmesi gerekir.

1268- Namazın selâmı verilmeden önce, son rekâtın veya daha fazlasının kılınmadığı anlaşılırsa, unutulan miktarın yerine getirilmesi gerekir.

1269- Namazın selâmı verildikten sonra, son rekâtın veya daha fazlasının kılınmadığı anlaşılırsa, yanılarak veya kasten yapıldığı takdirde namazın batıl olmasını gerektiren örneğin kıbleye sırt çevirmek gibi bir iş yapılmışsa, namaz batıl olur. Eğer kasten veya yanılarak yapıldığında namazın batıl olmasını gerektiren bir iş yapılmamışsa, unutulan kısım hemen yerine getirilmelidir.

1270- Namazda selâm verildikten sonra unutularak ve-ya kasten yapıldığında namazın batıl olmasını gerektiren örneğin kıbleye sırt çevirmek gibi bir iş yapılır ve son iki secdenin yapılmadığı anlaşılırsa, namaz batıl olur. Ancak namazı bozan bir iş yapılmadan önce hatırlanırsa, unutulan iki secdenin yapılıp tekrar teşehhüdün okunması ve selâmın verilmesi gerekir. Önce verilen selâm için de iki sehiv secdesi yapılmalıdır. Böyle yapılırsa, namaz sahihtir; ancak iade edilmesi müstehap ihtiyattır.

1271- Namazın, vakitten önce veya kıbleye sırt çevril-diği hâlde ya da kıblenin sağ veyahut sol tarafına doğru kılındığı anlaşılırsa, namazın iade edilmesi, vakit geçtiği tak-dirde kaza edilmesi gerekir.

YOLCU NAMAZI

Yolcunun, öğle, ikindi ve yatsı namazlarını, sekiz şart altında kısaltarak ikişer rekât kılması gerekir:

1. Şart: Yol, sekiz şer'î fersahtan [46102.4 m.] az ol-mamalıdır. [Bir fersah, 5762.8 metredir.]

1272- Gidiş gelişi sekiz fersah olan bir kimse, eğer gidişi dört fersahtan az olmazsa, namazını seferî yani kısal-tarak kılar. Buna göre, eğer gidiş üç fersah, dönüş beş fersah olursa, namaz tam kılınır.

1273- Gidiş dönüşü sekiz fersah olan bir yolda, namaz seferî (=kısaltılarak) kılınmalıdır. İster aynı gün dönülsün, ister başka bir gün dönülsün fark etmez.

1274- Yol, sekiz fersahtan biraz az olur veya gidilen yolun sekiz fersah olup olmadığı bilinmezse, namaz seferî (=kısaltılarak) kılınamaz. Yolun sekiz fersah olup olmadığından şüphe edilir ve araştırma yapmak da zor olursa, namaz tam kılınmalıdır. Eğer zorluğu olmazsa, farz ihtiyat gereği araştırma yapılması gerekir. İki adil kişi sekiz fersah olduğunu söyler veya halk arasında sekiz fersah olduğu yaygınsa, namaz seferî kılınmalıdır.

1275- Yolun sekiz fersah olduğunu sadece bir adil şahit söylerse, farz ihtiyat gereği namazın hem seferî ve hem de tam kılınması, orucun ise tutulup sonra da kaza edilmesi gerekir.

1276- Yolun sekiz fersah olduğundan emin olan kimse, namazı seferî kıldıktan sonra yolun sekiz fersahtan az olduğunu anlarsa, namazı dört rekât olarak iade etmesi, vakit geçtiği takdirde ise kaza etmesi gerekir.

1277- Yolun sekiz fersah olmadığından emin olan veya sekiz fersah olup olmadığında şüphesi olan kimse, yolday-ken yolun sekiz fersah olduğunu anlarsa, az miktarda yolu kalsa da, namazı seferî kılmalıdır. Namazı tam kıldıktan sonra yolun sekiz fersah olduğunu anlarsa, en güçlü görüşe göre namazı seferî olarak iade etmelidir ve eğer vakit geçmiş ise, farz ihtiyat gereği kaza etmelidir.

1278- Uzaklığı dört fersahtan az olan iki yer arasında birkaç defa gidilip gelinirse, toplamı sekiz fersah olsa da namaz yine de tam kılınmalıdır.

1279- Gidilecek yerin iki yolu olur da birisi sekiz fersahtan az, diğeri sekiz fersah veya daha fazla olursa, eğer sekiz fersahlık yoldan gidilirse, namaz seferî kılınmalıdır. Eğer sekiz fersahtan az olan yoldan gidilirse, namaz tam kılınmalıdır.

1280- Şehrin etrafında sur olursa, sekiz fersahın başlangıcı şehrin surundan ve eğer sur yoksa, şehrin son evlerinden hesap edilmelidir.

2. Şart: Yolculuğun ilk başından, sekiz fersahın gidilmesi kastedilmelidir. Öyleyse sekiz fersahtan az olan bir yere yolculuğa çıkılır ve oraya yetiştikten sonra, kat edilen yol ile birlikte sekiz fersaha ulaşacak başka bir yere gitmek kastedilirse, yolculuğun ilk başından sekiz fersahın gidilmesi kastedilmediğinden dolayı, namaz tam kılınmalıdır. Fakat oradan sekiz fersah daha gitmek istenilir veya dört fersah gidilip vatana veya on gün ikamet edilecek bir yere dönmek istenirse, namaz seferî kılınmalıdır.

1281- Yolunun ne kadar olacağını bilmeyen meselâ, kaybolan bir şeyi aramak için yolculuk yapan ve buluncaya kadar ne kadar yol gideceğini bilmeyen bir kimse, namazı tam kılmalıdır. Fakat dönüşte, vatanına veya on gün ikamet edeceği bir yere sekiz fersah veya daha fazla yol varsa, namazı seferî kılmalıdır. Yine giderken, dört fersah gidip dönmeyi kasteder ve gidiş gelişi sekiz fersah olursa, namazı seferî kılmalıdır.

1282- Yolcu ancak sekiz fersahlık bir yola gideceğine karar verdiği takdirde, namazı seferî kılmalıdır. Dolayısıyla, bir kimse şehirden ayrılıp, meselâ arkadaş bulduğu takdirde sekiz fersahlık yolculuğa çıkmayı kastederse, arkadaş bulabileceğine güveniyorsa, namazı seferî kılmalıdır. Eğer güvenmiyorsa, tam kılmalıdır.

1283- Sekiz fersahlık yola gitmeyi kasteden bir kimse, her gün azıcık bir yol katetse de şehrin yapıları görünmeyecek ve ezanları duyulmayacak bir yere vardığında namazını seferî kılmalıdır. Fakat her gün yolcu denmeyecek kadar çok az bir yol katederse, namazı tam kılmalıdır; ancak hem seferî, hem de tam kılması, müstehap ihtiyattır.

1284- Yolculukta başkasının emrinde olan örneğin efendisiyle yolculuk eden bir hizmetçi gibi birisi, sekiz fersah gideceğini bilirse, namazı seferî kılmalıdır.

1285- Yolculukta başkasının emrinde olan bir kimse, dört fersaha varmadan ondan ayrılacağını bilir veya zannederse, namazı tam kılmalıdır.

1286- Yolculukta başkasının emrinde olan bir kimse, dört fersaha varmadan ondan ayrılıp ayrılamayacağından şüpheliyse, namazı seferî kılmalıdır. Yine yolculukta önüne bir engel çıkacağına ihtimal verir; ancak verilen ihtimal halkın nazarında yersiz olursa, namazı seferî kılmalıdır.

3. Şart: Mesafe katedilinceye kadar yolculuk kastından dönülmemelidir. Eğer dört fersaha ulaşılmadan yolculuk kastından dönülür veya tereddüde düşülürse, namaz tam kılınmalıdır.

1287- Dört fersaha ulaşıldıktan sonra yolculuktan vaz-geçilir ve orada kalmaya veya oradan on gün sonra dönmeye karar verilir ya da dönme ve kalma hususunda tereddüde düşülürse, namaz tam kılınmalıdır.

1288- Dört fersaha ulaşıldıktan sonra yolculuktan vaz-geçilip geri dönmeye karar verilirse, namaz seferî kılınmalıdır.

1289- Bir yere gitmek için hareket edilir; ancak bir miktar gidildikten sonra başka bir yere gidilmek istenirse, ilk hareket edilen yerle sonra gidilmek istenen yerin mesafesi sekiz fersah olursa, namaz seferî kılınmalıdır.

1290- Sekiz fersaha ulaşılmadan geri kalan miktarın gidilip gidilmemesinde tereddüde düşülür ve tereddütlüyken yol katedilmez; ancak sonradan, kalan miktarın gidilmesine karar verilirse, yolculuğun sonuna kadar namazın seferî kılınması gerekir.

1291- Sekiz fersaha ulaşılmadan, yolun geri kalan mik-tarının gidilip gidilmemesinde tereddüde düşülür ve tereddütlüyken bir miktar yol katedilir ancak sonradan, sekiz fersah daha gidilmeye veya dört fersah gidilip geri dönülmeye karar verilirse, yolculuğun sonuna kadar namazın seferî kılınması gerekir.

1292- Sekiz fersaha ulaşılmadan önce, yolun geri kalan miktarının gidilip gidilmemesinde tereddüde düşülür ve tereddütlü hâlde bir miktar yol katedilir ve sonradan geri kalan miktarın gidilmesine karar verilirse, katedilecek mesafe sekiz fersah olur veya dört fersah olur; ancak gidilip dönülecekse, namazın seferî kılınması gerekir. Fakat şüpheye düşülmeden önce ve sonra gidilecek mesafe birlikte sekiz fersah olursa, namaz seferî kılınabilir ve hem seferî, hem de tam kılınması farz değildir; ancak müstehap ihtiyat gereği namaz hem seferî, hem de tam kılınmalıdır.

4. Şart: Sekiz fersaha ulaşılmadan vatandan geçmek ya da bir yerde on gün veya daha fazla ikamet etmek istenilmemelidir. O hâlde sekiz fersaha ulaşmadan vatanından geçmeği veya on gün bir yerde kalmayı kasteden kimsenin namazı tam kılması gerekir.

1293- Sekiz fersaha ulaşmadan vatanından geçip geçmeyeceğini veya bir yerde on gün kalıp kalmayacağını bilmeyen kimse, namazı tam kılmalıdır.

1294- Sekiz fersaha ulaşmadan vatanından geçmek veya bir yerde on gün kalmak isteyen ve yine bir yerde on gün kalacağından veya vatanından geçeceğinden şüphesi olan bir kimse, eğer bir yerde on gün kalmaktan veya vatanına uğramaktan vazgeçerse, yine de namazı tam kılmalıdır. Fakat geri kalan mesafe sekiz fersah veya dört fersah olur da gidip dönecekse, namazı seferî kılmalıdır.

5. Şart: Yolculuk, haram amaçlı olmamalıdır. Eğer hırsızlık gibi haram bir iş için yolculuğa çıkılırsa, namaz tam kılınmalıdır. Yine örneğin zararlı olacak veya kadının kocasından izinsiz farz olmayan bir yolculuğa çıkması gibi [haram amaçlı olmayan ama], bizzat caiz olmayan yolculuklarda da, aynı hüküm geçerlidir; yani namaz tam kılınmalıdır. Fakat kadın, hac gibi farz olan bir yolculuğa çıkarsa, namazı seferî kılmalıdır.

1295- Anne ve babanın eziyet çekmesine sebep olan bir yolculuk haramdır. İnsan böyle bir yolculukta namazı tam kılmalı ve orucu da tutmalıdır.

1296- Yolculuğu bizzat haram nitelikli ve yine haram amaçlı olmayan bir kimse, yolculukta günah işlese meselâ, gıybet etse veya içki içse de, namazı seferî kılmalıdır.

1297- Özellikle farz olan bir işi terk etmek için yolculuğa çıkan bir kimse, namazı tam kılmalıdır. Bu yüzden borçlu olup borcunu verebilecek durumda olan bir kimse, alacaklı borcunu istiyor olması ve bunun da yolculuk sırasında veremeyeceği takdirde, özellikle borçtan kaçmak için yolculuk ediyorsa, namazı tam kılmalıdır. Eğer özellikle farzı terk etmek için yolculuğa çıkmamışsa, namazı seferî kılmalıdır; ancak hem seferî, hem de tam kılması, müste-hap ihtiyattır.

1298- Yolculuk haram olmadığı hâlde üzerine binilen hayvan veya başka bir binek, gasp edilmiş olursa, namaz seferî olarak kılınmalıdır. Ama gasp edilmiş yer üzerinde yolculuk yapılırsa, farz ihtiyat gereği namaz hem seferî, hem de tam kılınmalıdır.

1299- Zalimle yolculuk yapan kimse, bu işe mecbur olmaz ve bu yolculuğuyla zalime yardımcı oluyorsa, na-mazı tam kılmalıdır. Ancak mecbur olur veya bir mazlumu kurtarmak amacıyla zalimle yolculuk yapıyorsa, namazı seferîdir.

1300- Ferahlamak ve gezmek amacıyla yapılan yolcu-luk, haram değildir ve namaz seferî olarak kılınmalıdır.

1301- Neşe ve eğlence amacıyla ava gidilirse, namaz tam olarak kılınmalıdır. Geçimi temin etmek için ava çıkılırsa, namaz seferî olarak kılınır. Ticaret ve varlığı çoğaltmak amacıyla ava gidilirse, farz ihtiyat gereği namaz hem seferî ve hem de tam kılınmalıdır. Ancak, orucun tutulmaması gerekir.

1302- Günah amaçlı yolculuğa çıkan kimse, geri dönerken tövbe etmişse, namazı seferî kılmalıdır. Tövbe etmemiş ve dönüşünü günah amaçlı yolculuk unvanından çıkaracak herhangi bir şey gerçekleşmemişse, namazı tam kılmalıdır. Ancak hem seferî, hem de tam kılması müste-hap ihtiyattır.

1303- Yolculuğu günah olan bir kimse, yolda günah yapmak fikrinden vazgeçerse, geri kalan yol sekiz fersahsa veya dört fersah gidip dönecekse, namazı seferî kılmalıdır.

1304- Günah iş için yola çıkmayan birisi, yolda iken kalan mesafeyi günah işlemek amacıyla gitmeyi kastetse, namazı tam kılmalıdır; ama o ana kadar seferî olarak kılınan namazlar sahihtir.

6. Şart: Yolcu, sahrada sefer edip kendileri ve hayvanları için nerede yiyecek ve su bulurlarsa oraya yerleşen, bir müddet sonra başka bir yere giden göçebelerden olmamalıdır. Buna göre, göçebeler bu yolculuklarında namazları tam kılmalıdırlar.

1305- Göçebe olan bir kimse, konaklama yeri veya hayvanlara otlak bulmak için yolculuk yaparsa, yolculuğu sekiz fersah olduğu takdirde, farz ihtiyat gereği namazları hem seferî, hem de tam kılmalıdır.

1306- Göçebe olan kimse, ziyaret, hac veya ticaret ve benzeri için yolculuk yaparsa, namazını seferî kılmalıdır.

7. Şart: Mesleği yolculuk olmamalıdır. Buna göre deveci, şoför, koyun alıp satan, gemici ve benzeri kimseler, kendi ev eşyalarını taşıma amacıyla da yolculuk yapsalar, ilk yolculukları dışında namazı tam kılmalıdırlar. Ama ilk yolculuklarında uzun sürse bile, namazlarını seferî kılmalıdırlar.

1307- Mesleği yolculuk olan kimse,[22] ziyaret ve hac gibi başka bir iş için yolculuk yaparsa, namazı seferî kılmalıdır. Fakat şoför, arabasını ziyaretçi götürmek için kiraya verip kendisi de bu arada hem şoförlük ve hem ziyaret yaparsa, namazı tam kılmalıdır.

1308- Hacıları Mekke'ye götürmek için kafile düzenleyip hac aylarında yolculuk yapan kafile başkanı, mesleği yolculuk ise, namazı tam kılmalıdır. Aksi takdirde, seferî kılmalıdır.

1309- Hacıları uzak yerlerden Mekke'ye götürmeyi ken-disine meslek edinen kimse, yılın hepsini ya da çoğunu yol-da geçirirse, namazı tam kılmalıdır.

1310- Yılın bir kısmında mesleği yolculuk olan bir kimse örneğin otomobilini sadece yaz veya kış için kira ile çalışmaya çıkaran şoför, işiyle uğraştığı yolculukta namazı tam kılmalıdır. Hem seferî, hem tam kılması ise, müstehap ihtiyattır.

1311- Devamlı şehire iki üç fersahlık bir yolda gidip gelen şoför ve seyyar satıcı bir seferinde sekiz fersahlık yol katederse, namazı seferî kılmalıdır.

1312- Mesleği yolculuk olan bir kimse vatanında -kas-tederek veya kastetmeyerek- on gün veya daha fazla kaldıktan sonra, çıktığı ilk yolculukta namazı seferî kılmalıdır.

1313- Mesleği yolculuk olan bir kimse vatanından başka bir yerde on gün kaldıktan sonra çıktığı ilk yolculukta, namazı seferî kılmalıdır. Orada on gün kalmayı ister önceden kastetmiş olsun, ister kastetmemiş olsun fark etmez.

1314- Mesleği yolculuk olan birisi, vatanında veya başka bir yerde on gün kalıp kalmadığından şüpheye düşerse, namazı tam kılmalıdır.

1315- Kendine bir vatan seçmeden şehirlerde seyahat eden bir kimse, namazı tam kılmalıdır.

1316- Mesleği yolculuk olmayan bir kimse meselâ, bir şehir veya köyde bulunan malını taşımak için peş peşe yolculuk yaparsa, namazı seferî kılmalıdır.

1317- Önce oturduğu yerden vazgeçip kendine yeni bir vatan edinmek isteyen kimse, eğer mesleği yolculuk ol-mazsa, yolculuk sırasında namazı seferî kılmalıdır.

8. Şart: Ruhsat haddine ulaşmalıdır. Yani vatanından veya on gün kalmayı kararlaştırdığı şehrin duvarlarını göremeyeceği ve ezan seslerini işitemeyeceği kadar uzaklaşmalıdır. Fakat havada, duvarların görülmesini ve ezanın işitilmesini önleyecek toz veya başka bir şey bulunmamalıdır. Minare ve kubbelerin görülemeyeceği veya duvarların hiç belli olmayacağı kadar uzaklaşmak gerekmez. Duvarların açıkça görülemeyeceği kadar uzaklaşmak yeterlidir.

1318- Yolculuğa çıkan kimse, şehrin duvarlarının göründüğü ama ezan sesinin işitilmediği veya ezanların işitilip duvarların görünmediği bir yere ulaşır ve orada namaz kılmak isterse, farz ihtiyat gereği, hem seferî, hem de tam kılmalıdır.

1319- Vatanına dönen yolcu, vatanın duvarını görüp ezanın sesini duyduğu zaman, namazı tam kılmalıdır. Fakat bir yerde on gün ikamet etmek isteyen yolcu oranın duvarını görüp, ezanın sesini duyduğunda, farz ihtiyat gereği ya kalacağı menzile ulaşıncaya kadar namazı geciktirmelidir veya hem seferî, hem de tam kılmalıdır.

1320- Eğer şehir yüksek bir yerde olup uzaktan görülebiliyorsa veya çukurda olup azıcık uzaklaşıldığında duvarları görülmüyorsa, böyle bir şehirden yolculuğa çıkan kimse, zemini düz olduğu takdirde duvarının görülmemesi için katedilmesi gereken mesafe miktarı uzaklaştığında, namazı seferî kılmalıdır. Yine evlerin yüksekliği veya alçaklığı normalden fazla olursa, normali gözetmek ve ölçü almak gerekir.

1321- Ev ve duvarı bulunmayan bir yerden yolculuğa çıkan kimse, eğer ev ve duvarı olduğu takdirde artık buradan görünmezdi, diyebileceği yerden itibaren namazı seferî kılmalıdır.

1322- Duyduğu sesin ezan mı, yoksa başka bir ses mi olduğu anlaşılmayacak kadar uzaklaşırsa, namazı seferî kılmalıdır. Ancak ezan olduğu anlaşıldığı hâlde kelimeleri anlaşılmıyorsa, namazı tam kılmalıdır.

1323- Evlerden okunan ezanların işitilmeyeceği, ama genellikle yüksek bir yerde okunan şehir ezanının işitileceği kadar uzaklaşmışsa, namazı seferî kılmamalıdır.

1324- Genellikle yüksekte okunan şehir ezanının duyulmadığı hâlde çok yüksekte okunan bir ezanın duyulduğu bir yere ulaşırsa, namazı seferî kılmalıdır.

1325- Göz, kulak veya ezanın sesi normal olmazsa, normal bir gözün duvarları görmediği, normal bir kulağın normal bir ezan sesini duyamayacağı bir yerden itibaren namaz seferî kılınmalıdır.

1326- Ruhsat haddine yani şehrin duvarlarının görülmeyeceği ve ezanın işitilmeyeceği bir yere ulaşılıp ulaşılmadığından şüphe edilen bir yerde, namaz tam kılınmalıdır. Fakat dönüşte bu şüpheye düşülürse, seferî kılınmalıdır. Sakınca ortaya çıkan bazı yerlerde,[23] ya namaz kılınmamalı yahut da hem seferî, hem de tam kılınmalıdır.

1327- Yolculuğu sırasında vatanından geçen bir kimse, vatanının duvarlarının görülüp ezan seslerinin işitildiği yere vardığında, namazı tam kılmalıdır.

1328- Yolculuğu sırasında vatanına uğrayan bir kimse, orada bulunduğu müddetçe namazı tam kılmalıdır. Fakat oradan sekiz fersahlık veya gidip döneceği dört fersahlık yola gitmek istiyorsa, vatanının duvarlarının görünmediği ve ezan seslerinin işitilmediği yere ulaşınca, namazı seferî kılmalıdır.

1329- İnsanın kendi yaşantısı ve ikâmeti için seçtiği yer onun vatanıdır; ister orada dünyaya gelmiş ve anne ve babasının vatanı olsun, ister kendisi orayı ikâmet etmek ve yaşamak için seçmiş olsun.

1330- Bir kimse asıl vatanı olmayan bir yerde bir müddet kalıp sonra başka bir yere gitmek isterse, orası onun vatanı sayılmaz.

1331- İnsan, asıl vatanından başka bir yerde sürekli kalmayı kastetmedikçe, orası onun vatanı sayılmaz. Ama (sürekli kalmak) kastı olmadan, bir yerde halkın, "Bunun vatanı [ikamet yeri] burasıdır" diyeceği kadar kalırsa, orası onun vatanı sayılır.

1332- Bir kimse iki yerde hayatını sürdürüyorsa, meselâ, altı ay bir şehirde ve altı ay da başka bir şehirde kalıyorsa, her ikisi de onun vatanıdır. Eğer ikiden fazla yeri kendisi için ikâmet yeri olarak seçmişse, bu sakıncalıdır ve bu gibi durumlarda ihtiyat gözetilmelidir [üçüncü ve üçüncüden daha fazla yerlerde namazı hem seferî, hem de tam kılmalıdır].

1333- Anlatıldığı üzere asıl vatanı ve asıl olmayan vatanı dışındaki yerlerde ikamet kastı yoksa, namaz seferîdir. İster orada malı mülkü olsun, ister olmasın; ister altı ay ikamet etmiş olsun, ister olmasın fark etmez.

1334- Önceden asıl vatanı olduğu hâlde sonradan vazgeçtiği bir yere vardığında, kendisi için yeni bir vatan seçmese de, namazı tam kılmamalıdır.

1335- Bir yerde on gün peş peşe kalmayı kasteden veya istemediği hâlde on gün kalacağını bilen bir yolcu, orada namazı tam kılmalıdır.

1336- Bir yerde on gün ikamet kastı olan kimsenin birinci günün gecesini veya on birinci günün gecesini orada kalmayı kastetmesi gerekmez. Birinci günün sabah ezanından onuncu gün güneş batıncaya kadar kalmayı kastederse, namazı tam kılmalıdır. Aynı şekilde örneğin birinci günün öğle vaktinden on birinci günün öğlesine kadar kalmayı kastetse, namazı tam kılmalıdır.

1337- On gün bir yerde kalmayı kasteden kimse, ancak on günün hepsini aynı yerde kalmak istediği takdirde, namazı tam kılmalıdır. Buna göre eğer iki şehirde meselâ, Necef ve Kûfe'de veya Tahran ve İstanbul gibi çok büyük şehirlerin farklı bölgelerinde on gün kalmak isterse, namazı seferî kılmalıdır.

1338- Bir yerde on gün ikamet kastı olan bir yolcu, orada kaldığı müddetçe çevreyi dolaşmaya çıkacağını ilk baştan kastetmişse, gitmek istediği yer ikamet ettiği yerin ruhsat haddini (=şehir duvarlarının görülmeyeceği ve ezanın işitilmeyeceği yeri) aşmaz veya o bölgenin bostanı, bağı ve tarlası olursa, örf açısından ikamet yerinde "on gün ikamet etti" denilmesine zarar vermeyeceği miktarda gidilirse, on günün hepsinde namazı tam kılmalıdır. Ama dört fersahtan az miktarda bir mesafeye çıkmak isterse, ancak on gün içerisinde bir defa, o da gidiş dönüşü iki saati geçmeyeceğini kastetmiş olursa, on gün içindeki namazların hepsini tam kılmalıdır.

1339- Bir yerde on gün ikamet etmeye karar vermemiş bir yolcu meselâ, eğer "arkadaşım gelirse veya güzel bir ev bulursam on gün kalırım" diye kastederse, namazı seferî kılmalıdır.

1340- Bir yerde on gün kalmaya karar veren bir kimse, orada kalmasına engel çıkacağına ihtimal verse de, halk onun ihtimaline itina etmediği takdirde, namazı tam kılmalıdır.

1341- Ayın sonuna on gün veya daha fazla kaldığını bilen bir kimse, ayın sonuna kadar bir yerde kalmaya karar verirse, namazı tam kılmalıdır. Eğer ayın sonuna kaç gün kaldığını bilmez ve ayın sonuna kadar bir yerde kalmaya karar verirse, kastettiği gün ile ayın sonu arasındaki günler on gün veya daha fazla olsa da, namazı seferîdir.

1342- Bir yerde on gün kalmaya karar veren bir yolcu, eğer dört rekâtlı bir namaz kılmadan kararından döner veya kalıp kalmayacağında tereddüde düşerse, namazı seferî kıl-malıdır. Ama dört rekâtlı bir namaz kıldıktan sonra kararından döner veya tereddüde düşerse, orada kaldığı müddetçe namazı tam kılmalıdır.

1343- Bir yerde on gün kalmaya karar veren bir yolcu, oruç tutar ve öğleden sonra orada kalmaktan vazgeçerse, eğer dört rekâtlı bir namaz kılmışsa orucu sahihtir ve orada kaldığı müddetçe namazları tam kılmalıdır[ve sonraki günlerde oruç tutabilir]. Ama dört rekâtlık bir namaz kılmamışsa, orucu sahihtir ancak namazları seferî kılmalıdır ve sonraki günlerde oruç tutamaz.

1344- On gün bir yerde kalmaya karar veren bir yolcu, kararından vazgeçmeden önce dört rekâtlı bir namaz kılıp kılmadığından şüphe ederse, namazları seferî kılmalıdır.

1345- Eğer yolcu, seferî kılmak niyetiyle namaza başlar ve namazdayken on gün veya daha fazla kalmaya karar verirse, namazı dört rekât olarak tamamlamalıdır.

1346- On gün bir yerde kalmaya karar veren bir yolcu, dört rekâtlı bir namazı kılarken kararından vazgeçerse, üçüncü rekâta başlamamışsa, namazı iki rekât olarak bitirmeli ve diğer namazları da seferî olarak kılmalıdır. Üçüncü rekâta başlamışsa, namazı batıldır. Üçüncü rekâtın rükûsuna ulaşmış olsa da, orada olduğu müddetçe namazı seferî kılmalıdır.

1347- On gün kalmaya karar veren bir yolcu, ikamet ettiği yerde on günden fazla kalırsa, yolculuğa çıkıncaya kadar namazı tam kılmalıdır. İkinci bir defa on gün ikameti kastetmesi gerekmez.

1348- On gün bir yerde kalmaya karar veren bir yolcu, farz orucu tutmalıdır; isterse müstehap oruç da tutabilir. Cuma namazını, öğle, ikindi ve yatsının sünnetlerini de kılabilir.

1349- On gün bir yerde kalmaya karar veren bir yolcu, dört rekâtlı bir namaz kıldıktan sonra dört fersahtan az bir mesafeye gidip dönmek isterse, namazı tam kılmalıdır.

1350- On gün bir yerde kalmaya karar veren bir yolcu, dört rekâtlı bir namaz kıldıktan sonra, sekiz fersahtan az bir mesafeye gidip orada on gün kalmak isterse, yolculuğu sırasında ve on gün kalmak istediği yerde namazı tam kılmalıdır. Ama gideceği yer sekiz fersah veya daha fazla olur ise, yolculuğu sırasında namazı seferî kılmalıdır. Gittiği yerde ise, on gün kalmak istediği takdirde, namazı tam kılmalıdır.

1351- On gün bir yerde kalmaya karar veren yolcu, dört rekâtlı bir namazı kıldıktan sonra dört fersahtan az olan bir mesafeye gitmek isterse, eğer önceki ikamet yerine dönüp dönmeyeceğinden tereddütlü olsa veya dönmekten tamamen gafil olsa veya dönmek istediği hâlde on ün kalıp kalmayacağından tereddütlü olsa veya orada on gün kalmaktan ya da oradan yolculuk etmekten gafil olsa, gittiği vakitten dönene kadar ve döndükten sonra namazları tam kılmalıdır.

1352- Arkadaşlarının on gün kalacağını sanarak bir yerde on gün ikamet etmeyi kasteder ve dört rekâtlı bir namazı kıldıktan sonra arkadaşlarının on gün kalmayı kastetmediklerini anlarsa, bu durumda kendisi kalmaktan vazgeçse de, orada kaldığı müddetçe namazları tam kıl-malıdır.

1353- Bir yolcu sekiz fersaha ulaştıktan sonra, orada otuz gün kalsa ve bu otuz günün tümünde gitmek ve kalmakta tereddütlü olsa, otuz gün dolduktan sonra çok az bir müddet bile kalsa, namazı tam kılmalıdır. Fakat sekiz fersaha ulaşmadan, yolun kalanını gidip gitmemede tereddüde düşse, tereddüde düştüğü zamandan itibaren namazı tam kılmalıdır.

1354- Dokuz gün veya daha az bir müddet bir yerde ikamet etmeyi kasteden yolcu, dokuz gün veya daha az orada kaldıktan sonra, ikinci kez dokuz gün veya daha az kalmayı kasteder ve öylece durum otuz güne varıncaya kadar devam ederse, otuz birinci günden itibaren namazı tam kılmalıdır.

1355- Otuz gün tereddütlü olan bir yolcu, otuz günün hepsini bir yerde kaldığı takdirde, namazı tam kılmalıdır. Ama otuz günün bir miktarını bir yerde ve bir miktarını da başka bir yerde geçirirse, otuz günden sonra da namazını seferî kılmalıdır.

YOLCUYLA İLGİLİ DİĞER HÜKÜMLER

1356- Yolcu, Mescid-i Haram'da, Mescid-i Nebevî'de ve Küfe Mescidi'nde namazı tam kılabilir. Ama önceden bu mescitlerden olmadığı hâlde sonradan bu mescitlere ilave edilmiş kısımlarda namaz kılmak isterse, tam olarak kılınan namazın sahih olması, en güçlü görüş olsa da, seferî olarak kılması müstehap ihtiyattır. Yine yolcu, şehitler efendisi Hazret-i Hüseyin'in (ona selâm olsun) hareminde ve eyvanında hatta haremine bitişik mescitte namazı tam kılabilir.

1357- Yolcu olduğunu ve namazı seferî olarak kılması gerektiğini bilen bir kimse, önceki hükümde açıklanan dört mekan dışında namazını kasten tam kılarsa, namazı batıldır. Yine, eğer [hükmü yani] yolcunun namazı seferî kılması gerektiğini unutarak tam kılarsa, iade etmelidir. Vakit geçtikten sonra hatırlarsa, farz ihtiyat gereği namazı kaza etmelidir.

1358- Yolcu olduğunu ve namazı seferî kılması gerektiğini bilen bir kimse, [yolcu olduğunu] unutarak dikkat etmeden âdeti üzerine tam kılarsa, namazı batıldır. Yine yolcunun hükmünü ve kendisinin yolcu olduğunu u-nutursa, vakit müsait olduğu takdirde, namazı iade etmelidir. Hatta eğer vakit geçmişse, farz ihtiyat gereği kaza etmelidir.

1359- Yolcu, namazını seferî olarak kılması gerektiğini bilmeyerek tam kılarsa, namazı sahihtir.

1360- Namazların seferî kılınması gerektiğini bilen bir yolcu, eğer onun özelliklerinden bazısını bilmezse, meselâ sekiz fersahlık yolda seferî kılınması gerektiğini bilmez ve tam kılarsa, vakit olduğu takdirde seferî kılmalıdır. Vakit geçmiş ise, seferî olarak kaza etmelidir.

1361- Namazını seferî kılması gerektiğini bilen bir yolcu, yolunun sekiz fersahtan az olduğunu sanarak tam kılarsa, yolun sekiz fersah olduğunu anladığı zaman tam kıldığı namazı, tekrar seferî kılmalıdır. Eğer vakit geçmiş ise, seferî olarak kaza etmelidir.

1362- Yolcu olduğunu unutarak namazı tam kılarsa, eğer vakit içinde hatırlarsa, seferî olarak yerine getirmelidir. Vakit geçtikten sonra hatırlarsa, o namazın kazası farz değildir.

1363- Namazı tam kılması gereken bir kimse seferî kılarsa, her hâlükârda namazı batıldır.

1364- Dört rekâtlı bir namazı kılarken yolcu olduğunu veya yolculuğunun sekiz fersah olduğunu anlarsa, üçüncü rekâtın rükûsuna gitmemişse, namazı iki rekât olarak tamamlamalıdır. Eğer üçüncü rekâtın rükûsuna gitmişse, na-mazı batıldır. Bir rekât namaz kılınabilecek kadar vakit kalsa da, namazı seferî kılmalıdır.

1365- Eğer yolcu seferî namazın bazı hükümlerini bilmiyorsa, meselâ, dört fersahlık bir yola gidip o gün veya o gece [yani on gün kalmadan] geri döndüğü takdirde namazı seferî kılması gerektiğini bilmezse, dört rekât niyetiyle namaza başlar ve üçüncü rekâtın rükûsundan önce hükmü anlarsa, namazı iki rekât olarak tamamlamalıdır. Eğer rükûda anlarsa namazı batıldır. Bir rekâta yetecek kadar vakit kalsa bile, namazı seferî olarak kılmalıdır.

1366- Namazı tam kılması gereken bir yolcu, hükmü bilmemesi yüzünden iki rekât niyetiyle namaza başlar ve namazdayken hükmü anlarsa, namazı dört rekât olarak tamamlamalıdır. Namazı tamamladıktan sonra, aynı namazı dört rekât olarak yeniden kılması, müstehap ihtiyattır.

1367- Namazını kılmamış bir yolcu, vakit geçmeden önce vatana veya on gün ikamet etmeği kastettiği bir yere ulaşırsa, namazı tam kılmalıdır. Yolcu olmayan bir kimse de vaktin evvelinde namaz kılmayıp yola çıkarsa, yolda namazını seferî kılmalıdır.

1368- Yolculukta iken seferî kılınması gereken öğle, ikindi, yatsı gibi namazlar kazaya bırakılırsa, onları yolculukta değilken bile kaza etmek isterse, iki rekât olarak yerine getirmelidir. Yolcu olmayan bir kimse, bu üç namazdan birini kazaya bırakırsa, yolculukta bile olsa dört rekât olarak kaza etmelidir.

1369- Yolcunun, seferî kıldığı her namazdan sonra otuz defa "Subhanellahi ve'l-hemdu lillahi ve la ilâhe illellahu vel-lahu ekber" demesi müstehaptır. Öğle, ikindi ve yatsı namazlarının ardından okunması özellikle tavsiye edilmiştir. Hatta bu üç namazdan sonra altmış defa söylemek, daha iyidir.

KAZA NAMAZI[24]

1370- Bütün vakit boyunca uykuda olmak veya sarhoş bulunmak nedeniyle de olsa, vaktinde kılınmayan farz namazlar kaza edilmelidir. Fakat kadının hayız ve nifas hâllerinde kılamadığı günlük namazların kazası yoktur.

1371- Namazın vakti geçtikten sonra, kılınan namazın batıl olduğu anlaşılırsa, o namaz kaza edilmelidir.

1372- Üzerinde kaza namazı bulunan kimse, onu kılmakta ihmalkârlık etmemelidir. Ama hemen yerine getirmek de farz değildir.

1373- Üzerinde kaza namazı bulunan kimse, müstehap namaz kılabilir.

1374- Üzerinde kaza namazı bulunduğuna veya kıldığı namazların sahih olmadığına ihtimal veren bir insan, ihtiyat ederek onları kaza etmesi müstehaptır.

1375- Kazaya kalan günlük namazları tertip üzere kıl-mak gerekli değildir. Meselâ, bir gün ikindi, ertesi gün öğle namazını kılmamış olan bir kimse, önce ikindi sonra öğle namazını kaza etmesi gerekmez.

1376- Âyat namazı gibi günlük olmayan namazları veya bir tane günlük ve birkaç tane de günlük olmayan namazı kaza etmek isteyen kimse, onları tertip üzere kılması gerekmez.

1377- Kazaya kalan namazlardan hangisinin daha önce olduğunu bilmeyen kimse, onları tertip oluşturacak şekilde kılması gerekmez; istediğini önce kılabilir.

1378- Kazaya bıraktığı namazlardan hangisinin daha önce olduğunu bilen kimsenin sırayı gözeterek kaza etmesi müstehap ihtiyattır. Önce kazaya kalanı, önce; sonra kazaya kalanı sonra ve bu şekilde.

1379- Ölen kimsenin kaza namazlarını kılmak isteyen birisi, onun namazlarının kazaya kalış sırasını bildiğini bilse de, tertip hasıl olacak şekilde kaza etmesi gerekmez.

1380- Önceki hükümde söz konusu ölünün kaza namazlarını kıldırmak için bir kaç kişiyi ecîr (=ücret karşılığı naip) tutmak isterlerse, amellere aynı anda başlamamaları için onlara vakit belirlemek gerekmez.

1381- Ölen kimsenin kaza namazlarının tertibini bilmediği bilinirse veya bildiği bilinmezse, kazalarını yerine getirmek için sırayı gözetmek gerekmez.

1382- Önceki hükümde söz konusu ölünün namazlarını kıldırmak için birkaç kimseyi ecîr (=ücret karşılığı naip) tutarlarsa, herhangi bir vakit belirlemek gerekmez ve hepsi bu işe beraber başlayabilirler.

1383- Kazaya kalan namazlarının sayısını bilmeyen kimse, meselâ kazaya kalan dört mü, beş mi olduğunu bilmeyen, az miktarı kılması yeterlidir. Yine, sayısını biliyor-muş; ancak sonradan unutmuş olursa, az miktarı kılması yeterlidir.

1384- Aynı günden veya önceki günden kaza namazı olan kimse, kaza namazını kılmadan önce eda namazını kılabilir. Önce kazayı kılması gerekmez.

1385- Dört rekâtlı bir namazın kılınmadığı bilinir; ancak bunun öğle mi, ikindi mi, yatsı mı olduğu bilinmezse, kılınmayan namazın kazası niyetiyle dört rekât namaz kılınması yeterlidir.

1386- Önceki günlerden kaza namazı olan kimse, bir veya birden fazla aynı günden de kaza namazı olursa, vaktin müsait olması ve kazaya kalan namazların tertibini bilmesi durumunda da, kaza namazlarını eda namazından önce kılması gerekmemesine rağmen müstehap ihtiyat gereği kaza namazları özellikle o günün kaza namazlarını eda na-mazından önce kılmalıdır.

1387- İnsan hayatta olduğu müddetçe kendi namazlarının kazasını kılmaya gücü yetmese bile, başka birisi onun tarafından namazlarını kaza edemez.

1388- Kaza namazı cemaatle kılınabilir. Cemaat imamının namazı ister eda olsun, ister kaza fark etmez. İmamla muktedinin (imama uyanın) aynı namazı kılmaları da gerek-mez. Meselâ, öğle veya ikindi namazını kılan bir imama uyarak sabah namazının kazasını kılmanın sakıncası yoktur.

1389- İyiyi ve kötüyü birbirinden ayırt eden ve onları anlayan çocuğu, namaz kılmaya ve diğer ibâdetlere alıştırmak müstehaptır. Hatta onu, kılmadığı namazları kaza etmeye zorlamak müstehaptır.

BÜYÜK OĞLUN ÜZERİNE FARZ OLAN BABASININ KAZA NAMAZLARI

1390- Baba, namaz ve orucunu yerine getirmemiş olursa, Allah'ın emrine itaatsizlikten terk etmeyip kaza edebilecek hâlde imişse, ölümünden sonra büyük oğla onları kaza etmesi veya başkasını bu iş için ecîr tutması farzdır. Allah'ın emrine itaatsizlikten bile terk etmiş olsa, yine büyük oğul aynı şekilde amel etmelidir. Babasının yolculukta tutmadığı oruçları, kazasını tutmaya gücü yetmemiş olsa bile, büyük oğlun kaza etmesi veya onun için bir ecîr tutması farzdır.

1391- Büyük oğul babasının kaza namazı ve orucu olup olmadığından şüphe ederse, üzerine bir şey farz olmaz.

1392- Büyük oğul babasının kaza namazı olduğunu bilir; ancak babasının yerine getirip getirmediğinden şüphe ederse, farz ihtiyat gereği, kaza etmelidir.

1393- Hangisinin büyük oğul olduğu bilinmezse, babanın namaz ve orucunu kaza etmek oğullarından hiç birisinin üzerine farz olmaz. Fakat babalarının namaz ve oruçlarını kendi aralarında bölmeleri veya onları yerine getirmek için kur'a çekmeleri, müstehap ihtiyattır.

1394- Ölen kimse namaz ve orucunun kazası için ecîr (=ücret karşılığı naip) tutulmasını vasiyet etmiş olur ve ecîr de onları sahih bir şekilde yerine getirirse, artık büyük oğla bir şey farz olmaz.

1395- Büyük oğul babasının namazlarını kılmak isterse, kendi teklifine göre amel etmelidir. Meselâ, sabah, akşam ve yatsı namazlarının kazasını sesli kılmalıdır.

1396- Kendisinin kaza namazı ve orucu bulunan bir kimseye, babasının namaz ve orucu da farz olursa, hangisini önce yerine getirirse sahihtir.

1397- Büyük oğul babasının ölümü zamanında bulûğ çağına ermemiş veya deli olursa, baliğ olduğu veya aklı ba-şına geldiği vakit, babasının namaz ve orucunu kaza etmelidir. Eğer baliğ olmadan veya akıllanmadan ölürse, ikinci oğla bir şey farz olmaz.

1398- Büyük oğul babasının namaz ve orucunu kaza etmeden ölürse, ikinci oğla bir şey farz olmaz.

CEMAAT NAMAZI[25]

1399- Farz namazların, özellikle günlük namazların cemaatle kılınması müstehaptır. Sabah, akşam ve yatsı namazları hakkında, özellikle cami komşuları ve caminin ezan sesini işitenlere daha çok tavsiye edilmiştir.

1400- Bir rivayette şöyle yer almıştır: "Cemaat imamına bir kişi uyarsa, kılınan her rekâtın sevabı yüz elli namaza denktir. Eğer iki kişi uyarsa, her rekâtın altı yüz namaz kadar sevabı vardır. Uyanların sayısı on kişiye ulaşıncaya kadar namazın sevabı da artar. Sayıları onu geçince, gökler kağıt, denizler mürekkep, ağaçlar kâlem, cinler, insanlar ve melekler yazıcı olsalar, bir rekâtın sevabını yazmaya güç yetiremezler."

1401- Cemaat namazına itinâsızlık yüzünden katılma-mak caiz değildir. İnsana özürsüz olarak cemaat namazını terk etmesi de yakışmaz.

1402- Bekleyip namazı cemaatle kılmak müstehaptır. Cemaatle kılınan namaz, ilk vakitte tek başına kılınan namazdan daha üstündür. Yine kısa sürede kılınan cemaat na-mazı, tek başına uzun sürede kılınan namazdan daha üstündür.

1403- Cemaat namazı başladığı zaman, tek başına kılınan namazı ikinci kez cemaate katılarak kılmak müste-haptır. Daha sonra tek başına kılınan namazın batıl olduğu anlaşılırsa, ikinci kez kılınan namaz yeterlidir.

1404- İmam veya imama uyan, cemaatle kıldığı namazı tekrar cemaatle kılmak isterse, ikinci cemaat ve katılan şahıslar birincisiyle farklı olursa, sakıncası yoktur.

1405- Namazda vesveseye düşen bir kimse eğer sadece cemaatle kıldığı zaman vesveseden kurtuluyorsa, namazı cemaatle kılması gerekir.

1406- Anne veya baba kendi çocuğuna namazı cemaatle kılmasını emrederse, anne ve babaya itaat farz olduğundan dolayı farz ihtiyat gereği, çocuk namazı cemaatle kılmalıdır ve bunu yaparken müstehap niyetiyle yapmalıdır.

1407- Farz ihtiyat gereği, Kurban ve Ramazan Bayramı namazları Hz. Mehdi'nin (Allah'ın selâmı üzerine olsun) gaybeti döneminde cemaatle kılınmamalıdır. Ama re-câ niyetiyle [Allah'ın emirlerine uygun düşmesini ümit ederek] kılmanın sakıncası yoktur. Ancak yağmurun yağması için kılınan istiskâ namazı dışında müstehap namazlar cemaatle kılınmaz.

1408- Günlük namazlardan birini kılan cemaat imamına herhangi günlük bir namaz için uyulabilir. Ama imam günlük namazını ihtiyat ederek yeniden kılıyorsa, imamla ona uyacak kişinin ihtiyat etme sebebi aynı olursa, imama uyabilir.

1409- Günlük namazının kazasını kılan cemaat imamı-na uyulabilir. Ama, eğer ihtiyat etsin diye namazını kaza ediyorsa veya başka birinin ihtiyat edilerek kılınması istenen kaza namazını kılıyorsa, bunun için para almamış olsa da, o imama uymak sakıncalıdır. Eğer insan, imamın namazlarını kaza ettiği kimsenin kazaya kalmış namazı olduğunu kesin olarak bilirse, o zaman imama uyabilir.

1410- Kıldığı namazın günlük namaz mı, yoksa müs-tehap namaz mı olduğu bilinmeyen imama uyulmaz.

1411- İmam mihrapta iken arkasında imama uyan birisi olmazsa, mihrabın sağ ve solunda duran ve mihrabın duvarı imamı görmelerini engelleyen kimseler, imama uyamazlar. Hatta imamın arkasında ona uyan birisi olur; ancak iki tarafta duranlar mihrabın duvarı nedeniyle imamı göremezlerse, imama uymaları sakıncalı ve hatta namazları batıldır.

1412- Birinci safın uzun olması nedeniyle iki tarafta duranlar imamı göremezlerse, imama uyabilirler. Yine öbür saflardan birinin uzun olması nedeniyle, o safın iki tarafında duran kimseler kendi önlerindeki safı göremezlerse, imama uyabilirler.

1413- Cemaatin safları caminin kapısına kadar ulaşırsa, kapının karşısında ve safların arkasında namaza katılan kimsenin namazı sahihtir. Yine, o şahısın arkasında durarak imama uyanların namazı sahihtir. Fakat onun iki tarafında durup önceki safı göremeyenlerin namazı sakıncalı ve hatta batıldır.

1414- Direğin arkasında namaza duran kimse, sağ veya sol tarafındaki cemaat vasıtasıyla imama bağlantılı olmazsa, imama uyamaz. Hatta sağ ve sol tarafta duranlar vasıtasıyla imamla bağlantılı olur; ancak önceki saftan bir kişiyi dahi görmezse, onun cemaat namazına katılması doğru olmaz.

1415- İmamın durduğu yer, cemaatin durduğu yerden yüksekte olmamalıdır. Ama imamın yerinin çok az bir miktar yüksekte olmasının sakıncası yoktur. Yine, yer meyilli olur ve imam da yüksek tarafta durursa, -zemin fazla meyilli olmayıp düz denebilecek şekilde olmak şartıyla- sakıncası yoktur.

1416- Cemaatin durduğu yerin imamdan yüksekliği, eski zamanlarda normal olan yükseklik kadar örneğin imam bahçede, cemaat da damın üzerinde olursa, sakıncası yoktur. Ama zamanımızdaki yüksek apartmanlar gibi bir kaç kat olursa, cemaat namazı sakıncalı olur.

1417- Bir safta duranların arasında, iyiyi ve kötüyü ayırt eden baliğ olmamış çocuk yer alırsa, onun namazının batıl olduğu bilinmedikçe, imama uyulabilir [imama uymaya engel değildir].

1418- İmam tekbir aldıktan sonra, önceki saftakiler na-maza ve tekbir almaya hazır vaziyette olurlarsa, arka safta duranlar tekbir alabilirler. Ama ön saftakilerin tekbir almalarını beklemek, müstehap ihtiyattır.

1419- Önceki saflardan birinin namazının batıl olduğu bilinirse, arkadaki saflardan imama uyulamaz. Ama, onların namazlarının sahih olup olmadığı bilinmezse, arkadaki saflardan imama uyulabilir.

1420- İmamın namazının batıl olduğunu -meselâ, imamın abdestsiz olduğunu- bilen bir kimse, imamın kendisi farkında olmasa da, ona uyamaz.

1421- Muktedi (=imama uyan), namazdan sonra imamın âdil olmadığını veya kâfir olduğunu veya örneğin ab-destsiz olduğundan namazının batıl olduğunu anlarsa, namazı sahihtir.

1422- Namazda imama uyup uymadığından şüpheye düşen kimse, örneğin okunan Fâtiha ve sureyi dinlemek gibi muktedinin imama uyması gereken bir işin yapılması durumunda ise, namazı cemaatle bitirmesi gerekir. Ama eğer muktedinin imama uymaması ve hem imamın, hem de ona uyanın yapması gereken rükû veya secde gibi bir ameli yapar hâlde ise, namazını münferit (=cemaatten ayrılma) niyetiyle kendi başına bitirmelidir.

1423- İnsan, cemaat namazından ayrılıp kendi başına namaz kılmaya niyet edebilir.

1424- İmam Fâtiha ve sureyi okuduktan sonra, mukte-di bir özür nedeniyle cemaat namazından ayrılmayı niyet ederse, Fâtiha ve sureyi okuması gerekmez. Eğer Fâtiha ve sure bitmeden önce ayrılmak isterse, imamın okumadığı kısmı okumalıdır.

1425- Cemaat namazından ayrılmaya ve tek başına na-maz kılmaya niyet edildikten sonra, farz ihtiyat gereği ikinci kez cemaatle kılmaya niyet edilmemelidir. Ancak yalnız kılmak veya cemaatle kılmak arasında tereddüde dü-şülür ve cemaatle kılmaya karar verilirse, namaz sahihtir.

1426- İnsan cemaat namazından ayrılmayı niyet edip etmediğinden şüpheye düşerse, ayrılmayı niyet etmediğine karar vermelidir.

1427- İmam rükûda iken cemaate katılıp rükûda imama yetişirse, imam rükûnun zikrini bitirmiş olsa da, cemaatle kıldığı namaz sahihtir ve bu, bir rekât olarak hesap edilir. Ama rükû miktarında eğilir; ancak rükûda imama yetişemezse, namazı tek başına sahihtir ve onu bitirmesi gerekir.

1428- Rükûda iken imama uyar ve rükû miktarında eğilir; ancak rükûda imama yetişip yetişmediğinden şüphe eder-se, namazı sahihtir ve namazı tek başına kılıp bitirmelidir.

1429- Rükûda iken imama uymayı niyet eder ve rükû miktarı eğilmeden önce, imam rükûdan kalkarsa, ya tek ba-şına kılmayı niyet etmeli veya imam ikinci rekâta kalkıncaya kadar beklemeli ve onu namazının birinci rekâtı saymalıdır. Ama eğer imamın kalkması "bu şahıs cemaatle na-maz kılıyor" denmeyecek kadar uzun sürerse, tek başına kılmayı niyet etmelidir.

1430- Bir kimse namazın evvelinde veya Fâtiha ve sure okunurken imama uyar; ancak rükûya gitmeden önce, imam rükûdan kalkarsa, namazı cemaatle sahihtir; rükûya gidip kendini imama yetiştirmelidir.

1431- İmam namazın son teşehhüdünü okurken yetişip cemaat namazının sevabını almak isteyen kimse, niyet edip iftitah tekbirini aldıktan sonra oturmalı ve teşehhüdü imamla okumalı; ama selâm vermeden imamın selâm vermesini beklemeli ve daha sonra ayağa kalkmalı, ikinci kez niyet etmeden ve tekbir almadan Fâtiha ve sureyi okumalı ve bunu namazın birinci rekâtı saymalıdır.

1432- Muktedi (=imama uyan), imamdan ilerde durma-malıdır. İmamla aynı hizada durması da sakıncalıdır. Farz ihtiyat gereği, imamdan biraz geride durmalıdır. Fakat imamdan geride durduğu hâlde, boyu imamın boyundan uzun olduğundan dolayı rükû ve secdede imamdan ilerde olursa, sakıncası yoktur.

1433- Namazda imam ile muktedi (=imama uyan) arasında perde gibi arkasını göstermeyen bir şey bulunmamalıdır. Yine, insanın imama bağlantısını sağlayan bir muk-tedi ile insanın arasında öyle bir şey bulunmamalıdır. Ancak, imam erkek ve ona uyan kadın olursa, o kadınla imam arasında veya o kadınla imama bağlantısını sağlayan bir erkek muktedinin arasında perde ve benzeri bir şeyin bulunması sakıncasızdır.

1434- Namaza başladıktan sonra imamla muktedi veya muktediyle imama bağlantısını sağlayan bir başka muk-tedi arasında perde veya arkası görünmeyen başka bir şey fasıla olursa, namazı münferit olur ve bu şekilde kılınan namaz sahihtir.

1435- Muktedinin (=imama uyanın) secde yeri ile ima-mın durduğu yer arasında normal bir adım miktarında uzaklık olmasının sakıncası yoktur. Yine, muktedinin secde yeri ile ön safta duran ve onu imamla bağlantılı kılan diğer bir muktedinin durduğu yer arasında aynı miktarda uzaklık olmasının sakıncası yoktur. Ancak, muktedinin secde yeri ile önündeki kimsenin durduğu yer arasında hiç fasıla olmaması, müstehap ihtiyattır.

1436- Ön taraftan imama bağlantısı olmayan muktedi ile, onun sağ veya sol taraftan imama bağlantısını sağlayan diğer muktediler arasında normal bir adım miktarında ara olursa, namaz sahihtir.

1437- Namazda muktedi ile imam veya muktedi ile onun imamla bağlantısını kuran diğer bir muktedi arasında büyük bir adım miktarından fazla uzaklık olursa, namazı münferit olarak kılar ve bu şekilde kılınan namaz sahihtir.

1438- Ön saftakilerin hepsi namazlarını bitirir veyahut münferit kılmaya niyet ederlerse, arkadaki saf ile daha önceki safın arasında bir büyük adımdan fazla uzaklık olmazsa, cemaat olarak namaz kılmaları sahihtir. Ama iki saf arasındaki uzaklık bu miktardan fazla olursa, namazları cemaat olmaktan çıkar, münferit olur ve bu şekilde kılınan namaz sahihtir.

1439- İkinci rekâtta cemaat namazına katılan kimse, kunut ve teşehhüdü imamla okuyabilir. Teşehhüdü okurken el parmaklarını ve ayaklarının ön kısmını yere koyması ve dizlerini kaldırması ihtiyattır. Teşehhütten sonra imamla kalkıp Fâtiha ile sureyi okuması gerekir. Eğer sureyi okumak için vakit yoksa, Fâtiha'yı bitirir, rükû veya secdede kendini imama yetiştirir veya münferit olarak kılmayı niyet eder ve bu şekilde kılınan namaz sahihtir. Fakat secdede imama yetiştiği takdirde, ihtiyat edip namazı iade etmesi daha iyidir.

1440- Dört rekâtlı bir namazın ikinci rekâtında iken imama uyan kimse, namazının ikinci rekâtında -ki imamın üçüncü rekâtı olur- iki secdeden sonra oturup teşehhüdün farz olan kısmını okumalı ve kalkıp üç defa tesbihatı okumaya vakti yoksa, bir defa okumalı ve kendini rükû veya secdede imama yetiştirmelidir.

1441- İmam üçüncü veya dördüncü rekâtta olur ve imama uymak isteyen kimse, imama uyduğunda Fâtiha'yı okuyup rükûda imama yetişemeyeceğini bilirse, farz ihtiyat gereği beklemeli ve imam rükûya gidince, ona uymalıdır.

1442- Üçüncü veya dördüncü rekâtta imama uyan kim-senin Fâtiha ve sureyi okuması gerekir. Sure için vakit yok-sa, Fâtiha'yı bitirmeli ve kendini rükû veya secdede imama yetiştirmelidir. Ancak secdede imama yetiştiği takdirde, ihtiyat edip namazı iade etmesi daha iyidir.

1443- Sureyi okuduğu takdirde rükûda imama yetişemeyeceğini bilen bir kimse, sureyi okumaması gerekir; fakat okursa, namazı sahihtir.

1444- Sureyi okumaya başladığı veya başlamışsa bitirdiği takdirde rükûda imama yetişebileceğine kanaat getiren kimsenin farz ihtiyat gereği sureyi okuması veya başlamışsa bitirmesi gerekir.

1445- Sureyi okuduğu takdirde rükûda imama yetişeceğinden emin olan kimse, sureyi okuyup rükûya yetişe-mezse, namazı sahihtir.

1446- İmam ayakta iken cemaat namazına katılmak isteyen, imamın hangi rekâtta olduğunu bilmezse, imama uyabilir. Ancak kurbet (=Allah'a yaklaşma) kastıyla Fâtiha ve sureyi okumalıdır. Sonradan imamın birinci veya ikinci rekâtta olduğu anlaşılsa da, namaz sahihtir.

1447- İmamın birinci veya ikinci rekâtta olduğunu sanarak Fâtiha ve sureyi okumaz ve rükûdan sonra üçüncü veya dördüncü rekât olduğunu anlarsa, namazı sahihtir. Fakat bunu rükûdan önce anlarsa, Fâtiha ve sureyi okumalıdır. Eğer vakit yoksa, sadece Fâtiha'yı okumalı ve rükû veya secdede imama yetişmelidir.

1448- İmamın üçüncü veya dördüncü rekâtı kıldığı sanılarak Fâtiha ve sure okunur; ancak rükûdan önce veya sonra birinci veya ikinci rekâtta olduğu anlaşılırsa, kılınan namaz sahihtir.

1449- Müstehap bir namaz kılarken, cemaatle namaza başlanırsa, namazı bitirip cemaate yetişeceğine güven-miyorsa, müstehap namazı bırakıp cemaat namazına katılması mütehaptır. Hatta cemaatin birinci rekâtına yetişeceğine de güvenmiyorsa, yine aynı şekilde hareket etmesi müstehaptır.

1450- Üç veya dört rekâtlı bir namazı kılarken cemaatle namaza başlanırsa, üçüncü rekâtın rükûsuna gitmemiş olur ve namazı bitirip cemaate yetişebileceğine gü-venmiyorsa, kıldığı namazı müstehap namaz niyetiyle iki rekât olarak tamamlayıp kendini cemaate yetiştirmesi müs-tehaptır.

1451- İmam namazı bitirdiği hâlde imama uyan teşehhüt veya birinci selâmda ise, cemaat namazından ayrılmayı niyet etmesi gerekmez.

1452- İmamdan bir rekât geride kalan kimse, imam son rekâtın teşehhüdünü okurken, ayağa kalkıp namazını bitirebilir veya parmaklarını ve ayaklarının ön kısmını yere koyup, dizlerini kaldırarak imamın selâmı vermesini bekleyip sonra kalkabilir.

CEMAAT İMAMINDA ARANAN ŞARTLAR

1453- Cemaat imamı bulûğ çağına ermiş, akıllı, Şia-ı İsna Aşeriye (İmamiyye Şiası), âdil, helâlzâde olmalı ve namazı sahih bir şekilde bilmelidir. Muktedi erkek ise, uyulan cemaat imamı da erkek olmalıdır. İyiyi kötüden ayırt edebilen çocuğun, kendisi gibi bir başka çocuğa uyması caiz değildir. Farz ihtiyat gereği, kadının da uyacağı imam, erkek olmalıdır.

1454- Adil bildiği bir imamın, hâlâ adil olup olmadığından şüphe eden bir kimse, ona uyabilir.

1455- Ayakta namaz kılan bir kimse, oturarak veya yatarak namaz kılana uyamaz. Yine oturarak namaz kılan kim-se, yatarak namaz kılana uyamaz.

1456- Oturarak namaz kılan, kendisi gibi oturarak na-maz kılan kimseye uyabilir. Yine yatarak namaz kılan, oturarak namaz kılana uyabilir. Fakat oturarak namaz kılan bir kimse, kendisi gibi yatarak namaz kılana uyamaz.

1457- Bir özürden dolayı teyemmüm veya cebire ab-destiyle namaz kılan cemaat imamına uyulabilir. Ama farz ihtiyat gereği, herhangi bir özürden dolayı necis bir elbiseyle namaz kılan imama uyulmamalıdır.

1458- Farz ihtiyat gereği, bir hastalık yüzünden idrar ve gaitasının çıkmasını önleyemeyen imama uyulmaz.

1459- Cüzam veya baras gibi bir hastalığı olan kimse, farz ihtiyat gereği cemaat imamı olmamalıdır.

MUKTEDİ İLE İLGİLİ HÜKÜMLER

1460- İmama uymayı niyet ederken imamı belirlemek gerekir. Fakat ismini bilmek gerekmez. Meselâ eğer "Hazır bulunan şu imama uyuyorum" diye niyet edilirse, namaz sahihtir.

1461- İmama uyan, Fatiha ve sure dışında namazın her şeyini kendisi okumalıdır. Fakat onun birinci veya ikinci rekâtı, imamın ise üçüncü veya dördüncü rekâtı olursa, Fatiha ve sureyi de okumalıdır.

1462- Eğer imama uyan, sabah, akşam ve yatsı namazlarının birinci ve ikinci rekâtlarında, imamın okuduğu Fatiha ve sureyi işitirse, kelimeleri ayırt edemezse de Fatiha ve sureyi okumamalıdır. Eğer imamın sesini işitmezse, Fatiha ve sureyi okuması müstehaptır, ama sessiz okumalıdır. Yanılarak sesli okursa, sakıncası yoktur.

1463- Muktedi, imamın okuduğu Fatiha ve surenin bazı kelimelerini işitir, bazısını işitmezse, farz ihtiyat gereği Fatiha ve sureyi okumamalıdır.

1464- Muktedi, yanılarak veya işittiği sesin imamın sesi olmadığını sanarak Fatiha ve sureyi okur; ancak daha sonra duyduğu sesin imama ait olduğunu anlarsa, namazı sahihtir.

1465- İmamın sesini işitip işitmediğinden veya işittiği sesin imamın sesi olup olmadığından şüphe eden bir muk-tedi, Fatiha ve sureyi okuyabilir.

1466- Muktedi, öğle ve ikindi namazının birinci ve ikinci rekâtında Fatiha ve sure okumamalıdır. Onun yerine zikretmesi müstehaptır.

1467- Muktedi, iftitah tekbirini imamdan önce almamalıdır. Hatta farz ihtiyat gereği imamın tekbiri tamamlanmadan tekbiri almamalıdır.

1468- Muktedi, imamdan önce kasten de selâm verse, namazı sahihtir.

1469- Muktedinin, iftitah tekbiri ve selâm dışındaki namazın diğer şeylerini imamdan önce söylemesinin sakıncası yoktur. Ancak onları işitir veya imamın ne zaman ne söylediğini bilirse, imamdan önce söylememesi müstehap ihtiyattır.

1470- Muktedi, okunacak şeyler dışındaki namazın rükû ve secde gibi fiillerini imamla birlikte veya ondan biraz sonra yerine getirmelidir. Eğer bilerek imamdan önce veya ondan bir süre sonra yaparsa, günah işlemiş olur; ama namazı sahihtir. Fakat peş peşe iki rüknü imamdan önce veya sonra yaparsa, gerçi namazın münferit olarak sahih olması uzak görüş olmamasıyla birlikte, farz ihtiyat gereği namazı bitirip iade etmelidir.

1471- İmam kalkmadan önce yanılarak rükûdan kalkan muktedi, imam hâlâ rükûdaysa hemen rükûya dönüp imamla beraber kalkmalıdır; bu durumda rükün olan rükûnun fazla olması, namazı batıl etmez. Ama eğer rükûya döner ve rü-kûya varmadan önce imam kalkarsa, namazı batıl olur.

1472- İmam kalkmadan önce yanlışlıkla secdeden kalkarsa, secdeye geri dönmelidir. Her iki secdede aynı durum tekrarlanırsa, rükün olan iki secdenin fazla yapılması namazı batıl etmez.

1473- Yanlışlıkla imamdan önce secdeden kalkan kimse, secdeye döner; ancak secdeye varmadan imam kalkarsa, namazı sahihtir. Fakat bu durum her iki secdede de tekrarlanırsa, namaz batıl olur.

1474- Yanlışlıkla imamdan önce rükû veya secdeden kalkan kimse, yanılarak veya imama yetişemeyeceğini sanarak rükû veya secdeye gitmezse, namazı sahihtir.

1475- Secdeden kalkıp imamın secdede olduğunu görürse, imamın birinci secdesi olduğunu sanarak imamla secde etmiş olsun diye secdeye gider ve imamın ikinci secdesi olduğunu anlarsa, farz ihtiyat gereği namazı tamamlayıp iade etmelidir. Ama eğer, imamın ikinci secdede olduğunu sanarak secdeye gider ve imamın birinci secdesi olduğunu anlarsa, imama uyarak secdeye gidip namazını tamamlayabilir. Ama cemaat namazından ayrılıp tek başına tamamlaması, müstehap ihtiyattır.

1476- Yanılarak imamdan önce rükûya gider ve başını kaldırdığı takdirde imamın kıraatinden bir miktarına yetişecek durumdaysa, eğer başını kaldırıp imamla beraber rü-kûya giderse, namazı sahihtir.

1477- Yanılarak imamdan önce rükûya gider ve eğer başını kaldırdığında imamın kıraatinden hiçbir şeye yetişemeyecek bir durumda olursa, rükûdan kalkıp namazı imam ile tamamlamalıdır ve kılınan namaz sahihtir. Ancak müstehap ihtiyat gereği, namazı iade etmelidir. Eğer başını kaldırmayıp imam yetişinceye kadar beklerse, namazı yine sahihtir.

1478- İmamdan önce secdeye giderse, kalkıp imamla beraber secdeye gitmelidir ve bu şekilde kılınan namaz sahihtir. Ancak bu durumda namazı iade etmesi, müstehap ihtiyattır. Eğer başını kaldırmazsa, namazı sahihtir.

1479- İmam, kunut olmayan bir rekâtta kunut okur veya teşehhüt bulunmayan bir rekâtta teşehhüt okumaya başlarsa, muktedi kunut ve teşehhüdü okumamalıdır. Ama imamdan önce rükûya gidemez veya imam kalkmadan önce kalkamaz, imamın kunut veya teşehhüdünün bitmesini bekleyip sonra namazın geri kalan kısmını imamla tamamlamalıdır.

CEMAAT NAMAZIYLA İLGİLİ MÜSTEHAPLAR

1480- Namazda imama uyan sadece bir erkek ise, imamın sağında durması müstehaptır. Eğer bir kadınsa, sec-de edeceği yer, imamın dizlerine veya ayakları hizasına gelecek şekilde imamın sağında durması müstehaptır. Eğer bir erkek ve bir kadın veya bir erkek ve bir kaç kadın olursa, erkek imamın sağında, kadınlar da arkasında durmalıdır. Eğer birkaç erkek ve birkaç kadın olurlarsa, imamın arkasında durmaları müstehaptır. Bir kaç erkek ve birkaç kadın olduklarında, erkeklerin imamın, kadınların da erkeklerin arkasında durması müstehaptır.

1481- Eğer imam ve muktedi (=ona uyan) her ikisi de kadın ise, [farz] ihtiyat gereği imam biraz önde durmalıdır.

1482- İmamın safın ortasında yer alması, ilim, takva ve kemal ehlinin de birinci safta durmaları müstehaptır.

1483- Cemaat saflarının düzgün olması, bir safta duranların arasında fasıla olmayıp omuzlarının bir hizada olması müstehaptır.

1484- "Ked kamet'is-selah" (namaz başlamak üzeredir) denildikten sonra cemaatin ayağa kalkması müstehaptır.

1485- Cemaat imamının cemaatin içinde en güçsüz olanların durumunu gözetmesi, zayıf olanların da yetişebilmesi için acele etmemesi müstehaptır. Yine kunut, rükû ve secdeleri uzatmaması müstehaptır. Ama cemaatin hepsi u-zatmayı isterlerse, uzatabilir.

1486- Cemaat imamı, sesli okunan Fatiha, sure ve zikirleri, herkesin duyacağı şekilde okuması müstehaptır. Elbette aşırı derecede sesini yükseltmemelidir.

1487- İmam, rükûda iken birisinin cemaate katılmak istediğini anlarsa, rükûsunu her zamankinin iki katı kadar uzatması ve iki kat uzattıktan sonra cemaate katılmak isteyen başka birilerinin geldiğini anlasa da, kalkması müs-tehaptır.

CEMAAT NAMAZIYLA İLGİLİ MEKRUHLAR

1488- Saflarda yer olduğu hâlde, insanın tek başına arkada durması mekruhtur.

1489- İmama uyanın namazın zikirlerini imamın işiteceği derecede sesli okuması mekruhtur.

1490- Öğle, ikindi ve yatsı namazlarını iki rekât kılan bir yolcunun, bu namazlarda yolcu olmayan imama uyması mekruhtur. Yolcu olmayanın da bu namazlarda yolcuya uy-ması mekruhtur. [26]

ÂYAT NAMAZIYLA İLGİLİ HÜKÜMLER

1491- Kılınma şekli ileride açıklanacak olan âyat namazı dört şeyden dolayı farz olur:

1) Güneş tutulması -kısmen olup hiç kimse korkmasa da-

2) Ay tutulması -kısmen olup hiç kimse korkmasa da-

3) Deprem -kimse korkmasa bile-

4) Gök gürültüsü, şimşek çakması, kara ve kızıl rüzgârların esmesi ve benzeri şeyler. Elbette halkın genelinin korkuya düştüğü takdirde, farz ihtiyat gereği bu gibi hadiselerde âyat namazı kılınmalıdır.

1492- Âyat namazını gerektiren birden fazla olay gerçekleşirse, onların her birisi için bir âyat namazı kılınmalıdır. Meselâ, hem güneş tutulur, hem de deprem olursa, iki âyat namazı kılınmalıdır.

1493- Bir kimsenin üzerine hepsi aynı sebebe dayanan bir kaç âyat namazı farz olursa, meselâ, üç defa güneş tutulur; ancak hiçbirinin namazını kılmamışsa, kazasını kılarken hangisini hangi tutuluştan dolayı kıldığını ayırt etmesi gerekmez. Yıldırım düşmesi, kara ve kızıl yellerin esmesi vb. sebepler için bir kaç âyat namazı farz olmuşsa, aynı hüküm geçerlidir. Fakat güneş ve ay tutulması ve depremden dolayı veya bunlardan ikisi için, üzerine namaz farz olmuşsa, farz ihtiyat gereği niyet ederken hangisi için âyat namazı kılacağını belirtmesi gerekir.

1494- Âyat namazını gerektiren şeyler hangi şehirde meydana gelirse, sadece oranın halkı âyat namazı kılmalıdır; başka yerlerin halkına farz olmaz. Fakat o şehirle bir sayılabilecek kadar yakın olan yerlerin halkına âyat namazı farz olur.

1495- Güneş veya ay tutulmaya başladığı andan itibaren insan âyat namazını kılmalıdır. Farz ihtiyat gereği, açılmaya başlayıncaya kadar namaz geciktirilmemelidir.

1496- Âyat namazı güneş veya ay açılmaya başladığı ana kadar ertelenirse, farz ihtiyat gereği eda veya kaza niyeti edilmemelidir. Fakat tamamen açılmalarından sonra, âyat namazı kılınırsa, kaza olarak niyet edilmelidir.

1497- Güneş veya ayın tutulma müddeti bir rekât kılınacak vakitten fazla olur ve de namaz kılınmaz; ancak açılmaya başlamasına bir rekâtlık süre kaldığında kılınmak istenirse, eda niyeti yapılmalıdır. Hatta eğer onların tutulma müddeti bir rekât kadar bile olsa, farz ihtiyat gereği âyat namazı eda olarak kılınmalıdır.

1498- Deprem, yıldırım, şimşek ve benzerleri meydana geldiği zaman, âyat namazı hemen kılınmalıdır; kılınmaz-sa günah işlenmiş olur ve ömrün sonuna kadar kılınması farzdır; ne zaman kılınırsa, eda sayılır.

1499- Ay veya güneş açıldıktan sonra hepsinin tutulduğu anlaşılırsa, âyat namazı kaza edilmelidir. Fakat bir miktarının tutulmuş olduğu anlaşılırsa, kaza edilmesi farz değildir.

1500- Ayın veya güneşin tutulduğunu söyleyen bir grup insanın sözünden insan yakine ermez ve âyat namazı kılmaz; ancak daha sonra doğru söyledikleri anlaşılırsa, ay veya güneşin tamamı tutulmuş olduğu takdirde, âyat namazını kılmalıdır. Yine adil oldukları belli olmayan iki kişi ay veya güneşin [tamamının] tutulduğunu söyler; ancak sonradan adil oldukları anlaşılırsa, âyat namazı kılmalıdır. Hatta bu farzda bir kısmının tutulduğu anlaşılırsa, farz ihtiyat gereği âyat namazı kılmalıdır.

1501- İnsan ilmi kurallara dayanarak güneş veya ayın tutulma vaktini bilen kimselerin sözüyle güneş ve ayın tutulduğuna kanaat getirirse, farz ihtiyat gereği âyat namazını kılmalıdır. Yine filan vakit güneş veya ay tutulacak ve şu kadar zaman sürecek deseler ve insan da onların sözüne güvenirse, farz ihtiyat gereği onların sözüne göre amel etmelidir. Meselâ, güneş falan saatte açılmaya başlayacaktır derlerse, ihtiyat ederek namazı o vakte kadar geciktirmemelidir.

1502- Kılınan âyat namazının batıl olduğu anlaşılırsa, ikinci kez kılınmalıdır; vakit geçmişse, kaza edilmelidir.

1503- Günlük namazların vaktinde insanın üzerine â-yat namazı da farz olursa, eğer her ikisine de müsait vakit olursa, istediğini önce kılabilir. Eğer birisinin vakti dar ise, önce vakti dar olanı kılmalıdır; eğer her ikisi için de vakit dar ise, önce günlük namazını kılmalıdır.

1504- Günlük namaz kılınırken âyat namazının vaktinin dar olduğu anlaşılırsa, günlük namazın da vakti darsa, tamamlanıp sonra âyat namazının kılınması gerekir. Günlük namazının vakti dar değilse, bozulup önce âyat namazı sonra günlük namazı kılınmalıdır.

1505- Âyat namazı kılınırken günlük namazın vaktinin dar olduğu anlaşılırsa, âyat namazı terk edilip günlük namazı kılınmalıdır. Günlük namazın peşinden namazı bozacak bir iş yapılmadan âyat namazına kalınan yerden devam edilmelidir.

1506- Kadın hayız veya nifas hâlindeyken güneş veya ay tutulur; güneş ve ayın açılma müddetinin sonuna kadar kadının durumu devam ederse, üzerine âyat namazı farz olmaz; kazası da yoktur.

Âyat Namazının Kılınış Şekli

1507- Âyat namazı iki rekâttır ve her rekâtında beş rükû vardır. Kılınma şekli şöyledir: Niyet edildikten sonra tekbir alınır ve bir Fatiha ve bir sure tam olarak okunur. Rükûya gidilir ve rükûdan kalkılır. Yine bir Fatiha ve bir sure okunarak tekrar rükûya gidilir; bu iş beş defa tekrarlanır, beşinci rükûdan doğrulduktan sonra iki secde yapılır, ayağa kalkılıp ikinci rekât da birinci rekât gibi kılınır; teşehhüt okunup selâm verilir.

1508- Âyat namazında; niyet, tekbir ve Fatiha'dan sonra bir surenin ayetleri beşe bölünüp, bir ayet veya daha fazlası okunup rükûya gidilebilir. Rükûdan kalktıktan sonra, Fatiha okunmadan o surenin sonraki ayeti okunup rükûya gidilir. Beşinci rükûya kadar bu şekilde devem edilerek beşinci rükûdan önce okunan sure bitirilir. Meselâ, İhlâs Suresi'nin o-kunması kastıyla "Bismillahirrehmanirrehim" denilir ve rü-kûya gidilir; sonra kalkılır ve "Kul huvellahu ehed" denilip ikinci kez rükûya gidilir; rükûdan kalkılır ve "Ellah'us-se-med" denilir. Yine rükûya gidilip kalkılır ve "Lem yelid ve lem yûled" denilir ve rükûya gidilir, tekrar kalkılır ve "Ve lem yekun lehu kufuven ehed." denilip beşinci rükûya gidilir ve ondan sonra kalkılır ve iki secde yapılır. İkinci rekât da birinci rekât gibi yerine getirildikten sonra, iki secde yapılır ve teşehhüt okunup namazın selâmı verilir.

1509- Âyat namazının birinci rekâtında Fatiha ve surenin beş defa okunarak, ikinci rekâtında ise bir Fatiha ve bir surenin beşe bölünerek kılınmasının mahzuru yoktur.

1510- Günlük namazlarla ilgili farz ve müstehaplar, â-yat namazında da farz ve müstehaptır. Fakat âyat namazında ezan ve ikamet yerine üç defa sevap ümit edilerek "Es-selâh" denilmesi müstehaptır.

1511- Beşinci ve onuncu rükûdan sonra "Semi‘ellahu limen hemideh" demek, her rükûdan önce ve sonra tekbir almak müstehaptır.

1512- İkinci, dördüncü, altıncı, sekizinci ve onuncu rükûlardan önce kunut okumak müstehaptır. Ama sadece onuncu rükûdan önce bir kunut okumak da yeterlidir.

1513- Âyat namazında kaç rekât kılındığından şüphe edilir ve herhangi bir tarafa karar verilemezse, namaz batıl olur.

1514- Birinci rekâtın son rükûsu mu, yoksa ikinci rekâtın ilk rükûsu mu diye şüpheye düşülür ve herhangi birine de karar verilemezse, namaz batıl olur. Fakat örneğin, rükûyu dört mü, beş mi yaptığından şüphe eder ve secdeye gitmek için de eğilmemiş olursa, şüphelenilen rükû yerine getirilmelidir. Ama eğer secdeye gitmek için eğilmiş olursa, şüpheye itina edilmemelidir.

1515- Âyat namazının rükûlarından her biri, birer rükündür; dolayısıyla kasten veya yanlışlıkla eksik veya fazla yapılırsa, namaz batıl olur.

RAMAZAN VE KURBAN BAYRAMI NAMAZLARI

1516- Ramazan ve Kurban Bayramı namazları, masum İmam'ın (ona selâm olsun) huzuru döneminde farzdır ve cemaatle kılınması gerekir. İmam'ın (ona selâm olsun) gaybette olduğu şu dönemde ise, müstehaptır. Farz ihtiyat gereği, cemaatle kılınmamalıdır. Ancak recâ niyetiyle [Allah'ın emrine uygun düşeceği ümidiyle] cemaatle kılınmasının sakıncası yoktur. Veliyy-i fakihin veya onun tarafından izinli olan kimselerin cemaatle kıldırmalarının sakıncası yoktur. [Bu durumda recâ kastı da gerekmez.]

1517- Ramazan ve Kurban Bayramı namazlarının vakti, bayram günü güneşin doğuşundan öğleye kadardır.

1518- Kurban Bayramı namazını güneş yükseldikten sonra kılmak müstehaptır. Ramazan Bayramı'nda ise, güneşin yükselmesinden sonra iftar edilip, fıtra zekâtı verildikten sonra bayram namazını kılmak müstehaptır.

1519- Ramazan ve Kurban Bayramı namazları ikişer rekâttır. Birinci rekâtta Fatiha ve sure okunduktan sonra, beş defa tekbir alınmalı; her tekbirden sonra bir kunut okunmalı ve beşinci kunuttan sonra bir tekbir daha alınıp rükûya gidilmeli ve iki secde yapılmalıdır. Tekrar ayağa kalkılıp ikinci rekâtta dört tekbir alınmalı ve her tekbirden sonra bir kunut okunmalıdır. Beşinci tekbir alındıktan sonra rükûya gidilmeli; rükûdan sonra iki secde yapılıp, teşehhüt okunmalı ve selâm verilmelidir.

1520- Ramazan ve Kurban Bayramı namazlarının ku-nutlarında her türlü dua ve zikrin okunması yeterlidir. Fakat sevap umularak şu duanın okunması daha iyidir:

اَللَّهُمَّ اَهْلَ الْكِبْرِيَاءِ وَالْعَظَمَةِ وَ اَهْلَ الْجُودِ وَالْجَبَرُوتِ وَ اَهْلَ الْعَفْوِ وَالرَّحْمَةِ وَ اَهْلَ التَّقْوَى وَالْمَغْفِرَةِ اَسْأَلُكَ بِحَقِّ هَذَا الْيَوْمِ الَّذِى‌ جَعَلْتَهُ لِلْمُسْلِمِينَ عيِداً وَ لِمُحَمَّدٍ صَلَّى اللَّهُ عَليْهِ وَ آلِهِ ذُخْراً وَ شَرَفاً وَ كَرَامَةً وَ مَزِيداً اَنْ تُصَلِّىَ عَلَى‌ مُحَمَّدٍ وَ آلِ مُحَمَّدٍ وَ اَنْ تُدْخِلَنِى‌ فِى كُلَّ خَيْرٍ اَدْخَلْتَ فِيهِ مُحَمَّداً وَ آلَ مُحَمَّدٍ وَ اَنْ تُخْرِجَنِى مِنْ كُلِّ سُوءٍ اَخْرَجْتَ مِنْهُ مُحَمَّداً وَ آلَ مُحَمَّدٍ صَلَوَاتُكَ عَلَيْهِ وَ عَلَيْهِمْ اَللَّهُمَّ اِنّى‌ اَسْأَلُكَ خَيْرَ مَا سَأَلَكَ بِهِ عِبَادُكَ الصَّالِحُونَ وَ اَعُوذُ بِكَ مِمَّا اسْتَعَاذَ مِنْهُ عِبَادُكَ الْمُخْلَصُونَ

Okunuşu: "Ellahumme ehl'el-kibriyâi ve'l-ezemeti ve ehl'el-cûdi ve'l-ceberûti ve ehl'el-efvi ve'r-rehmeti ve ehl'et-tekva ve'l-meğfire. Es'eluke bihekki haze'l-yevmillezî ceeltehu li'l-musli-mîne îden ve li-Muhemmedin sellellahu eleyhi ve âlihi zuhren ve şerefen ve kerameten ve mezîden en tuselliye ela Muhem-medin ve al-i Muhemmedin ve en tudhilenî fî kulli heyrin edhelte fîhi Muhemmeden ve âl-e Muhemmedin ve en tuhricenî min kulli sûin ehrecte minhu Muhemmeden ve âl-e Muhemmedin seleva-tuke eleyhi ve eleyhim. Ellahumme innî es'eluke heyre ma seeleke bihi ibaduk'es-salihûn ve eûzu bike mimmesteaze minhu ibaduk'el-muhlesûn."[27]

1521- Ramazan ve Kurban Bayramı namazlarında kıraatin yüksek sesle okunması müstehaptır.

1522- Bayram namazı için okunması gereken özel bir sure yoktur. Fakat birinci rekâtta Şems (91. sure), ikinci rekâtta Ğâşiye (88. sure) surelerinin veya birinci rekâtta A'lâ (87. sure), ikinci rekâtta Şems Surelerinin okunması müstehaptır.

1523- Ramazan Bayramı günü bayram namazından ön-ce hurma ile iftar etmek, Kurban bayramı günü ise, namazdan sonra bir miktar kurban eti yemek müstehaptır.

1524- Bayram namazından önce gusletmek, dua kitaplarında açıklanan duaları namazdan önce ve sonra sevap ümidiyle okumak müstehaptır.

1525- Bayram namazında yerin üzerine secde etmek, tekbirleri alırken elleri kaldırmak ve namazı sesli kılmak müstehaptır.

1526- Ramazan Bayramı gecesi, akşam ve yatsı namazının; bayram günü sabah, öğle ve ikindi namazlarının, yine Ramazan Bayramı namazının ardından şu tekbirleri söylemek müstehaptır:

اَللَّهُ اَكْبَرُ اَللَّهُ اَكْبَرُ لاَ اِلَهَ اِلاَّ اللَّهُ وَاللَّهُ اَكْبَرُ اَللّهُ اَكْبَرُ وَ لِلَّهِ الْحَمْدُ اَللَّهُ اَكْبَرُ عَلَى مَا هَدَانَا

Okunuşu: "Ellahu ekber, Ellahu ekber, la ilâhe illellah, vellahu ekber, Ellahu ekber, ve lillah'il-hemd, Ellahu ekberu ela ma hedana."[28]

1527- Kurban Bayramı'nda, insanın bayram gününün öğ-le namazıyla başlayıp on ikinci günü (ayın 12. günü) sabah namazıyla biten on namazın ardından önceki hükümde açıklanan tekbirleri ve ardından şu zikri demesi müstehaptır:

 )اَللَّهُ اَكْبَرُ عَلَى مَا رَزَقَنَا مِنْ بَهِيمَةِ اْلاَنْعَامِ وَالْحَمْدُ للَّهِ عَلَى مَا اَبْلاَنَا(

"Ellahu ekberu ela ma rezekena min behîmet'il-en'ami ve'l-hemdu lillahi ela ma eblana."[29]

Fakat Kurban Bayramı'nda insan Mina'da olursa, bayram günü öğle namazıyla başlayıp zilhiccenin on üçüncü günü sabah namazıyla biten on beş namazın ardından bu tekbirleri okuması müstehaptır.

1528- Bayram namazının üstü kapalı yerde kılınması mekruhtur.

1529- Namazın kunut ve tekbirlerinde şüphe edilirse, şüphe edilen kunut veya tekbirlerin yeri geçmemişse, az yapıldığına karar verilmelidir; daha sonra okunmuş olduğu anlaşılırsa, sakıncası yoktur.

1530- Kıraat veya tekbirler veyahut kunutlar unutulup yapılmadığı takdirde, namaz sahihtir.

1531- Rükû veya iki secde veya iftitah tekbiri unutulup yapılmazsa, namaz batıl olur.

1532- Bayram namazında secdenin biri veya teşehhüt unutulursa, namazdan sonra recâ [Allah'ın emirlerine uygun olması umuduyla] yerine getirilmesi, müstehap ihtiyattır. Gün-lük namazlarda yapıldığı takdirde sehiv secdesini gerektiren bir iş bayram namazında yapılırsa, müstehap ihtiyat gereği namazdan sonra recâ niyetiyle iki sehiv secdesi yapılmalıdır.

NAMAZ İÇİN NAİP TUTMAK

1533- İnsanın ölümünden sonra, hayatta iken yerine getirmediği namaz ve diğer ibâdetleri için ecîr yani ücret karşılığı onları yapması için birisi naip tutulabilir. Birisi onları ücretsiz yapacak olursa, sahihtir.

1534- İnsan dirilerden taraf bazı müstehap işlerde örneğin, Hz. Resulullah'ın ve Ehlibeyt İmamlarının (hepsine selâm olsun) türbelerini ziyaret etmek için ecîr olabilir. Ayrıca müstehap bir iş yapılıp sevabı ölülere veya dirilere hediye edilebilir.

1535- Ölmüş bir kimsenin kaza namazları için ecîr tutulan, müçtehit olmalı veya namazla ilgili hükümleri doğru taklit etmiş bulunarak bilmelidir.

1536- Ecîr (naip), niyet ederken ölüyü belirtmelidir; a-ma ismini bilmesi gerekmez. "Kendisine ecîr olduğum kimse tarafından namaz kılıyorum" diye niyet ederse yeterlidir.

1537- Ecîr, kendisini ölü yerine bırakmalı ve onun ibâdetlerini kaza etmelidir. Bir ameli yapar ve sevabını ölüye hediye ederse, bu yeterli olmaz.

1538- Namazı sahih olarak kılacağına güvenilen kimse ancak ecîr tutulabilir.

1539- Ölen birisinin namazları için bir başkasını ecîr tutan kimse, ecîrin amelleri yerine getirmediğini veya batıl olarak yerine getirdiğini anlarsa, ikinci defa ecîr tutmalıdır.

1540- Eğer ecîrin amelleri yapıp yapmadığından şüphe edilirse, o yaptım bile dese, tekrar ecîr tutulmalıdır. Ama ecîrin yaptığı amelin sahih olup olmadığından şüphe edilirse, ecîr tutmak gerekmez.

1541- Özrü olup örneğin oturarak namaz kılan kimse, ölünün namazları için ecîr tutulamaz. Hatta farz ihtiyat gereği, teyemmüm veya cebire abdesti alarak namaz kılan kimse de, ecîr tutulmamalıdır.

1542- Erkek kadın için, kadın da erkek için ecîr tutulabilir. Namazların sesli ve sessiz kılınması hususunda, ecîr kendi vazifesine göre hareket etmelidir.

1543- Ölünün namazlarının tertiple kaza edilmesi ge-rekmez. Ölen kimsenin kendi kaza namazlarının sırasını bildiğini bilseler bile fark etmez.

1544- Ecîre, ameli özel şekilde yapması şart koşulursa, şarta uyarak ameli yapması gerekir. Şart koşulmazsa, ameli kendi vazifesine uygun yapmalıdır. Fakat kendisinin ve ölünün vazifesinden hangisi ihtiyata daha uygunsa, ona amel etmesi müstehap ihtiyattır. Meselâ ölünün vazifesi, tesbi-hât-ı erbaa'yı üç defa, kendi vazifesi ise bir defa söylemek olursa, üç defa söylesin.

1545- Ecîrle namazı hangi müstehaplarla birlikte kılması kararlaştırılmazsa, genelde yapılan müstehaplar yapılmalıdır.

1546- Ölü, kazaya bıraktığı namazların tertibini biliyormuşsa, o namazlar için birkaç ecîr tutulmak istenirse, her birine ayrı bir vakit tayin etmek gerekmez.

1547- Bir kimse, bir sene içinde ölünün namazlarını kılmak için ecîr olur ve sene tamamlanmadan ölürse, yerine getirilmediği bilinen namazlar için başka bir ecîr tutulmalıdır. Farz ihtiyat gereği, yerine getirilmediğine ihtimal verilen namazlar için de ecîr tutulmalıdır.

1548- Bir ölünün namazları için ecîr tutulan kimse, ücretin hepsini alır ve namazları kılıp bitirmeden ölürse, "bütün namazları ecîrin kendisi kılmalıdır" diye şart koşulmuşsa, kılınmayan namazların karşılığı onun malından ölünün velisine verilmelidir. Meselâ, eğer namazın yarısı kılınmamışsa, alınan paranın yarısı onun malından alınıp ölünün velisine verilmelidir. Eğer ecîrin kendisinin yapması gerektiğine dair herhangi bir şart koşulmamışsa, vârislerin ölünün geriye bıraktığı maldan ecîr tutmaları gerekir ve eğer geriye bir mal bırakmamışsa, mirasçılara bir şey farz olmaz.

1549- Ölünün namazlarını bitirmeden önce ölen ecîrin kendisinin de kaza namazı olursa, geriye bıraktığı maldan, ecîr tutulduğu ve yerine getiremediği namazlar için ecîr tutulmalıdır. Eğer bir şey artarsa, vasiyet etmiş olur ve mirasçılar da izin verirlerse, kazaya kalan namazlarının hepsi için ecîr tutulur. Eğer izin vermezlerse, malının üçte biri kendi namazları için harcanır.



[1]- O hâlde öğle namazının şer'î vaktinden yaklaşık olarak 11 saat 15 dakika geçince, akşam ve yatsı namazlarının vakti son bulur.

[2]- [Anlamı: Zünnun'u (balık karnına girmiş olan Yûnus İbn-i Matta'yı) da an; zira (o kavmine) kızarak gitmişti, bizim kendisine güç yetiremeyeceğimizi, (kavminin arasından çıkmakla kendisini kurtaracağını) sanmıştı. Nihayet karanlıklar içinde (kalıp): "Senden başka ilâh yoktur. Sen her türlü eksiklikten münezzehsin. Ben zalimlerden oldum." diye yalvardı. Biz de onun duasını kabul ettik ve onu tasadan kurtardık. İşte biz inananları böyle kurtarırız. -Enbiyâ, 87-]

[3]- [Anlamı: Gayb'ın (görünmez bilginin) anahtarları O'nun yanındadır, onları O'ndan başkası bilmez. (O) karada ve denizde olan her şeyi bilir. Düşen bir yaprak,-ki mutlaka onu bilir- yerin karanlıkları içinde gömülen tane, yaş ve kuru hiçbir şey yoktur ki, apaçık bir Kitap'ta olmasın. -En'âm, 59-]

[4]- [Anlamı: Allah'ım! Ben gayb'ın anahtarları -ki onları senden başkası bilmez- hakkına senden Hz. Muhammed'e ve Ehlibeyti'ne rahmet etmeni ve benim şu şu… hacetlerimi yerine getirmeni dilerim.]

[5]- [Anlamı: Allah'ım! Sen veli nimetimsin, isteklerimi vermeye kâdirsin ve hacetimi bilirsin. O hâlde, Hz. Muhammed ve Ehlibeyti (hepsine Allah'ın selâmı olsun) hürmetine senden hacetlerimi yerine getirmeni dilerim.]

[6]- [Kâbe'nin her bir köşesine bir rükün denir ve her rüknün özel bir adı vardır. Bunlar "Rükn-ü Yemanî, Rükn-ü Hacer, Rükn-ü Irakî ve Rükn-ü Şamî"den ibarettir.]

[7]- [İftitah tekbiri, başlangıç tekbiri demektir; bu tekbire "Tek-biret'ül-İhram" da denir.]

[8]- [Rabbim Allah'tan bağışlanma diler ve O'na tövbe ederim.]

[9]- [Allah'ım! Beni bağışla.]

[10]-[ Kovulmuş Şeytan'ın şerrinden Allah'a sığınırım.]

[11]- [Rabbim Allah böyledir (vasfedilen gibidir).]

[12]- [Rabbimiz Allah böyledir (vasfedilen gibidir).]

[13]- [Rabbim Allah'tan bağışlanma diler ve O'na tövbe ederim.]

[14]- [Anlamı: Allah'tan başka ilâh yoktur; bu şüphe götürmeyen bir gerçektir. Allah'tan başka ilâh yoktur; buna inanıyor ve tasdik ediyorum. Allah'tan başka ilâh yoktur; ben O'na kulluk sunar ve emirlerine boyun eğerim. Ey Rabbim, kulluk ederek ve emirlerine boyun eğerek sana secde ettim. Ben kulluktan çekinen ve büyüklük taslayan değil de zelil, azabından korkan ve sana sığınan bir kulum.]

[15]- [Anlamı: Allah'ın adıyla ve Allah'ın yardımıyla. Bütün övgüler ve en iyi isimler Allah'a mahsustur.]

[16]- [Muvalat, namazın farz ve cüzlerinin peş peşe ve aralıksız yapılmasına denir.]

[17]- [Bu namazı Resulullah (s.a.a) Cafer-i Tayyar'a Habeşistan'dan Medine'ye döndüğünde öğretmiştir.

Cafer-i Tayyar namazı dört rekâttır; ikişer rekât hâlinde kılınır. Her bir rekâtta Fatiha ve sûre okunduktan sonra rükûya gitmeden önce on beş defa Tesbihat-ı Erbaa (Subhanellahi ve'l-hemdu lillahi vela ilâhe illellahu vellahu ekber) okunur. Rükûda, rükû zikri okunduktan sonra mezkur zikir on defa okunur. Rükûdan kalkıp secdeye gitmeden kıyam hâlinde yine on defa okunur. Daha sonra iki secdede ve yine iki secde arasında ve ikinci secdeden sonra ayağa kalkmadan önce on defa okunur. Diğer rekâtlar da aynı şekilde kılınır.

Böylece her rekâtta mezkur zikir 75 defa ve toplam olarak 300 defa okunmuş olur. Bu namazın en faziletli vakti, cuma sabahıdır.]

[18]- [Allah'ın adıyla ve Allah'ın yardımıyla; Allah Hz. Muhammed'e ve Ehlibeyti'ne rahmet etsin.]

[19]- [Allah'ın adıyla ve Allah'ın yardımıyla. Allah'ım! Hz. Muhammed'e ve Ehlibeyti'ne rahmet et.]

[20]- [Allah'ın adıyla ve Allah'ın yardımıyla. Ey Allah'ın Nebisi, selâm olsun sana, Allah'ın rahmet ve bereketi senin üzerine olsun.]

[21]- [Rükû ve secde gibi namazın aslıyla ilgili olan şeyler, namazın cüz'ü sayılırlar; ancak temizlik ve kalbin Allah'a yönelmesi gibi namazın aslıyla değil de sahih ve kamil olup olmama gibi nitelikleriyle ilgili olan şeyler onun şartı sayılırlar.]

[22]- [Mesleği yolculuk olan kimseden maksat, işinin kıvam ve mahiyeti sefere bağlı olan örneğin şoför, deveci vb. kimselerdir.]

[23]- [Örneğin, bu hüküm gereği gidişte öğle namazını tam kılması gerektiği yerde dönüşte ikindi namazını seferi kılması gibi mahzurla karşılaşılması durumu gibi.]

[24]- [Bir namazı vaktinde kılmaya "eda" denir. Vaktinden sonra kılmaya da "kaza" denir.]

[25]- [Cemaatle kılınan namazda kendisine uyulan zata "imam" denir. Uyan kimseye de "muktedi, me'mum" gibi adlar verilir. Kendi başına namaz kılana da "münferit" denir.]

[26]- [İbadetlerle ilgili olarak "mekruh" söz konusu olunca, verilen sevabın az olması kastedilir.]

[27]- [Anlamı: Allah'ım! Ey ululuk ve azamet sahibi, ey cömertlik ve ceberut sahibi, ey af ve rahmet sahibi! Müslümanlar için bayram ve Muhammed (Allah ona ve Ehlibeyti'ne rahmet etsin) için birikim, şeref ve artış vesilesi kıldığın bu gün hakkına, senden Muhammed ve Ehlibeyti'ne rahmet etmeni, Muhammed ve Ehlibeyti'ni soktuğun her hayra beni de sokmanı ve Muhammed ve Ehlibeyti'ni (rahmet ve selâmın ona ve onlara olsun) çıkardığın her kötülükten beni de çıkarmanı diliyorum. Allah'ım! Senden, salih kullarının istediği şeylerin en iyisini istiyorum ve salih kullarının sana sığındığı şeylerden ben de sana sığınıyorum.]

[28]- [Allah en büyüktür; Allah en büyüktür. Allah'tan başka ilâh yoktur ve Allah en büyüktür. Allah en büyüktür ve bütün hamd ve övgüler Allah'a mahsustur. Bizi doğru yola hidayet eden Allah en büyüktür. ]

[29]- [Bize hayvanları rızk olarak veren Allah en büyüktür. Bizi imtihan eden Allah'a hamd olsun.]

index