( Kerbela kervanının Küfe ve Şam`a Hareketi ve Medine`ye Dönüşü)
|
Ö |
mer b. Sa`d (l.a) Aşǔra günü ikindi vakti Hüseyn`in (a) mukaddes başını Havli b. Yezid-i (l.a) ve Hamid b. Müslim-i Azdi (l.a) ile İbn-i Ziyad`a (l.a) gönderdi. Diğer Beni Haşim gençlerinin ve esir dostlarının da başlarının kesilmesini emretti ve onları Şimr b. Zi`l Cuşen (l.a), kays b. Eş`as (l.a) ve Amr b. Haccac (l.a) ile birlikte Küfe`ye gönderdi. Kesilen başları İbn-i Ziyad`a götürdüler. Ömer b. Sa`d (l.a) Aşǔra günü ve ondan bir gün sonra öğleye kadar kerbela`da kaldı. Daha sonra Hüseyn`in (a) kalan elh-i beytini alıp küfe`ye hereket etti. Kadınları düşmanları arasında yüzü açık bir halde ve çıplak develer üzerinde götürdü. Halbuki onlar enbiyanın emanetleriydi. Onları da Türk ve Rum esirleri gibi en kötü şartlar altında esir götürdüler. Bir Arap şairi bunu şöyle dile getirmiştir:
“Ne ilginçtir?! Beni haşim`den seçilen peygambere salat ederler ve onun evlatlarıyla da savaşırlar.”
Başka bir şair de şöyle demiştir:
“Hüseyn`i öldüren güruh, kıyamet günü ceddinin şefaatine nail olacaklarını nasıl ümid ederler.”
Hüseyn`in (a) ashabının kesilen başlarının yetmiş sekiz tane olduğu rivayet edilmiştir. Kerbela`ya katılan kabileler İbn-i Ziyad (l.a) ve Yezid b. Muaviye`ya (l.a) yakınlaşmak için kesilen başları aralarında taksim ettiler. Kinde tayfası kays b. Eş`as (l.a) liderliğinde onüç, Şimr b. Zi`l Cuşen (l.a) riyasetinde Hevazin kabilesi on iki, Beni Temim tayfası on yedi, Beni Esed kabilesi on altı, Mazhec kabilesi yedi ve diğerleri de onüç kesik başı alıp küfe`ye göturdüler.
ŞEHİDLERİN DEFNEDİLİŞİ VE ESİRLERİN
Şöyle rivayet edilmiştir:
Ömer b. Sa`d (l.a) kerbela`dan uzaklaştıktan sonra Beni Esed tayfasından bazıları gelip o kanlı bedenlere namaz kıldılar ve bu gün meşhur olan yere defnettiler. İbn-i Sa`d âl-i peygamber esirleriyle küfe`ye yaklaşınca, küfe halkı onları seyretmek için toplandılar. Küfe kadınlarından biri “Siz hangi esirlerdensiniz?” diye seslendi. “Biz âl-i Muha-mmed esirleriyiz” dediler. Kadın evin çatısından inerek örtünmerleri için evinden giysi götürüp ehl- i beyte verdi. Esirler arasında Ali b. Hüsen (a) hastalığından dolayı çok zayıflamıştı.
Esirler arasında Hasan b. Hasan-i Müsenna da vardı. İmam ve amcası Hüseyn`e yardım etmek için kerbela`da savaşmış, ancak almış olduğu kılıç ve mızrak yaralarına rağmen yaşıyordu.”
“Mesabih” kitabının yazarı şöyle rivayet eder:
“Hasan b. Hasan-i Müsenna Aşǔra günü Hüseyn`in (a) huzurunda onyedi kişiyi öldürdü ve on sekiz yara alarak atından düştü. Esma b. Harice onu alıp küfe`ye ve iyileştikten sonra da Medine`ye götürdü.
Ayrıca İmam Hasan-i Mücteba`nın (a) oğulları Zeyd ve Amr da esirler arasındaydı.
Küfe halkı âl-i Muhammed (s) esirlerini görünce ağlamaya ve sızlamaya başladılar. Ali b. Hüseyn (a) buyurdu:
“Bizim için mi ağlıyor ve yakınıyorsunuz? Peki bizi katleden kimdi?
اَلْحَمْدُ لِلهِ والصَّلوةُ عَلى أَبي مُحَمَّدٍ وَ آلِهِ الطَّيّبِينَ الأَخْيار، أَمّا بَعْدُ، يا أَهْلَ الْكُوفَةِ يا أَهْلَ الْخَتْلِ وَالْغَدْرِ أَتَبْكُونَ فَلا رَقَأتِ الدَّمْعَةُ وَلا هَدَأَتِ الرَّنَّةُ، إِنَّما مَثَلُكُمْ كَمَثَلِ الَّذي نَقَضَتْ غَزْلَها مِنْ قُوَّةٍ أَنْكاثاً، تَتَّخِذُونَ أَيْمانَكُمْ دَخْلاً بَيْنكُمْ... أَتَبْكُونَ وَتَنْتَحِبُونَ، إِي وَاللهِ فَابْكُوا كَثيراً وَاضْحَكُوا قَليلاً، فَلَقَدْ ذَهَبْتُمْ بِعارِها وَشَنارِها وَلَنْ تَرْحَضُوها بِغَسْلٍ بَعْدَها أَبَداً وَ أَنى تَرْحَضوُنَ قَتْلَ سَليلِ خاتَم النُّبُوَّةِ وَمَعْدِنِ الرِّسالَةِ وسَيِّدِ شَبابِ أَهْلِ الْجنَّةِ وَ مَلاذِ خِيرَتِكْمْ وَ مَفْزَعِ نازِلَتكُمْ وَ مَنارِ حُجَّتِكُمْ وَمَدَرَةِ سُنَّتِكُمْ.
أَلا سآءَ ما تَزِرُونَ وَبُعْداً لَكُمْ وَسْحقاً، فَلَقَدْ خابَ السَّعْيُ وَتَبَّتِ الأَيْدي وَخَسِِرَتِ الصَّفْقَةُ وَبُؤْتُمْ بِغَضَبٍ مِنَ اللهِ وَضُرِبَتْ عَلَيْكُمُ الذِّلَّةُ وَالمسْكَنَةُ.
وَيْلَكُمْ يا أَهْلَ الْكُوفَةِ، أَتَدْرُونَ أَيَّ كَبَدٍ لِرَسُولِ اللهِ فَرَّيْتُمْ وَ أَيَّ كَريمَةٍ لَهُ أَبْرَزْتُمْ وَ أَيَّ دَمٍ لَهُ سَفكْتُمْ وَ أَيَّ حُرْمَةٍ لَهُ إِنْتَهكْتُم... أَفَعَجِبْتُمْ إِنْ مَطَرتِ السَّمآءُ دَماً وَلَعَذابُ الآخِرَةِ أَخْزى...
“Hamd Allah`a mahsustur ve salat olsun babam Muhammed`e, tertemiz kılınmış ve seçilmiş âline.
Ey küfe halkı, Ey hile ve düzen ehli bize mi ağlıryorsunuz? Gözyaşlarınız dinmesin ve nalerle-riniz susmasın! Siz, iplerini iyice ve sıkıca dokuyan ve sonra da (dokuduğunu) söken bir kadın gibisiniz. Yeminlerinizi hile ve hiyanetinize siper edindiniz, İman bağı kurup sonra kopardınız. Kendinizi övmekten ve fesattan başka birşey bilmezsıniz. Cariyeler gibisiniz, içiniz kin ve yağcılık dolu ve düşmanlara gammazlık edersiniz. Siz pisliklerde yeşeren bitkiler gibisiniz, yenmez: kabirleri süsleyen gümüş gibisiniz, kullanılmaz. Öbür dünyanız için öylesine kötü bir yol azığı aldınız ki, Allah`ın gazabına sebep oldu ve ebedi azap hazırlandı sizler için. Bizi öldürdükten sonra bir de kalkıp bize ağlıyor ve kendinizi zemmediyorsunuz öyle mi? Evet, andolsun Allah`a, çok ağlayın ve az gülün. Çünkü siz öyle bir leke ve zilleti kabullendiniz ki hiç bir suyla yıkanmaz. Cennet gençlerinin efendisi olan peygamber evladının, savaşlarda ve sıkıntılarda sığındığınız insanın, düşmanlar karşısında hüccet ve kılavuzunuz, din ve şeriatı kendisinden öğrendiğiniz insanın öldürülmesi ve bu leke bir suyla nasıl temizlenebilir? Bilmiş olun, büyük bir günah işlediniz ve vebaliniz çok büyüktür. Allah`ın rahmetinden uzak olun, kahrolun. Çabalamanız sizi meyus etti, elleriniz ziyankar oldu, muameleniz de hüsranınıza sebep oldu. Şüphesiz Allah`ın gazabına döndünüz, zillet ve meskenet çevreledi sizi. Eyvahlar olsun size ey küfe ehli! Resulullah`ın (s) ciğerini parelediniz, haberiniz var mı? Hicab ardında bulunan ismet ailesini perdenin dışına çıkardınız. Onun nasıl bir kanını akıttınız, bilir misiniz? Hürmetini ayak altına aldınız! Ne kadar da kötü yaptınız, ne de büyük bir müsibet çıkardınız! Yer ve gök büyüklüğünde bir zulüm ialediniz! Gökyüzünden kan yağmasına hayret mi ettiniz? Şüphesiz kıyametin azabı daha çetin ve aşağılayıcıdır, o gün size yardım edecek olmayacaktır. Allah`ın size vermiş olduğu bu mühlet sizi hafıfletmesin. Haddinizi aştırmasın, çünkü Allah intikam almada acele etmez ve intikam hakkını kaybetmekten de korkmaz. Şüphesiz ki Rabbiniz pusudadır.”
Ravi diyor: Andolsun Allah`a, bu sözler karşısında halkın hayrete düştüğünü gördüm, ağlıyor ve ellerini ısırıyorlardı. Yanımdaki yaşlı adam o kadar ağlamıştı ki yüzü ıslanmıştı ve “Babam ve anam size feda olsun. Yaşlılarınız yaşlıların en hayırlısı, gençleriniz gençlerin en hayırlısı, kadınlarınız kadınların en hayırlısı ve hanedanınız da hanedanların en hayırlısıdır ki ne zelil olur ne de mağlub” diyordu.
Zeyd b. Musa b. Cafer (a) babalarından rivayet eder:
Fatıma-ı Suğra küfe`ye gelince şu hutbeyi okudu:
“Hamdediyorum Allah`a, kum ve çakıl taneleri adedince, yerden arşa kadar olan şeylerin ağırlığınca. O`na hamd ve iman ediyorum ve tevekkülüm o` nadır. Allah`ın birliğine ve şeriki olmadiğına şehadet ediyorum. Şehadet ediyorum ki Muhammed (s) o`nun kul ve peygamberidir ve onun evlatları suçsuz oldukarı halde Fırat kenarında öldürüldü, başları kesildi. Allah`ım, sana yalan isnadından ve iftira etmekten sana sığınırım. Peygamberine `kendi vasiyyin Ali b. Ebi Talib için halktan biat al` buyurduğunun hilafına bir şey söylemekten sana siğınırım. O Ali b. Ebi Talib ki hakkını gasbettiler ve suçszuz yere öldürdüler. Dün de onun oğlunu kerbela`da, dilde müslüman ve kalpde kafir olan bir topluluk öldürdü. Ona yönelen zulümleri, canlarını vererek defetmeleri gereken insanlar bunu yapmadılar. Eyvahlar olsun onlara ve büyüklerine. Nitekim sen yüce menkıbeleri ve pak tabiatıyla, mezkur maarif ve meşhud menakibiyle kendi yanına aldın onu. Allah`ım, biçbir zemmedicinin yermesi onu senin ubudiyet ve kulluğundan alıkoymadı. Sen onu çocukluğunda İslam`a yönelttin
أَلْحَمْدُ لِلهِ رَبِّ الْعالَمينَ، وَ صَلَّى اللهُ عَلى رَسُولِهِ وَ آلِهِ اَجْمَعينَ، صَدَقَ اللهُ سًُبْحانَهُ كَذلِكَ يَقُولُ: ( ثُمَّ كانَ عاقِبَةَ الَّذينَ اَسآؤُا السُّواى أَنْ كَذَّبُوا بِآياتِ اللهِ وَكانُوا بِها يَسْتَهْزِؤُنَ).
أَظَنَنْتَ يا يَزيدُ حَيْثُ أَخَذْتَ عَلَيْنا أَقْطارَ الأَرْضِ وَ آفاقَ السَّمآء فَأَصْبَحْنا نُساقُ كَما تُساقُ الأسَرآءُ أَنَّ بِنا هَواناً عَلَيْهِ وَبِكَ عَلَيْهِ كَرامَةً وَ أَنَّ ذلِكَ لِعظَمِ خَطَرِكَ عِنْدَهُ...
فَمَهْلاً مَهْلاً، أَنَسيتَ قَولَ اللهِ تَعالى ( وَ لا يَحْسَبَنَّ الَّذينَ كَفَرُوا أَنّما نُمْلي لَهُمْ خَيْرٌ لأِنْفُسِهِمْ اِنَّمَا نُملي لَهُمْ لِيَزْدادُوا إِثْماً وَ لَهُمْ عَذابٌ مُهينٌ)
أَمِنَ الْعَدْلِ يَا ابْنَ الطُلَقاءِ تَخْديُركَ حَرائِرَكَ وَ إِمآئَكَ وَ سَوْقُكَ بَناتَ رَسُولِ اللهِ 7 سَبايا؟ قَد هَتَكْتَ سُتُورَهُنَّ وَ أَبْدَيْتَ وُجُوهَهُنَّ تَحْدُو بِهِنَّ الأَعْداءُ مِنْ بَلَدٍ اِلى بَلَدٍ وَيَسْتَشْرِفُهُنَّ أَهْلُ الْمَناهِلِ وَ الْمَناقِلِ وَ يَتَصَفَّحُ وُجُوهَهُنَّ الْقَريبُ وَالْبَعيدُ وَالدَّنِيُّ وَالشَّريفُ لَيْسَ مَعَهُنَّ مِنْ رِجالِهنَّ وَلِيٌّ وَلا مِنْ حُماتِهِنَّ حَميٌّ...
اَللّهُمَّ خُذْ لَنا بِحَقِّنا وَانْتَقِمْ مِنْ ظالِمِنا وَ أَحْلِلْ غَضَبَكَ بِمَنْ سَفَكَ دِمآئَنا وَ قَتَلَ حُماتَنا... ( وَلا تَحْسَبَنَّ الَّذينَ قُتِلُوا في سَبيلِ اللهِ أَمْواتاً بَلْ أَحيآءٌ عِندَ رَبِّهِمْ يُرْزَقُونَ) وَحَسْبُكَ بِاللهِ حاكِماَ وَبِمُحَمَّدٍ7خصيماً وَبِجَبْرَئيلَ ظَهيراً وَ سَيُعْلَمُ مَنْ سَوَّلَ لَكَ وَمَكَّنَكَ مِنْ رِقابِ الْمُسْلِمينَ بِئْسَ لِلظالِمينَ بَدَلاً...
nelttin ve büyüdüğünde de menkıbelerini methettin. O hep senin yolunda ve peygamberinin hoşnutluğu için ümmeti nasihat etti ve (zamnı geldiğınde de) onun ruhunu kabzettin. O, dünyaya itina etmedi ve ahirete rağbet gösterdi senin yolunda düşmanlarınla savaştı, cihad etti. Sen ondan razı olup seçkin kıldın ve doğru yola hidayet ettin.
Ey küfe halkı, ey hile ve düzen ehli! Allah bizi sizinle ve sizi de biz ehl-i beytle imtihan etti. Bizim karşlılaştığımız belayı güzel kıldı, ilim ve idrakını bizde karar kıldı. Biz ilim, idrak ve hikmetinin mahzeniyiz, yeryüzünde Allah`ın hüccetiyiz: şehirlerinde ve kulları arasında Allah kendi lütfuyla bize ikramda bulundu ve peygamberi Muhammed (s) ile de bizi yarattıklarının bir çoğundan açık bir şekilde üstün kıldı. Siz ise bizi yalanladınız, tekfir ettiniz. Bizimle savaşmayı helal saydınız, mallarımızı yağmalamayı câiz gördünüz. Türkistan ve kâbil esirlerine göslerdiğiniz muameleyi bize gösterdiniz. Dün de ceddimizi öldürmüştünüz. Biz ehl-i beytin kanı kılıçlarınızdan halen damlamakadır. Allah`a iftira ettiniz ve yaptığınız hile ile gözleriniz parladı ve kalpleriniz ferahladı. Ancak Allah hileleri en güzel şekilde bozandır. Kanımızı akıttığınızdan ve mallarımızı yağmaladı-ğınızdan dolayı sevinmeyin. Çünkü bu müsibetler daha önceden Allah`ın kitabında yazılmıştı. “öyle ki, elinizden çıkana karşı üzüntü duymayasınız ve size (Allah`ın) verdikleri dolayısıyla sevinip - şımarmayasınız. Allah, büyüklük taslayıp böbürl-eneni sevmez.” (Hadid-23).
Ey küfe ehli, eyvahlar olsun size! Şimdi Allah`ın çok yakında gökten enecek lanet ve azabını bekleyedurun. Yaptığınız işlerden dolayı azap edileceksiniz. Birilerinizi
فَإلَى اللهِ الْمُشْتَكى وَ عَلَيْهِ الْمُعَوَّلُ فَكِدْ كَيْدَكَ وَاسْعَ سَعْيَكَ وَناصِبْ جُهْدَكَ فَوَاللهِ لا تَمْحَُو ذِكْرَنا وَ لا تُميتُ وَحْيَنا وَ لا تُدْرِكُ أَمَدَنا... يَوْمَ يُنادي أَلا لَعْنَةُ اللهِ عَلَى الظّالِمينَ.
فَالْحْمدُ للهِ رَبِّ العالَمينَ الَّذي خَتَمَ لأَوَّلِنا بِالسَّعادَةِ وَ الْمَغفِرَةِ وَ لآخِرِنا بِالشَّهادَةِ وَ الرَّحُمةِ وَ نَسْأَلُ اللهَ أَنْ يُكَمِلَ لَهُمُ الثَّوابَ وَيُوجِبَ لَهُمُ الْمزيدَ وَيُحْسِنَ عَلَيْنَا الْخِلافَةَ، إِنَّهُ رَحيمٌ وَدُودٌ، وَحَسْبُنَا اللهُ وَ نِعْمَ الْوَكيلُ.
Diğerlerine müptela ederek intikamını alacaktır. Bizim hakkımızda yapmış olduğunuz zulümlerden dolayı da kıyamet günü cehennenin elim azabında ebediyen kalacaksınız. Bilmiş olun Allah`ın laneti zalimler kavminin üzerinedir. Eyvahlar olsun size, ey küfe halkı! Bilir misiniz hangi elle bize ok atıp kılıç salladınız, hangi nefesle bizimle savaştınız ve bizimle savaşmak için hangi ayakla geldiniz? Andolsun Allah`a, kalpleriniz kasavete bürünmüş, yüreginiz katılaşmış, kalpleriniz ilimden nasibini almamış, göz ve kulaklarınız görmez ve duymaz olmuş. Ey küfe ehli, şeytan sizi aldatmış, doğru yoldan saptırmış ve gözlerinizin önune cehalet perdesi çekmiştir ve siz artık hidayet olmazsınız. Kahrolasınız, ey küfe ehli! Resulullah`ın (s) hangi kanının sizin boynunuzda olduğunu biliyor musunuz? Onu sizden isteyecektir. Kardeşi Ali b.Ebi Talib`e (a), evlatlarına ve itretine yapmış olduğunuz düşmanlıkların hesabını soracaktır sizden. Oysa ki bazılarınız bu cinayetle iftihar ederek diyorsunuz:
“Ali`yi ve evlatlarını Hint kılıçlarıyla ve mızra-klarla biz öldürdük, Türk esirleri gibi esir aldık kadınlarını ve öyle bir tosladık ki meydanın dişına attık.”
Allah`ın her türlü pislikten arındırdığı insanları öldürmekle iftihar edenler, ağızlarınız taşla ve toprakla dolsun. Ey habis, öfkenle patlayasın! Baban nasıl yerinde oturduysa, sen de köpek gibi yerinde otur. Şüphesiz herkes yaptıklarına ve önceden (ahirete) gönderdiklerine sahiptir. Vay olsun size! Allah`ın bizi üstün kıldığı şeye hased mi ediyorsunuz?
“Bu Allah`ın bir fazlıdır, onu dilediğıne verir. Allah büyük fazl sahibidir.” (Hadid-21)
“Allah kime nur vermemişse, artık onun için nur yoktur.” (Nur-40)
Fatıma`nın (a) hitabesi buraya varınca halk yüksek sesle ağlayıp dediler: “Ey pak ve atharların kızı, kalp ve sinemizi ateşledin. Ciğerlerimizi hüzün ve ıstırap ateşiyle yaktın. Yeter artık. ” Fatıma da sustu.
Ravi şöyle diyor: Emir`ul Müninin`in (a) kızı Ümmükülsüm yüksek sesle ağladığı halde tahtrevanın perdesi ardından o gün şu hutbeyi irad etti:
“Vay halinize küfe halkı! Neden Hüseyn`i (a) aşağılayarak öldürdünüz. Mallarını yağmaladınız, kadınlarını esir aldınız ki şimdi de kalkıp ağlayasınız?
Vay olsun size, kahrolun, bedbaht olun? Nasıl bir felakete sebep oldunuz, nasıl bir facia çıkardınız, biliyor musunuz? Nasıl bir cinayetin sorumluluğunu yüklendiniz, hangi kanları haksız yere akıttınız, hicab ardındaki hangi kadınları dişarı çıkardınız, hangi hanedanın ziynet ve süslerine el koydunuz ve hangi malları yağmaladınız, haberiniz var mı? Öyle birni öldürdünüz ki Resulullah`tan (s) sonra kimse onun makamında değildi. Merhamet kalbinizden alındı sizin. Bilmiş olun ki kurtuluşa erecek onanlar Allah`ın hizbirdir, hüsrana uğrayacaklar ise şeytanın.”
Daha sonra şu şiiri okudu:
“Zecirte öldürdünüz kardeşimi. Vay olsun analarınıza! Öyle bir ateşle azaplanacaksınız ki alevi her an yükselecek. Allah`ın, kur`an`ın ve Muhammed`in (s) haram kıldığı kanları akıttınız. Bilmiş olun, ateşle müjdelenmişsiniz. Şüphesiz ki, yarşın siz ateşte ebediyen kalacaksınız. Yakinim var buna. Ben ise hayatım boyunca peygamberden sonraki en hayırlı insan olan kardeşime ağlayacağım. Gözlerime batacak gözyaşlarim ve yanaklarım asla kurumayacak.”
Bu esnada halkın feryadı koptu, ağlayışlar coştu. Kadınlar saçlarını yolarak başlarına toprak serptiler, yüzlerini yırttılar, dövündüler Erkekler ağladı ve sakallarını yoldular. Halkın o gün ağladığı gibi ağladiğı hiç görülmemiştir.
Ümmü külsüm hitabesini bitirdikten sonra Zeyn`ül Abidin (a) işaret ederek halkı susturdu. İnsanlar susunca İmam kalkarak Allah`a hamd-u senâ ve Resulüne salat etti ve buyurdu:
أَيُّهَا النّاسُ مَنْ عَرَفَني فَقَدْ عَرَفَني وَ مَنْ لَمْ يَعْرِفْني فَأَنَا أُعَرِّفُهُ بِنَفْسي، أَنَا عَلِيُّ بْنُ الْحُسَيْنِ إبْنِ عَلّيٍ ابْنِ أَبي طالِبٍ، أَنَا إبْنُ مَنِ انْتُهِكَتْ حُرْمَتُهُ وَسُلِبَتْ نِعْمَتُهُ وَ انْتُهِبَ مالُهُ وَ سُبِيَ عِيالُهُ، أَنَا إبْنُ الْمَذْبُوحِ بِشَطِّ الْفُراتِ مِنْ غَيْرِ دَخَلٍ وَ تُراثٍ، أَنَا إبْنُ مَنْ قُتِلَ صَبْراً وَكَفى بِذلِكَ فَخْراً.
أَيُّهَا النّاسُ فَاْنْشِدُكُمُ اللهَ، هَلْ تَعْلَمُونَ أَنَّكُمْ كَتَبْتُمْ إِلى أَبي وَخَدَعْتُمُوهُ وأَعْطَيْتُمُوهُ مِنْ أَنْفُسِكُمُ الْعَهْدَ وَالْميثاقَ وَالْبَيْعَةَ وَقاتَلْتُمُوهُ، فَتَبّاً لِما قَدَّمْتُمْ لأَنْفُسِكُمْ وَسَوْأَةً لِرَأيِكُمْ، بِأَيَّةِ عَيْنٍ تَنْظُرُونَ إلى رَسُولِ الله7؟ إِذْ يَقُولُ لَكُمْ: قَتَلْتُمْ عِتْرَتي وَانْتَهَكْتُمْ حُرْمَتي فَلَسْتُمْ مِنْ أُمَّتي.
“Ey insanlar! Beni tanıyan. Tanıyor: tanıma-yanlara ise kendimi tanıtacağım. Ben Ali b. Ebi Talib oğlu Hüseyn oğlu (selamullahi aleyhima) Ali`yim. Ben, hürmeti ayak altına alınan. Nimeti zorla alınan, malı yağmalanan ve ehl-i beyti esir edilenin oğluyum. Ben, Fırat nehri yanında zibhedilen (boğazı kesilen) in oğluyum. Oysa ki kimsenin (onun boynunda) kan alacağı yoktu. Zecr ve eziyetle öldürülenin oğluyum. Bu iftihar bizim için kâfidir.
Ey insanlar sizi Allah`a ant veriyorum, bababa yazmış olduğunuz mektuplardan haberiniz yok mu? Size doğru geldiğinde de hile yaptınız. Babam herhangi bir istekte bulunmadan siz kendiniz ahid ve peymanda bulundunuz, biat ettiniz sonra da kalkıp savaştınız. Kahrolasıcalar, ne de kötü bir zahire gönderdiniz (ahiretinize), ne de çirkin ve habis görüşleriniz (ve düşünceleriniz) var sizin. Resul-ullah (s) “İtretimi öldürdünüz ve hürmetimi ayak altına aldınız siz benim ümmetimden değilsiniz” dediğinde hanği gözle bakacaksınız ona.”
Her yandan ağlama sesleri yükseldi, birileri diğerlerine “Helak oldunuz ve bilmediniz” dediler. Hz. Seccad (a) buyurdu:
رَحِمَ اللهُ إِمْرَءً قَبِلَ نَصيحَتي وَ حفِظَ وَصِيَّتي في اللهِ وَ في رَسُولِهِ وَأَهْلِ بَيْتِهِ، فَإِنَّ لَنا في رَسُولِ اللهِ7أُسْوَةً حَسَنَةً.
“Benim nasihatimi kabul eden, Allah, Resulü ve Ehl-i Beyt`i uğruna vaziyetimi riayet eden kula Allah merhamet buyursun. Çünkü bizim için Resulullah`ta. (s) güzel bir örnek vardır.”
Herkes bir ağızdan dedi:
“Ey peygamberin evladı, biz emrini dinliyoruz. Sana itaat edeceğiz, ahid ve peymanını koruyacağız , senden yüz çevirmeyecek ve emrettiğin her şeye itaat edeceğiz. Seninle savaşan herkesle savaşacak ve barışta olduğun insanlarla barışta olacağız ki Yezid`den intikam alalım, sana ve bize zulüm edenlerden beri olalım.”
Hz. Seccad (a) buyurdu:
هَيْهاتَ هَيْهاتَ أَيُّهَا الْغَدَرَةُ الْمكَرَةُ، حيلَ بَيْنَكُمْ وَ بَيْنَ شَهَواتِ أَنْفُسِكُمْ، أَتُريدُونَ أَنْ تَأُتُوا إِلَيَّ كَما أَتَيْتُمْ إِلى آبائي مِنْ قَبْلُ، كَلاّ وَ رَبَِّ الرّاقِصاتِ، فَإِنَّ الجَرْحَ لَمّا يَنْدَمِلْ، قُتِلَ أَبي صَلَواتُ اللهِ عَلَيْهِ بِالأَمْسِ وَ أَهْلُ بَيْتِهِ مَعَهُ وَ لَمْ يُنْسَ ثَكْلُ رَسُولِ اللهِ 7 وَثَكْلَ أَبي وَ بَني أَبي وَجَدِّهِ بَيْنَ لهِاتي، وَ مَرارَتُهُ بَيْنَ حَناجِري وَ حَلْقي، وَغُصَصُه تَجْري في فِراشِ صَدْري، وَمَسْئَلَتي أَنْ تَكُونُوا لالَنا ولا عَلَيْنا.
“Heyhat! Heyhat! Ey düzenbaz ve hilekarlar, sizde hile ve düzenden başka bir şey yoktur. Babalarıma yaptıklarınızı bana da mı yapmak istiryorsunuz. Andolsun bunun imkanı yok. Babamın ehl-i beytinden dolayı kalbimde açılan yaralar henüz iyileşmemiştir. Ceddim Resulullah`ın (s), babamın ve kardeşlerimin müsibeti unutulmamıştır, acısı halen ağzımdadır, göğüs ve boğazımı tıkamıştır. Derdini sinemde taşımaktayım. Ben sizden şunu istiyorum ki ne bize yardım edin ve ne de bizimle savaşın.”
Daha sonra şu beytleri okudu:
|
لا
غَرْوَ إِنْ قُتِلَ الْحُسَيْنُ فَشَيْخُهُ |
|
قَدْ
كانَ خَيْراً مِنْ حُسَيْنٍ وَ أَكْرَمَ |
رَضينا مِنْكُمْ رَأساً بِرَأسٍ فَلا يَوْمَ لَنا وَلا يَوْمَ عَلَيْنا.
“Hüseyn`in (a) öldürülmesi şaşırtıcı değildir. Çünkü Hüseyn`den daha yüce ve daha kerim babası da öldürülmüştür. Ey küfe halkı, Hüseyn`e (a) isabet eden müsibetler sizi sevindirmesin, onun müsibeti herşeyden büyüktür. Canim feda olsun Fırat yanında öldürülene, onu öldürenlerin cezası cehennem ateşidir.”
Daha sonra da şu beyti okudu:
“Sizden razı olmamız başabaştır ne bizimle olun, ne de aleyhimize. Ne bize yardım edin, ne de bizi katledin.
Ravi şöyle devam ediyor:
“Bundan sonra İbn-i Ziyad dar`ul imaredeki tahtıma oturup halkın gelmesi için genel bir izin verdi. Hüseyn`in (a) mukaddes başını getirip onun önüne bıraktılar. Hüseyn`in (a) ehl-i beytini ve evlatlarını da meclise getirdiler. Emir`ul Mum-inin`in (a) kızı Zeyneb (a) tanınmayacak şekilde girip bir köşeye oturdu.
İbn-i Ziyad: kimdir bu kadın?
Dediler: Ali kızı Zeyneb
İbn-i Ziyad : Zeyneb`e dönerek- Hamdolsun Allah`a, ki sizi rezil etti ve yalanlarınızı ortaya çıkardı.
إِنَّما يَفْتَضِحُ الْفاسِقُ وَ يَكْذِبُ الْفاجِرُ وَهُوَ غَيْرُنا.
Zeyneb: Ancak fasık rezil olur, facir yalan söyler ve onlar da bizler değiliz.
İbn-i Ziyad: Allah`ın senin kardeşine yaptığını nasıl buldun?
Zeyneb:
ما رَأَيْتُ إِلاّ جَميلاً، هؤُلآءِ قَوْمٌ كَتَبَ اللهُ عَلَيْهِمُ الْقَتْلَ فَبَرَزُوا إِلى مَضاجِعِهِمْ وَسَيَجْمَعُ اللهُ بَيْنَكَ وَ بَيْنَهُمْ فَتُحاجُّ وَ تُخاصَمُ فَانْظُرْ لِمَنْ يَكُونُ الفَلْجُ يَوْمَئِذٍ، ثَكَلَتْكَ أُمُّكَ يَابْنَ مَرْجانَةَ.
Hayır ve güzellikten başka birşey görmedim. Çünkü peygamberin evlatları o kimselerdir ki, Allah onlara şehadeti takdir buyurmuştur ve onlar da ebedi yataklarına koştular. Ancak Allah`ın sizleri hesaba çekmek için bir araya getirmesi çok yakındır. Onlar seninle (orada) hesaplaşacaklar ve o zaman felah ve akibetin kime ait olduğunu göreceksin. Ey Mercane`nin oğlu, anan sana ağlasın.
İbn-i Ziyad bu söze öfkelenerek Zeyneb`i öldürmeye karar verdi. Mecliste bulunan Amr b. Haris İbn-i Ziyad`a dedi: o bir kadındır ve kimse de kadını sözlerinden dolayı cezalandırmaz.
İbn - i Ziyad kararından dönüp Zeyneb`e dedi: Allah Hüseyn`in ve günahkar ehl-i beytinin öldürülmesiyle kalbime şifa verdi.
Zeyneb:
لَعَمْري لَقَدْ قَتَلْتَ كَهْلي وَقَطَعْتَ فَرْعي وَاجْتَتَثْتَ أَصلي فَإنْ كانَ هذا شِفاكَ فَقَدِ اشْتَفَيْتَ.
Camıma andolsun, yaşlılarımızı öldürdün, kök ve dalımızı kestin. Eğer kalbinin şifası buysa, elbete şifa buldun.
İbn-i Ziyad: Zeyneb uyumlu ve kafiyeli konuşan bir kadındır. Canıma andolsun ki, babası Ali de şair ve uyumlu söz söyleyen biriydi.
Zeyndb: Ey İbn-i Ziyad, kadın kafiyeyi ve uyumlu söz söylemeyi ne etsin?
İbn-i Ziyad- Ali b. Hüseyn`i görünce: Bu genç kimdir?
Dediler: Ali b. Hüseyn`dir.
İbn-i Ziyad – Ali b. Hüseyn`i Allah öldürmedi mi?
Zeyn`ül Abidin (a): Ali b. Hüseyn adında bir kardeşim vardı ve insanlar onu öldürdü.
İbn-i Ziyad: Hayır, Allah öldürdü.
Zeyn`ül Abidin (a):
اَللهُ يَتَوَفَّى الأَنْفُسَ حينَ مَوتِها وَ الَّتي لَم تَمُتْ في مَنامِها.
“Allah, ölecekleri zaman canlarını alır: ölmeyeni de uykusunda.” (zumer-42)
İbn-i Ziyad: Bana cevap vermeye nasıl cüret edersin?
Çıkarın dışarı boynunu vurun!
Zeyneb bunu duyunca perişan bir halde İbn-i Ziyad`a: “Ey İbn-i Ziyad, bizden kimseyi bırak-madın, eğer bunu öldürmek istiyorsan beni de öldürmelisin.”
Ali b. Hüseyn, halası Zeyneb`e dedi: “Halacığım, sus ki İbn-i Ziyad`la konuşayım” Daha sonra İbn-i Ziyad`a dönerek dedi:
أَبالْقَتْلِ تُهَدِّدُني يَابْنَ زِيادٍ، أَما عَلِمْتَ أَنَّ الْقَتْلَ لَنا عادَةٌ وَكَرَامَتَنا الشَّهادَةُ.
Ey İbn-i Ziyad, ölümle mi tehdit ediyorsun beni? Beni? Bilmez misin öldürülmek bizim adetimiz ve şehadet bizim yüceliğimizdir?
Bundan sonra İbn-i Ziyad`ın emriyle Ali b. Hüseyn (a) ve ehl-i beyt, küfe`nin büyük camisinin yanındaki eve yerleştirildi.
Zeyneb buyurdu: Ümmü veled - efendisinin kendisiyle ilişkiye geçerek çocuk taşıyan cariye - ve cariyeler dışında hiç bir kadın evimize gelmesin. Çünkü onlar da bizim gibi esirdirler.
Daha sonra İbn-i Ziyad`ın emriyle Hüseyn`in (a) mukaddes başı küfe sokaklarında dolaştırıldı. Burada, düşmanlardan birinin Hüseyn (a) mersiyesinde okuduğu şiiri nakletmek yerinde olur.
“Muhammed`in (s) kızının oğlunun ve kendi vasiyyinin başı mızraklar ucunda seyre gelenlere gösterilir, bunu gören ve duyan müslümanlar da tepki göstermez, kalpleri yanmaz. Bu durumu görüp de karşı çıkmayan göz kör olsun, müsbetini duyup da engel olmayan kulak sağır olsun. Ey Hüseyn! Senin himayen altında uyuyan gözleri şehadtinle uyandırdın ve senin korkunla uyuyamayan gözleri de uyuttun. Ey Hüseyn! Yeryüzünde hiçbir bahçe yoktur ki senin mezarının ve ebedi istırahatgahının kendisinde olmasını arzu etmesin.”
Ondan sonra İbn-i Ziyad minbere çıkıp Allah`a hamdu senâ etti ve şöyle dedi: “Allah`a şükürler olsun ki hakkı aşikar kıldı, emir`ul müminin yezid ve dostlarına yardım etti. Yalancı oğlu yalancı Hüseyn b. Ali`yi öldürdü.” Bunu söyleyince Azd kabilesinden Abdullah b. Afif ayağa kalktı Abdullah iyi şialardan ve zahidlerden idi. Sağ gözünü sıffın ve sol gözünü de cemel savaşında kaybetmişti. Küfe`nin mescid-i Azam`ına kapanmıştı ve hergün gecelere kadar orada namaz kılardı- ve söze başladı.
Abdullah: Ey Mercane`nin oğlu, yalancı sensin, babandır, seni küfe`ye vali yapan ve babasıdır. Ey Allah`ın düşmanı, enbiyanin evlatlarını öldürüp sonra da müslümanların minberine çıkarak nasıl bu sözleri söylersin?
İbn-i Ziyad – öfkelenerek: Bunları kim söyledi?
Abdullah: Ey Allah`ın düşmanı, bendim söyleyen. Allah`ın her türlü pislikten arındırdığı Resulullah`ın (s) Athar Ehl-i Beyt`ini öldürüyor ve bununla da müslüman olduğunu mu sanıyorsun? Ensar ve Muhacirlerin evlatları nerdeler? Peygamberin, mel`un ve mel`unun oğlu diye adlandırdığı bu habisten neden gelip intikam almıyorlar?
İbn-i Ziyad - çıldırmışçasına hiddetlendi: Abdullah`ı yanıma getirin. Usta korumalar her taraftan Abdullah`ı çevreleyerek yakaladılar. Abdullah`ın amcaoğulları olan Azd kabilesinin büyükleri yerlerlerinden fırlayarak onu korumların elinden kurtardılar. Mescidden çıkarı: evine götürdüler. İbn-i Ziyad: “Azdli körün evine gidin, Allah gözünü kör ettiği gibi kalbini de kör etsin onun ve bulup yanıma getirin ” dedi. Bir grup kalkıp gittiler. Azd kabilesi bu haberi duyunca bir araya geldi ve Abdullah`ı korumak için yemen kabilelei de onlara katıldı. İbn-i Ziyad bu direnişi duyunca muzar kabilelerini topladı ve Muhammed b. Eş`as komutasında onlarla savaşmaya gönderdi. Çetin bir savaş başladı ve bazı insanlar öldü. İbn-i Ziyad`in ordusu Abdullah`ın evini ele geçirdiler. Kapıyı kırarak içeri girdiler. Abullah`ın kızı “Babacığım, düşman eve girdi” diye bağırdı. Abdullah “korkma kılıcımı ver” dedi. Kızı kılıcını getirip verdi, Abdullah kendini savunurken şu beyitleri okuyordu:
“Ben fazilet sahibi temiz Afif`in oğluyum. Şeyhimin Afif `i ve Ümmü Amir`in oğluyum. Nicelerinizin derisini yüzüp atmışım, namus için savaşmışım sizinle.”
Abdullah`ın kızı dedi: “Babacığım, keşke ben de erkek olsaydım ve senin yanında, peygamberin ıtretini öldüren bu zalimlere karşı savaşsaydım.”
İbn-i Ziyad`ın ordusu her taraftan saldırıyor ve Abdullah da kendini savunuyordu. Abdullah`ın kızı da düşmanın ne yönden saldırdığını babasına haber veriyordu. Bilahare düşman saldırısını her yönden başlatıp muharasa etti.
Abdullah`ın kızı “Yalnız ve kimsesiz babamın işi zorlaştı” dedi. Abdullah kılıcını etrafında döndürüyor ve diyordu:
“Andolsun ki gözlerim bir açılsa işiniz çok zor olacaktır.”
Akibet İbn-i Ziyad`ın adamları onu yakalayarak İbn-i Ziyad`ın yanına götürdüler.
İbn-i Ziyad- onu görünce: Hamdolsun Allah`a ki seni zelil etti.
Abdullah: Ey Allah`ın düşmanı, Allah niye zelil etsin ki beni?
İbn-i Ziyad: Ey Allah`ın düşmanı, Osman b. Affan hakkında ne düşünüyorsun?
Abdullah - İbn-i Ziyad`a küfretti: Ey Beni İlac`ın kölesi ve ey Mercane`nin oğlu, Osman`dan sana ne? Eğer kötü ettiyse, Allah kendi hakkının velisidir ve onlarla Osman arasında hak ve adalet üzere hükmedecektir. Sen kendi hakkında, baban, Yezid ve babası hakkında sor.
İbn-i Ziyad: Andolsun ki hiç birşey sormayacağım ve ölüm şerbetini içireceğim sana.
Abdullah - Allah`a hamdederek: sen doğmadan önce bana şehadet nasib etmesini istiyordum Allah`tan, hem de en melun insanın eliyle. Fakat her iki gözümü de daybedince şehid olmaktan naümid olmuştum. Şimdi Allah`a hamdediyorum ki meyusluktan sonra beni amacıma ulaştırdı ve eski duamı kabul ettiğini gösterdi bana.
İbn-i Ziyad`ın emriyle Abdullah öldürüldü ve bedeni küfe sokaklarının birinde darağacına asıldı.
Ubeydullah İbn-i Ziyad Yezid`e bir mektup yazarak hüseyn`in öldürüldüğünü ve ailesinin de esir edildiğini bildirdi. Aynı muhtevalı bir mektubu da Medine valisi Amr b. Said b. As`a yazdı. Amr b. Said İbn-i Ziyad`ın mektubunu okuduktan sonra minbere çıkıp hutbe okudu ve Hüseyn`in (a) şehid olduğunu duyurdu halka. Beni Haşim bunu duyunca feryad etti ve matem meclisleri düzenlediler Akil b. Ebi Talib`in kızı Zeyneb ağlıyor ve şöyle diyordu:
“Peygamber, siz ümmetlerin sonuncısuydunuz ne yaptınız ıtretime, Ehl-i Beyt`ime. Halbuki benden sonra ehl-i beyt`ime kötü danvranmayasınız diye size nasihat etmiştim` derse ne cevap verecekler.”
O gün akşam olunca Medine halkı gaybden bir ses duydular. Münadi şöyle nida ediyordu:
“Ey cehalet yüzünden Hüseyn`i öldürenler, azap ve bedbahtlıkla müjdeleniyorsunuz. Bilmiş olun ki, göklerdeki peygamberler, nebiler ve şehidler sizi telin etmekte. Süleyman b. Davud, Musa b. İmran ve İsa b. Meryem size lanet ediyor.”
Yezid, ibn-i Ziyad`ın mektubunu okuduktan sonra cevap olarak şunu yazdı: “Hüseyn`in ve onunla öldürülen dostlarının başlarını ailesiyle birlikte şam`a gönder.” İbn-i Ziyad Mahfer b. Salebe-i Anidi`yi çağırdi, o mukaddes başları ve Resul-ullah`ın esir edilen ailesini ona teslim etti.
Mahfer esirleri, küffar esirleri gibi yüzü açık olarak Şam`a doğru hareket ettirdi.
İbn- i Lahia ve diğerlerinin nakletmiş olduğu rivayetin bir bölümünü buraya aktarıyoruz.
İbn- i Lahia şoyle diyor:
“Allah`ın evini tavaf ediyordum. Bu esnada birinin “Allah`ım, beni bağışla. Gerçi bağışla-yacağını sanmıyorum” dediğini duyunca yaklaşıp “Ey Allah`ın kulu, Allah`tan kork ve böyle deme. Çünkü yağmur taneleri ve ağaçların yaprakları kadar günah işlemiş olsan dahi Allah`tan mağfiret dilediğinde Allah bağışlar, o bağışlayan ve mihribandır” dedim.
“Gel de olayı anlatayım” dedi.
Yanına gittim.
Şoyle başladı: Biz elli kişiydik ve Hüseyn`in başını Şam`a göturüyorduk. Akşam olduğunda Hüseyn`in başını bir sandiğa koyup. Onun etrafında oturuyor ve içki içiyorduk. Bir akşam dostlarım sarhoş olana kadar içtiler, fakat ben onlarla içmedim. Gecenin karanliğı her yere çökünce gök gürledi, bir yıldırım çaktı ve gökyüzünün kapıları açıldı. Adem, Nuh, İbrahim, İsmail, İshak ve hatem`ül Enbiya (sallallahu aleyhim ecmain) gökyüzünden yere indiler. Cebrail ve bir grup melek de yanlarındaydı. Cebrail sandığın kapağını açıp Hüseyn`in başını çıkardı, bağrına bastı ve öptü. Gelen peygamberler de aynısını yaptılar. İslam peygamberı Hüseyn`e çok ağladı. Enbiya onu teselli ettiler ve cebrail dedi: Ya Muhammed, ümmetin hakkında vereceğin her emre itaat ve icra etmekle görevlendirildim. İstiyorsan lut kavmine yaptiğım gibi yeri sasıp altüst edeyim.
Resulullah (s) buyurdu: “Hayır, kıyamet günü Allah`ın nezdınde onlarla bir hesabım var benim.”
Bir grup melek bizi öldürmek için yaklaştılar. Ben de “El-eman, el –eman ya Resulullah!” dedim.
Peygamber: Git, Allah bağışlamasın seni buyurdu.” (şeyh`ul Muhaddisin-i Bağdad) Muha-mmed b. Neccar “Tezyil” kitabında Ali b. Nasr Şebuki`nin ahvalinde önceki rivayetin yanısıra şunu da nakletmiştir:
“Hüseyn b. Ali (a) öldürüldükten sonra kesilen başı Şam`a götürülürken yol arasındaki konakların birinde oturdular ve içki içmeye başladılar. Hüseyn`in (a) başını da elden ele dolaştırıyorladı. Birden bir el çıkıp demir kalemle duvara şunları yazdı:
“Hüseyn`i öldürenler kıyamet günü onun ceddinin şefaatine nâil olmayı nasıl umarlar?”
Oradakıler bu ilginç olayı görünce Hüseyn`in başını bırakıp kaçtılar.”
Hüseyn`in (a) başı, esir kadın ve evlatlarıyla birlikte Şam`a doğru götürüldü.
Dimişk – Şam- şehrinin yakınlarına varıldığında Ümmü Külsüm Şimr`in (l.a) yanına gidip dedi: “Senden bir isteğim var.” Şimr (l.a) “İsteğin nedir?” dedi.
Ümmü külsüm: “Madem bu şehre götüreceksin bizi, insanların daha az olduğu yerden götür. Bu kesik başları da bizim aramızdan uzaklaştırsınlar Esir elbiseleri içinde insanlar bize kadar baktı ki rüsvay olduk” dedi.
Şimr dendine has habislik ve serkeşliğyle Ümmü külsüm`ün isteği karşısında adamlarına, başların mızraklara takılıp esirler arasında hareket ettirilmesini emretti. Seyre gelelerin arasından götürerek Dimişk kapısından geçirdi ve esirlerin bekletildiği. Şehrin merkez camiinin kapısı önünde bekletti. Rivayete göre tabiinden biri Hüseyn`in (a) başını Şam`da görünce gidip saklandı. Bir ay dostlarına görünmedi. Bir ay sonra onu gördüklerinde saklanmasının sebebi sordular. “Ne büyük bir belaya düçar olduğumuzu görmüyor musunuz?” dedikten sonra şu beyteri okudu:
“Ey Muhammed`in (s) kızının oğlu, senin kana belenmiş başını Şam`a getirdiler. Seni öldürmekle açıkça ve bilerek Resulullah`ı (s) öldürdüler. Ey peygamberin evladı, seni susuz öldürdüler ve kur`an-ı gözönünde tutmadılar. Seni öldürdükleri için tekbir getiriyorlar. Oysa ki tekbiri katlettiler onlar.”
Hüseyn`in ehl-i beyti merkez camiin kapısı önünde bekletildiği bir sırada yaşlı biri onların yanına yaklaşarak dedi:
“Hamd olsun Allah`a ki sizleri helak etti, erkeklerinizi öldürerek şehirlere huzur ve emniyet verdi ve emir`ul müminin`i size musallat kıldı.”
Ali b. Hüseyn (a): Ey adam, kur`an okumuş musun?
Yaşlı: Evet
Ali b. Hüseyn: “De ki: ben buna karşılık yakınlar (ım)hakkında sevgi dışında birşey istemiyorum.” (Şura- 23) ayetini okumuş musun?
Yaşlı: Evet, okumuşum.
Ali b. Hüseyn: peygamberin yakınları bizleriz. “Yakınların hakkını ver” (İsra-26) ayetini okumuş musun?
Yaşlı: Evet, okumuşum.
Ali b. Hüseyn: Resulullah`ın (s) akraba ve yakınları bizleriz.
“Bilin ki bir şeyden kazancınzın şüphesiz Allah içindir beşte biri ve Resul içindir ve yakınlar için” (Enfal-41) ayetini okumuş musun?
Yaşlı: Evet, bunu da okumuşum.
Ali b. Hüseyn: peygamberin yakınları da akrababarı da bizleriz. “şüphesız Allah her türlü pisliği siz Ehl-i Beyt`ten gidermek ve sizi tertemiz kılmak istemektedir” (Ahzab-33) ayetini okumuş musun?
Yaşlı: Evet, okumuşum.
Ali b. Hüseyn: Allah`ın “Tethir” ayetine mazhar kıldığı Ehl-i Beyt bizleriz.
Yaşlı adam bunları duyunca yaptığından utanarak şöyle dedi:
“Seni Allah`a ant veriyorum, kur`an`ın bu ayetleri sizin hakkınızda mı?
Ali b. Hüseyn: Andolsun Allah`a ve ceddim Resulullah`a (s) ki bu ayetler bizim hakkımızdadır.
Yaşlı adam başındaki sarığı çıkarıp yere vurdu ve başını gökyüzüne kaldırarak dedi:
“Allah`ım, âl-i Muhammed`in (s) cin ve ins insan düşmanlarından beriyim.
Sonra da Ali b. Hüseyn`e (a) dönerek “Benim tevbem kabul olur mu?” dedi. İmam Seccad (a) buyurdu: “Eğer tevbe edersen Allah kabul buyurur ve sen bizimle olursun.” Yaşlı adam da “Ben tevbe ettim” dedi.
Yezid b. Muaviye bu yaşlı adamın öyküsünü duyunca emrederek onu öldürttü.
Hüseyn`in (a) ehl-I beyti iplerle bağlı bir halda yezid`in meclisine götürüldü. O durumda yazid`in karşısına çıkınca Ali b. Hüseyn (a) buyurdu:
أُنشِدُكَ اللهَ يا يَزيدُ، ما ظَنُكَ بِرَسُولِ اللهِ 7 لَوْ رَانا عَلى هذِهِ الصِّفَةِ.
“Ey yezid, seni Allah`a ant veriyorum, eğer Resulullah (s) bizi bu halde görürse sence ne yapar?” Yezid ın emriyle ehl- i beytin kollarındaki ipler çözüldü. Sonra Hüseyn`in (a) başını onun karşısına bıraktılar ve kadınları da arka tarafta oturttular ki o mukaddes başı görmesinler. Fakat Ali b. Hüseyn (a) gördü. Zeyneb de Hüseyn`in (a) başını görünce her iki eliyle kendi yakasına yapışıp kalpleri sarsan hazin sesle dedi:
يا حُسَيْناهُ، يا حَبيبَ رَسُولِ اللهِ، يا ابْنَ مَكَّةَ وَ مِنى، يَابْنَ فاطِمةَ الزَّهْراءَ سَيِّدَةِ النِّسآءِ، يَابْنَ بِنْتِ الْمُصْطَفى.
“Ey hüseyn, ey Resulullah`ın (s) habibi, ey Mekke ve Mina`nın oğlu, ey Seyyidet`ün Nisa Fatimet`üz Zehra`nın (a) oğlu, ey Mustafa`nın (s) kızının oğlu.”
Ravi şöyle diyor: Zeyneb mecliste olanların tümünü ağlattı ve Yezid de susmuştu artık. Bu arada Yezid`in evinde bulunan Beni Haşim`den bir kadın Hüseyn için ağlıyor ve diyordu: “Ey habibim,ey Ehl-i Beyt`imin efendisi, ey Muhammed`in (s) evladı, ey kumların ve yetimlerin baharı ve ey zinazadelerin oğulları tarafından öldürülen.” Onu duyan herkes ağladı. Yazid bir hezaren kamışı istedi ve onunla Hüseyn`in (a) dudak ve dişlerine vurmaya başladı. Ebu Burze-i Eslemi Yezid`e hitaben dedi: “vay olsun sana Yezid! Fatıma`nın (a) oğlu Hüseyn`e (a) çukubla mı vuruyorsun? Oysa ki ben Resulullah`ın (s), Hüseyn ve kardeşi Hasan`ın (aleyhimes selam) dudaklarını öperek “Siz ikiniz cennet gençlerinin efendilerisiniz, Allah sizi öldürenleri öldürsün, lanet etsin ve onları cehenneme atsın. Ne de kötü bir yerdir orası” dediğini görmüş ve duymuş biriyim.
Yezid buna öfkelenerek onu meclisten dışarı çıkarmalarını emretti ve sonra da İbn-i Zebari`nin şiirini okumaya başladı:
“Keşke Bedir savaşında öldürülen kabilemin büyükleri olsalardı da, hazrec kabilesinin, kılıçarımızın inmesiyle nasıl inlediğini görselerdi. Görselerdi de bunun sevinciyle çığlık atarak `Ey Yezid, ellerin kırılmasın` deselerdi. Biz Beni Haşim büyükerini öldürerek Bedir savaşının yerine hesap ettik. Ahmed`in yaptıklarından ötürü, onun oğullarından intikam almazsam Hindif oğlullarından değilim.”
Emir`ül Müminin (a) kızı Zeyneb bunu duyunca yerinden kalktı.
اَلْحَمْدُ للهِ وَ الصَّلوةُ عَلى اَبِي مُحَمَّدٍ و آلِهِ الطَّيِبِينَ الاَخْيارِ اَمّا بَعدُ: يا اَهْلَ الْكُوفَةِ، يا اَهْلَ الخَتَلِ والغَدْرِ، اَتَبْكُونَ فَلا رَقَأَتِ الدَّمعَةُ، وَ لا هَدَأَتِ الرِنَّةُ، اِنَّما مَثَلُكُمْ كَمَثَل الَّي نَقَضَتْ غَزْلَها مِن بَعْدِ قُوَّةٍ اَنكاثاً، تَتَّخِذونَ اَيمانكُمْ دَخْلاً بَيْنَكُم، اَلا وَ هَلْ فِيكُمْ اِلاّ الصَّلَفُ وَ النَّطَفُ وَ الصَّدْرُ الشَّنَفِ، وَ مَلْقُ الاِْماءِ، وَغَمْزُ الاَعْداءِ اوْ كَمَرعىً عَلى دِمَةٍ، اَو كَفِضَّةٍ عَلى مَلْحُودَةٍ، اَلا ساءَ ما قَدَّمَتْ لَكُمْ اَنْفُسَكُمْ، اَنْ سَخِطَ اللهُ عَلَيْكُمْ وَفِي الْعَذابِ اَنْتُمْ خالِدوُنَ.
اَتَبْكُونَ وَ تنتَحِبُونَ، اِي وَاللهِ فاَبْكُوا كَثيراً، وَاضْحَكُوا قَليلاً فَلَقَدْ ذَهَبْتُمْ بِعارِها وَشَنارِها وَلَنْ تَرْحَضُوها بِغَسْلٍ بَعْدَها اَبَداً وَاَنّى تَرْحَضُونَ قتْلَ سَلِيلِ خاتِمِ النُّبُوَّةِ وَمَعْدِنِ الرِّسالَةِ، وَسَيِّدِ شَبابِ اَهْلِ الْجَنَّةِ، وَمَلاذِ خِيرَتِكُمْ وَمَفْزَعِ نازِلَتِكُمْ وَمَنارِ حُجَّتِكُم، وَمَدرَةِ سُنَّتِكُمْ، اَلا ساءَ ما تَزِرُونَ، وَبُعْداً لَكُمْ وسُحقاً فَلَقَد خابَ السَّعيُ وَتَبَّتِ الاَيْدِي وَخَسِرَتِ الصَّفْقَةُ وَبُؤتُ بِغَضَبٍ مِنَ اللهِ، وَضُربَتْ عَلَيكُمْ الذِّلَةُ وَالْمَسْكَنَةُ، وَيلْكُمْ يا اَهْلَ الكُوفَةِ! اَتَدْرُونَ اَيَّ كَبَدٍ لِرَسُولِ اللهِ فَرَيْتُمْ، وَاَيَّ كَريمَةٍ اَبْرَزْتُمْ، وَاَيَّ دَمٍ لَهُ سَفَكْتُمْ وَ اَيَّ حُرمَةٍ لَهُ انْتَهَكْتُمْ، وَلَقَدْ جِئْتُمْ بِها صَلعاءَ عَنْقاءَ سَوْآءَ فَقْماءَ (وفي بعضها) خَرْقاءَ، شَوْهاءَ كَطلا الاَرْضِ اَوْ مِلاءِ السَّماءِ، أَفَعَجِبْتُمْ اَنْ مَطَرَتِ السَّماءُ دَماً وَ لَعَذابِ الآخِرَةِ اَخْزى وَاَنْتُمْ لا تَنْصِروُنَ، وَلا يَسْتَخِفَنَّكُمُ المَهَل فَاِنَّهُ لا يَحْفِزُهُ الْبِدارُ، وَلا يَخافُ فَوْتُ النّارِ وَاِنَّ رَبّكُ لَبِالمِرْصادِ.
Allah`a hamd-ü senâ ve Resulüne (s) salat ettikten sonra şu ayeti okudu:
“Sonra kötülük yapanların uğradıkları son, Allah`ın ayetlerini yalanlamaları ve alay konusu edinmelerı dolasiyla çok kötü oldu.” (Rum-10)
Ve şöyle devam etti:
“Ey Yezid, esir olarak şehir şehir dolaşt, makla bu geniş yeryüzünu ve bu fezayı bize dar ettiğini, bizi Allah katında hor ve zelil, kendini de yücelttiğini ve bu olayların da senin yüce makamından olduğunu mu sanırsın ki bundan ötürü çok övünür ve sevinirsin? Dünyanı abad ettiğin için çok mu mutlusun? Her şeyin istediğin gibi gerçekleşmesine ve saltanatı ele geçirmene çok mu sevinirsin? Yavaş ol, yavaş. Allah`ın “o küfre sapanlar, kendilerine tanıdığımız süreyi sakın kendileri için hayırlı sanmasınlar, biz onlara, ancak günahları daha da artsın, diye süre vermekteyiz. Onlar için aşağılatıcı bir azab vardır.” (Al-i İmran-178) buyurduğunu unuttun mu yoksa?
Ey azad edilenlerin (Mekke`nin fethi sonrasında) oğlu, kendi kadın ve cariyelerini perde ardında tutup Resulullah`ın (s) kızlarını da açık yüzlerle ve örtüsüz bir halde düşmanlarının yanında şehir şehir dolaştırman ve her konkta, oranın sakinlerine göstermen, yabancıya ve aşinaya, alçaklara ve şerefli insanlara, bu himayesiz esirleri göstermen insaf ve adalet midir? Soylu ve necip insanların ciğerini ağzına alıp emen ve sonra da dışarı atan ve şehidlerin kanıyla beslenen (Uhud savaşında Muaviye`nin annesi Hind`in, Hamza`nın ciğerini ağzına alarak yemek istemesi olayına işaret etmektedir) birinden nasıl merhamet beklenebilir? Her zaman itiraz, husumet ve kinle bize bakan biri elinden gelen her türlü kötülüğü neden yapmasın? Şimdi de sanki bu yaptığıyla günah işlememiş gibi mest ve mağrur bir halde cennet gençlerinin efendisi Ebu Abdillah`ın dişlerine çukubla vuruyor ve pervasızca “Bedir savaşında ölen büyüklerim keşke burda olsalardı da bu durumu görmekle çığlıklar atarak “Ellerin dert görmesin ey Yezid` deseler” diyorsun. Niye bu sözü demeyesin ve niye bu şiiri okumayasın ki? Sen Muhammed`in (s) evlatlarının kanına buladın elini ve yeryüzünün yıldızları olan Abdul Muttalib oğullarını katlettin. Fakat bununla kendi ölüm ve bedbahtlığına zemin oluşturdun. Şimdi de duyuyorlarmış gibi kendi tayfanın yaşlılarını sesliyorsun. Fakat çok geçmeden sen onlara katılacak ve “keşke ellerim kırılsaydı ve dilim lâl olsaydı da bunları demeseydim” diyeceksin.
Ey güçlü Allah`ım, bize zulmedenlerden intikamımızı ve hakkımızı al ve gazabının ateşinde onları yak!
Yezid, bu yaptıklarınla ancak kendi derini yüzdün ve kendi etini parçaladın. Çok sürmeyecek: paygamberin evlatlarının kanını akıtmak ve Ehl-i Beyt`ine saygısızlıkta bulunmakla yüklendiğin bu vebalin altında peygamberin huzuruna çıkacaksın. O gün Allah onları bir araya toplayacak ve haklarını alacaktır. “Allah yolunda öldürülenleri sakın ölüler sanmayın. Hayır, onlar Rableri katında diridirler, rızıklanmakadırlar.”(Al-i İmran – 169) Allah`ın hükmedici, Muhammed`in (s) davacı ve Cebrail`in de ona yardımcı olacağı gün senin için yeterlidir. Seni bu makama getirerek müslümanların sırtına bindirenler, zalimler arasından ne de kötü bir bedel seçtiklerini çok yakında anlayacaklar. Hanginizin daha bedbaht olduğunu bilecekler. Sen konuşulmayacak kadar değersz birisin ama bu durum seninle konuşmayı mecbur etmiştir. Seni kınamak ve zemmetmek ise benim gözümde değerli ve büyük bir iştir. Fakat gözler ağlıyor ve sineler de gam ateşiyle yanıyor. Ah, Allah`ın ordusunun şeytan ordusu eliyle öldürülmesi ne ilginçtir! Bizim kanımız bu ellerden akıyor ve etlerimiz ise ağızlarında çiğneniyor. O tayyib ve pak bedenler yerüstünde kalmıştır. Çöl kurtları sırayla onları ziyaret etmekte ve yırtıcı hayvanlar da onları yere sürmekteler. Ey Yezid, eğer bugün galib gelerek bunu ganimet biliyorsan, yarın yaptıklarından başka bir şey göremeyeceğin gün bunun hesabını vereceksin. Allah kullarına zulüm etmez. Biz de şikayetimizi o`na yöneltiyoruz, çünkü o`dur sığınağımız. Ey yezid, kendi işinle meşgul ol, istediğin şekilde düzen kur ve hile yap, çalış. Ancak Allah`a andolsun ki bizim adımızı silemeyecek, vahyimizi söndüremeyecek ve öldüremeyeceksin, bizim işimizi bitiremeyeceksin. Alnındaki bu lekeyi de silemeyeceksin. Çünkü aklin âlil, yaşayacağın günler az ve kâlildir. Allah`ın laneti zalimlerin üzerine olsun.” diye seslendiğinde münadi, o gün bu topluluğun da dağılacaktır, Allah`a hamdolsun ki başlangıcımızı saadet ve mağfiret, sonumuzu da şehadet ve rahmet kıldı. Allah`tan istiryoruz ki nimetini, şehidlerimize tamamlasın, mükafatlarını artırsın ve bizleri de halef-i salihlerden kılsın. Çünkü O, bağışlayan ve mihribandır. Allah bize yeter, ne de güzel vekildir O.”
Yezid bu hutbeyi dinledikten sonra şöyle dedi:
“Feryad edenlerin nalesi ne de güzeldir ve müsibet içindeki kadınlara ölmek ne de kolaydır.”
Sonra da esirlere karşı ne yapmaları hususunda Şam`ın büyükleriyle meşvert etti. Onlar esirlerin öldürülmesini istedi, Fakat Nüman b. Beşir dedi: “Resulullah (s) esirlere karşı nasıl davranıyor idiyse sen de öyle davran.”
Bu sırada Şam ehlinden olan biri Fatıma bint-i Hüseyn`e (s) baktı ve dedi: “Ya emir`el müminin, bu cariyeyi bana hediye et.”
Fatıma, halası Zeyneb`e bakarak “Halacığım, babamı öldürdüler ve şimdi de beni cariye yapmak istiyorlar” dedi. Zeyneb, bu fasık dedi, bunu yapamaz. Şamlı, Yezid`e “Bu kız kimdir?” diye sordu. Yezid de “Hüseyn kızı Fatıma`dır ve o kadın da Ali b. Ebi Talib kızı Zeyneb`dir” dedi.
Şamlı: “Ey Yezid, Allah sana lanet etsin! Peygamberin evlatlarını öldürüp ehl-i beytini de nasıl esir edersin? Andolsun Allah`a, ben de Rum esirlerinden sanmıştım bunları” dedi.
Yezid “Andolsun, seni de onların yanına göndereceğim” dedi ve Yezid`in emriyle adamı öldürdüler.
Yezid, bir hatib çağırarak minbere çıkmasını, Hüseyn`e (a) ve babasına (a) küfretmesini emretti. Hatip minbere çıktı Emir`ül Müminin Ali (a) ve Hüseyn-i Şehid`i (a) kötülemeye, Muaviye ve yezid`i de övmeye başladı. Ali b. Hüseyn (a) haykırarak
وَيْلَكَ أَيُّهَا الخاطِبُ، إِشْتَرَيْتَ مَرْضاةَ الْمَخْلُوقِ بِسَخَطِ الْخالِقِ فَتَبَوَّأْ مَقْعَدك مِنَ النّار.
“Ey hatib, vay olsun sana! Mahlukun rızasını kazanmak için Allah`ı gazaplandırdın. Ateş içindeki yerin hazırdır.
Emir`ül Müminin`in (a) vasfında ne de güzel demiştir ibn-i Sinan Haffaci: “Minberler üzerinde alenen nasıl küfredersiniz Ali`ye? Oysa minberler onun kılıcıyla kurulmuştur.”
Aynı gün Yezid, Ali b. Hüseyn`in (a) üç isteğini yerine getireceğine dair söz verdikten sonra onun emriyle ehl-i beyt`i tavanı olmayan bir eve götür-düler. O evde ehl-i beyt`in yüzleri şişti, yara - bere içinde kaldı. Şamz`da kaldıkları sürece Hüseyn`e (a) matem tuttular, ağladılar.
Sakine (a) diyor ki Dimişk`teki dördüncü gün bir rüya gördüm. Gördüğü rüyayı uzun bir süre alattıktan sonra rüyasının sonunu şöyle dile getirdi: Tahtırevanda oturmuş bir kadın gördüm elleri başındaydı . “Bu kadın kimdir?” diye sordum. “Muhmmed (s) kızı Fatıma`dır (a), babanın annesidir o “dediler. Andolsun, bize yapılan zulümleri gidip anlatacağım dedim ve koşarak gidip yetiştim ona. Karşısında durdum, hem ağlıyor hem de anlatıyordum: “Anacığım, andolsun Allah`a, bizim hakkımızı ınkar ettiler, topluluğumuzu dağıttılar, hürmetimizi ayak altına aldılar. Anacığım, andolsun Allah`a, babamız Hüsey`i (a) öldürdüler.” Sakine, dur, anlatma artık, dedi. Çünkü kalbimin damarını parçaladın. Bu, baban Hüseyn`in gömleğidir. Allah`ın huzuruna çıkıncaya kadar yanımdan ayırmayacağım onu. İbn-i Lahia, Muhammed b. Abdurrahman`dan şöyle rivayet eder “Re`sul calut beni görüp dedi: “Andolsun Allah`a benimle Hz. Davud (a) arasında yetmiş baba fazla olmuştur, fakat Museviler beni gördüklerinde tazim ederler. Siz ise ذpeygamberinizle oğlu arasında bir baba olmasına rağmen onun oğullarını katlettiniz.”
Hz. Zeyn`ül Abidin`den (a) şöyle rivayet edilmiştir:
“Huseyn`in (a) kesik başı Yezid`e getirıldiği günden sonra, Yezid içki meclisleri düzenliyor ve Hüseyn`in (a) başını da karşısına koyuyordu. Bir gün eşraf ve büyüklerden olan Rum padişahının elçisi yezid`in meclisine geldi ve dedi: Ey arapların padişahı, bu kimin başıdır?
Yezid: Bu baştan sana ne, boş ver?
Elçi: padişahımın yanına döndüğümde gördüğüm her şeyi bana sorar. Bu başın ve sahibinin öyküsünü bilmek isterim ki padişahıma anlatayım ve o da senin sevincine ortak olsun.
Yezid: Bu, Ali b. Ebi Talib`in oğlu Hüseyn`in başıdır.
Elçi: Anası kimdir?
Yezid: Resulullah`ın kızı Fatıma
Elçi: Yazıklar olsun sana! Benim dinim sizin dininizden daha iyidir. Çünkü benim babam Davud`un torunlarındanmış. Benimle onun arasında bir çok babalar mesafe olmuştur ama bununla birlikte Nasraniler bana saygı gösterirler ve Davud`un soyundan olduğum için ayağımın değdiği toprağı teberrük amacıyla alırlar. Siz ise peygamber`le onun arasında bir anne mesafe oluşturmasına rağmen kendi peygamberinizin kızının oğlunu öldürüyorsunuz. Bu sizin dininiz nasıl bir dindir? Ey Yezid, Hafir kilisesinin öykünü duymuş musun?
Yezid: Anlat, bilmek isterim.
Elçi: Umman ve Çin arasında bir deniz vardır ve bunu geçmek bir yıl alır. Bu denizin ortasında sadece bir şehir vardır. Diğer ülkerlere yakut ve kafur oradan gider. Oranın ağaçları öd ve anberdir. Bu şehir de Nasranilerin tasarrufundadır ve nasrani padişahları dışında hiç bir padişahın orada eli yoktur. Orada çok kilise vardır, en büyüğü de Hafir kilisesidir. Bu kilisenin mihrabın da altından yapılmış bir kutu vardır. Hz. İsa`nın (a) ona binmiş olduğu söylenmektedir. O kutunun etrafına ipek ayin parçaları sarılmıştır ve her yıl Nasranilerin büyük bir bölümü bu kiliseyi ziyaret etmek için uzak yerlerden gelirler. O kutun etrafında tavaf eder ve öperler, ne dilekleri varsa orda Allah`tan dilerler. Siz ise kendi peygamberinizin oğlunu öldürüyorsunuz. Yazklar olsun size de dininize de!
Yezid: Bu Nasrani`yi öldürün, beni kendi ülkemde rezil etmesin.
Elçi: Öldürüleceğini anlayınca: Beni mi öldürec-eksiniz?
Yezid: Evet
Elçi: Bilmiş ol, dün gece peygamberinizi rüyada gördüm. Bana diyordu ki “Ey Nasrani, sen cennet ehlisin.” Ben hayret ettim buna. Şimdi “Eşhedu en la ilahe illellah ve enne Muhammeden Resulullah” diyorum”
Sonra Hüseyn`in (a) mukaddes başını alarak bağrına bastı, öptü durdu, ağladı ve sonunda öldürüldü.
Bir gün imam Zeyn`ül Abidin (a) evden çıkıp Dimişk pazarlarında yürüyordu. Minhal b. Amr gelip dedi: Ey peygamberin evladı, bu günü nasıl geçirdin?
İmam buyurdu: Al-i Firavn içinde erkek çocukları öldürülen ve kadınları diri bırakılan İsrailoğulları gibi. Ey Minhal, Araplar, “Muhammed (s) Arap`tır” diyerek Arap olmayanlar karşısında iftihar eder, kureyş de “Muhammed (s) bizim tayfamızdandır “diyerek diğer araplara karşı iftihar eder. Muhammed`in (s) Ehl-i Beyt`i olmamıza rağmen hakkımızı gasbettiler, bizi öldürdüler ve dağıttılar. Ey Minhal, biz Allah`a aitiz ve dönüşümüz de O` nadır.
Ne de güzel demiş Mehyar:
“Resulullah`ın (s) hürmetine minberinin tahtal-arına saygı gösterirler, onun evlatlarını ise ayaklar altına alırlar. Hangi kanun gereği peygamberin evlatları size tabi olsunlar. Oysa ki siz peygamberin dostaları ve tabiinden olmakla iftihar edersiniz.
Yezid bir gün Ali b. Hüseyn`i (a) ve Amr b. Hüsen`i (a) çağırdı. Amr onbir yaşında bir çocuktu. Yezid ona dedi “Oğlum Halid`le güreşmeye var mısın?” Amr “Güreşmeye yokum, bir bıçak ona ve birini de bana ver savaşalım onunla” dedi.
Yezid dedi “Bu, babalarından aldıkları mirastır: yılan elbetteki yılan doğar.”
Sonra Ali b. Hüseyn`e (a) dönerek dedi “Senin üç dileğini yerine getireceğime dair söz vermiştim. Şimdi isteklerini söyle.”
Hz. Seccad (a) buyurdu: “Babam Hüseyn`in mukaddes başını bir kez daha görmek istiyorum. Yağmalanan mallarımızı geri istiyorum. Son isteğim de eğer beni öldürme niyetindeysen, kadınları Medine`ye götürmesi için emin birisini görevlendir.”
Yezid dedi “Babanın yüzünü asla göremey-eceksin. Seni de affettim, öldürmekten vazgeçtim. Kadınları da senden başkası Medineye götürme-yecektir. Sizden alınan malların da birkaç katını ödeyeceğim.”
Zeyn`ül Abidin (a) buyurdu “senin mallarını istemiyoruz bırak da malların azalmasın. Biz yağmalanan kendi malımızı istiyoruz. Çünkü Muhammed (s) kızı Fatıma`nın (a) örgünmeri, örtüsü, boynuna astiğı ziynet eşyası ve gömleği onların içindedir.”
Yezid`in emriyle onlar toplandı, ikiyüz dinar da kendisi onların üzerine koyup Zeyn`ül Abidin`e (a) verdi. İmam ikiyüz dinarı fakirler arasında taksim etti. Yezid, Hüseyn`in (a) esir edilen ehl-i beyt`inin kendi vatanları Medine`ye geri götürülmesini emretti.
Rivayete göre Hüseyn`in (a) mukaddes başı da kerbela`ya götürüldü ve şerif bedeniyle birlikte defnedildi. İmamiye`nin görüş ve ameli de bunun üzeredir. Bunun dışında da rivayetler nakledilmiştir ki bunlar birbirleriyle bağdaşmamaktadır. Konuyu fazla uzatmamak için onları nakletmiyoruz.
Hüseyn`in ehl-i beyt`i Şam`dan Irak`a geldiler. Kafile`nin kılavuzuna “Bizi kerbela yolundan götür” dediler. Kerbela`ya geldiklerinde Hüseyn`in (a) mezarını ziyarete gelen Cabir İbn-i Abdullah-i Ensari`yi, Beni Haşim`den bir grubu ve risalet hanedanına mensup bazı kişileri gördüler. Herdes ağlamaya ve naleye başladı. Ciğerleri pareleyen ve yürekleri yakan bir yasa büründüler, matem tuttular. Kerbela`nın yakınlarında bulunan Arap kadınları bir araya gelerek bir kaç gün yas tuttular. Ebi Habbab-i kelbi`nin bazı alçı ustalarından şöyle rivayet ettiği nakledilmiştir. “Bizgeceleri Hibabe denen yere gittiğimizde cinlerin Hüseyn`e ağladıklarını, yas tuttuklarını duyuyorduk.”
Hüseyni kafile kerbela`dan çıkıp medine`ye taraf yol almaya başladı. Beşir b. Cazlem diyor “Medine`ye yaklaştığımızda Ali b. Hüseyn (a) inip çadırları kurdu. Kadınları da indirdikten sonra bana dedi: “Ey Beşir, Allah babana rahmet etsin, sen de baban gibi şair misin?”
Dedim: “Evet, ey peygamberin evladı, ben de şairim.”
Buyurdu: “Medine`ye git ve Eba Abdillah`ın (a) şehid olduğunu halka duyur.”
Atı binip hızla Medıne`ye gittim. Resulullah`ın (s) mescidine vardığımda yüksek sesle ağlayarak şu beytleri okudum:
|
يا أَهْلَ يَثْرِبَ لا مُقامَ لَكُمْ بِها |
|
قُتِلَ الْحُسَيْنُ فَادْمُعي مِدْرار |
“Ey medine ehli, artık burda duramazsınız. Hüseyn (a) öldürüldü, bu yüzden gözlerimden yağmur gibi yaş akımadadır. Hüseyn`in bedeni kerberla`da kanlar içinde kaldı, mukaddes başı da mızraklar ucunda şehir şehir dolaştırılmadadır.”
Sonra da şöyle dedim:
“Medine halkı, Ali b. Hüseyn (a), halaları ve bacılarıyla birlikte sizin yakınınızda ve şehrinizin duvarının arkasındadır. Onun yerini size göstermek için onun tarafından gönderilmişim.”
Bu sözlerimi duyan Medine kadınları birden yasa büründüler, ağlamaya ve nale etmeye başladılar. O kadar insan ağlıyordu ve o kadar acı bir durum ortaya çıkmıştı ki o güne kadar böylesini görmemiştim. Bir kadın, Hüseyn (a) için ağlıyor ve diyordu:
“Bir haberci gelip efendimin şehid edildiğini söyledi, bununla yüreğimi dağladı, hasta ve perişan etti beni. O halde ey gözlerim, yaş dökmede cömert olun. Müsibetiyle arşı etkileyen, arşı sarsan Hüseyn`e durmadan ağlayın.
Onun şehid olmasıyla diyanet ve yüceliğin azaları kopmuştur. Şehırden uzak kalan Resulullah`ın (s) evladına, Ali b. Ebi Talib`in (a) oğlu ve vasiyyine ağlayın.”
Sonra da şöyle dedi: “Ey haberci, Ebi Abdillah`ın (a) şehadetini bildirmekle acımızı tazeledin, henüz iyileşmeyen yaralarımızı deştin. Sen kimsim?”
Dedim: “Ben Beşir b. Cazlem`im, İmam`ım Ali b. Hüseyn (a) göndermiştir beni. O hazret Ebi Abdillah`ın (a) ehl-i beyt`iyle filan yerde çadır kurmuştur.”
Bunu söyledikten sonra Medine halkı beni bırakıp hızla şehırden çıktı. Atımı koşturup oraya varınca halkın yolları kapadığını gördüm. Atımdan inerek ayağımı haklın sırtına koyarak çadırlara yaklaştım. Ali b. Hüseyn (a) çadırın içindeydi. Kısa bir süre sonra elindeki mendille gözyaşlarını silerek dışarı çıktı. İmam`ın ardısıra bir hizmetçi sandelye getirip yere bıraktı. Zeyn`ül Abidin (a) onun üzerine oturdu, gözyaşlarına engel olamıyordu. Her yerden ağlama sesi geliyordu. Kadinların nalesi duyuluyordu. Halk her taraftan gelip İmam`a tesliyette bulunuyorlardı.
Bu esnada İmam eliyle işaret ederek insanları susturdu ve hutbesine başladı:
أَلْحَمْدُ للهِ رَبِّ الْعالَمينَ، مالِكِ يَومِ الدّينِ، بارِئ الْخَلائِقِ أَجْمَعينَ، أَلَّذي بَعُدَ فَارْتَفَعَ في السَّمواتِ الْعُلى، وَقَرُبَ فَشَهِدَ النَّجْوى، نَحْمَدُهُ عَلى عَظائِمِ الأُمُورِ وَفَجائِعِ الدُّهُورِ وَأَلَمِ الْفَجائِعِ...
أَيُّهَا الْقَوْمُ إِنَّ اللهَ وَلَهُ الْحَمْدُ إِبْتَلانا بِمَصائِبَ جَليلَةٍ وَ ثُلْمَةٌ في الإْسْلامِ عَظيمَةٌ قُتِلَ أبُو عَبدِ اللهِ الْحُسَيْنُCوَعِتْرَتُهُ...
أَيُّهَا النّاسُ فَأَيُّ رِجالاتٍ مِنْكُمْ يَسُرُّونَ بَعْدَ قَتْلِهِ؟ ... فَلَقَدْ بَكَتِ السَّبْعُ الشِّدادُ لِقَتْلِهِ وَبَكَتِ الْبِحارُ بِأَمْواجِها وَ السَّمواتُ بِأَرْكانِها وَالأَرْضُ بِأَرْجآئِها وَ الأَشْجارُ بِأَغْصانِها وَالْحيتانُ وَلُجَجُ الْبِحارِ وَ المَلآئِكَةُ الْمقَُرَّبُونَ وَ أَهْلُ السَّمواتِ اَجْمَعُونَ...
وَاللهِ لَوْ أَنَّ النَّبِيَّ تَقَدَّمَ إِلَيْهِمْ في قِتالِنا كَما تَقَدَّمَ إِلَيْهِمْ في الْوِصايَةِ بِنا لَما إزْدادُوا عَلى ما فَعَلُوا بِنا، فَإِنّا للهِ وَ إِنّا إِلَيْهِ راجِعُونَ، مِنْ مُصيبَةٍ ما أَعْظَمَها...
“Hamd, her iki cihanın Rabbi, ceza gününün sahibi ve bütün mahlukların yaratıcısı Allah`a muhsustur. O ki akıllar O`nu idrak edemez, gizli sırlar O`nun nezdinde aşikardır. Büyük müsibetler, zamanın faciarları, belaların acısı, üzücü hadiseler ve şiddetli gamlara karşılık hamdederiz Allah`a. Ey insanlar, bizi büyük müsibetlerle ve İslam`da açılan bir yarayla imtihana tabi tutan Allah`adır hamd-ü sena. Bilmiş olun ki Ebu Abdillah (a) ve ıtretini katlettiler, kadırlarını esir tuttular ve mukaddes başını da mızrak ucunda şehırlerde gezdırdıler. Bu, eşsiz ve benzersiz bir müsibettir. Ey insanlar, bu müsibetten sonra erkeklerinizin hangisi sevinecek? Hanginizin kalbi bu acı ve elemi taşımayacak? Hangi göz ağlamayacak? Oysa ki yedi gökler ona ağladı, denizler dalgalarıyla ağladı, gökler ve yeryüzü ağladı, ağaçların yaprakları, balıklar, denizlerin dalgaları, mukarreb melekler ve göklerin ehli bu müsibete ağladılar ve mateme büründüler.
Ey insanlar, hangi kalp ona yönelmedi? İslam`a inen bu darbeyi hangi kulak duyup da sağır olmadı?
Ey insanlar, hiçbir suç ve günah işlemeksizin. İslam dininde bir değişiklik yapmaksızın Türkistan ve kâbil ehli gibi bizi dağıttılar ve şehirlerimizden uzaklaştırdılar. Andolsun Allah`a, peygamber-i Ekerm (s), bizim hakkımızdaki tavsiyeleri yerine bize karşı savaş emri vermiş olsaydı bu yaptıklarının dışında bir şey yapamayacklardı.
Şüphe yok ki Allah`tanız ve dönüşümüz de o`nadır. Müsibetimiz ne de büyük, ne de acı, ne de yakıcı ve çetındir . Allah`u Teala`dan istiryoruz ki bu müsibet ve acılara karşılık bize mükafat ve rahmette bulunsun. Çünkü O Aziz ve intikam alıcıdır.”
Hz. Seccad`ın (a) hutbesi buraya vardığında felç biri olan suhan İbn - i Sa`saat İbn-i Suhan yerinden kalkıp şöyle özür diledi: “Ey Resulullah`ın (s) evladı, ben felç ve sakat biri olduğum için size yardımda bulunamadım.”
İmam (a) onun mazeretini kabul ve ona teşekkür etikten sonra babasına da rahmet gönderdi.
Sonra İmam seccad (a) ehli ve ailesiyle birlikte Medine`ye girdi. Akrabalarının, yakınlarının ve tayfasının evlerine baktı. Sanki evler kendi hamilerini kaybettıkleri için matemli kadınlar gibi ağlıyor, sızlıyorlardı. Sanki İmamdan (a) kendi sahiplerini soruyor ve böylelikle de İmam`ın (a) içindeki ateşi alevlendiriyor, hüznünü artırıyorlardı. Hüseyn`in (a) sehipsiz evi feryad ederek ey insanlar, böyle ağladığım için beni mazur görün ve bu büyük müsibette bana yardımcı olun diyordu. Çünkü benim. Ayrılıklarından yakındiğım insanlar üstün ahlak sahipleriydi. Gecemle, gündüzümle benimleydiler. Karanlıklarımın ve seherlerimin nuruydu, şeref çadırının ipleri, benim iftiharım, güç ve kuvvetimin sebebiydi onlar. Benim ay ve güneşimdi onlar Nice geceler kendi yücelikleriyle üstümdeki korkumu altılar, ihsanda bulunarak hürmetimi artırdılar. Seher vakitlerindeki münac-atlarını bana duyurdular, değerli sırlarıyla beni kıymetli kıldılar. Nice günler meclisleriyle beni süsledi ve faziletleriyle muaattar kıldılar. Benim kuru tahtalarımı mülakatlarıyla sulayıp yeşerttiler. Kendi uğurlarıyla benim uğursuzluğumu ortadan kaldırdılar. Nice menkıbe dalları ektiler benim arzu tarlama ve beni müsibetlerden mahfuz tuttular. Nice sabahlar onların varlığıyla kendimi saraylardan üstün gördüm. Onlarla iftihar ediyordum, onlarla mutluydum. Nice ümitsizlikleri ihya edip ümide dönüştürdüler. Çürümüş bir kemik gibi varliğımın eşiğine saklanmış nice korkuları çıkarıp dişarı attılar. Fakat zaman beni kıskanıp onları ölüm oklarına hedef etti, düşmanlar arasında yalnız ve kimsesiz bıraktı. Onların parmak işaretleriyle işleyen yücelik dairesi parçalanmış, erdemler abidesi onları kaybetmekle şikayete başlamış, iyilikler timsali o yüce insanların bedeninin parçalanmasıyla darmadağın olmuştur bu gün. Allah`ın hükümleri onların yüzünü göremedikleri için bu gün nalandır. Bu savaşta kanı dökülen o Rabbani insan hani, bu müsibetler arasında bayrağı yere düşen kemal ordusu nerde? Ağlamada ınsanoğlu bana eşlik etmez ve bu müsibette cahil insanlar beni yalnız bıraksa şayet, eski toprak yığınlarının, viran olmuş evlerin duvarlarının bana eşlık etmesi de yeter. Çünkü onlar da benimle birlikte ağlıyor, benimle birlikte matemdedir. Şayet duyacak olursanız, namazlar da o hak yolu şehidlerine ağlamakta ve yas tutmaktalar. Yücelik ve keramet onları görmek için can atmakta, ihsan ve kerem onları görmelke sürur ve neşata kavuşmayı istemektedir. Mescidlerin mihrabları onların firakında giryandır, dilek sahiplerinin dilekleri onların ihsanı için feryad etmektedir. Eğer bunları duyacak olsaydınız elbette hüzün ve elem dolu olur ve bu büyük müsibetle ihmalkar olduğunuzu anlardınız. Hatta sadece benim yalnızlığımı ve ezikliğimi görseniz, bendeki meclislerde onların yokluğunu hissetseniz sabırlı kalpleri inciten ve göğüslerdeki hüznü coşturan bir görüntü canlanacak gözleriniz önünde. Beni kıskanan evler şimdi beni kınamakta ve benimle alay etmekte. Zamanın tehlikeleri bana galebe etti. Onların yerleşip uyudukları ev olmayı ne kadar da özlemişim. Keşke insan olsaydım. Kendimi kılıçlara siper ederek, onarın yaşaması için kendimi feda etseydim. Onlara kılıç çeken, mızrak yönelten düşmanlardan intikam alabilseydim ve onlara taraf gelen okları defedebilseydim keşke. Madem bu iftihardan yoksun kaldım, en azından o bedenlerini ihtiva eden yer olsaydım ve onların tertemiz bedenleri korusaydım keşke. Ah, ah! Eğer o yüce ve fedakar insanların makberı ben olsaydım, var gücümle onları muhafaza eder, eski borçlarımı ödemeye çalışırdım. O bedenlerin üstüne taş düşmesine engel olurdum, itaatkar kölerler gibi onların huzurunda dururdum. O nurani yüzlerin ve parelenmiş bedenlerin altına ihsan ve ikram halısı sererdim. Onlarla beraber olma arzusuna kavuşmuş olur ve karanlıklarda onların nurundan faydalanırdım. Ne kadar da bu arzulara kavuşmak istiyorum ve onların ayrılığında ne kadar da yanıp tutuşuyorum. Dünyandaki hiçbir nale benimki kadar olamaz ve bu yarama onların vücudundan başka hiçbir ilaç şifa veremez. Fakat ben onları kaybetmekle matem tuttum, yasa büründüm, sabır ve tahammülden naümid oldum ve dedim: “Ey feleğin huzuruna neden olanlar, görüşmemiz kıyamete kaldı.”
İbn-i Kutaybe o sahibsiz evlere bakıp ağlarken ne de güzel demiştir:
“Al-i Muhammed`in (s) evlerinden geçerken, onların bulunduğu günkü evler olmadığını gördüm. Allah bu evleri de sahıplerini de rahmetinden uzak salmasın. Bu evlerin sahiplerinden boş ve yoksun olduğunu düşünüyorum bugün. Bilmiş olun ki onların kerbela`da şehid düşmesiyle. Müslümanlar zillet yükünün altına girmiş oldu. Bu zilletin izleri şimdiden görülmektedir. Peygamberin evlatları her zaman halkın sığınağı olmuştur. Şimdi ise kalpler için buyük bir müsibet olmuşlardır. Hüseyn`in (a) şehid olmasıyla hastalar gibi güneşin yüzünün sarardiğını ve yeryüzünün sarsıldığını görmedin mi?”
Ey Ebu Abdillah`ın (a) musibetini duyan insan, bu acı ve matemde Resulullah `ın (s) evlatları gibi olmalısın.
Rivayet edilmiştir ki: İmam Zeyn`ül Abidin (a) vasfedilmez o hilm ve sabr makamına sahip olmasına rağmen bu müsibet karşısında çok ağlıyordu, acısı sonsuzdu.
İmam Sadık`tan (a) şöyle rivayet edilmiştir:
إِنَّ زَيْنَ الْعابِدينَA بَكى عَلى أَبيهِ أَرْبَعيِنَ سَنَةً صائِماً نَهارَهُ وَقآئِماً لَيْلَهُ فَإذا حَضَرَ الإفْطارُ جآءَ غُلامُهُ بِطعامِهِ وَ شَرابِهِ فَيَضَعُهُ بَيْنَ يَدَيهِ فَيَقُولُ: كُلْ يا مَوْلايَ، فَيَقُولُ: قُتِلَ إِبْنُ رَسُولِ اللهِ7جآئِعاً، قُتِلَ ابْنُ رَسُولِ اللهِ7عَطْشاناً، فَلا يَزَالُ يُكَرِّرُ ذلِكَ وَيَبْكي حَتّى يُبَتَّلُ طَعامُهُ مِنْ دُمُوعِهِ ثُمَّ يُمْزَجُ شَرابُهُ بِدُمُوعِهِ فَلَمْ يَزَلْ كَذلِكَ حَتّى لَحِقَ بِاللهِ عَزَّ وَجَلَّ.
Zeyn`ül Abidin (a) babasının müsibetinde kırk yıl ağladı. Gündüzleri oruç tuttü ve gecler de ibadet ederk uyanık kaldı. İftar vakti geldiğinde hizmetçisi su ve yemek getirirdi önüne ve “Buyurun yeyin efendim” derdi o hazret de “Resulullah`ın (s) oğlu aç öldürüldü. Resulullh`ın (s) oğlu susuz öldürüldü” buyururdu. Hep bunu der ve ağlardı. Önüne gelen su ve yemek gözyaşlarıyla karışırdı. Ölünceye kadar da böyle devam etti.
Hz. Seccad`ın (a) hizmetçisi nakleder:
Bir gün o hazret sahraya gitti ve ben de ardısıra gittim. Saf olmayan bir taşın üzerine alnını koyduğunu görünce durdum Ağladığını ve nale ettiğini duyuyordum. “La ilahe illellahu hakken hakken la ilahe illellahu teabbuden ve rikken la ilahe illellahu imanen ve tasdiken ve sidken” zikrini edince saymaya başladım. Tam bin kez bu zikri tekrarladı. Alnını secdeden kaldırınca yüz ve sakalının gözyaşlarıyla ıslandığını gördüm.
Dedim. “Efendim, hüznünüzün sonu yok mu, ağlamanız son bulmayacak mı?”
Buyurdu:
وَيْحَكَ إِنَّ يَعْقُوبَ بْنَ إِسْحقَ بْنَ إِبْراهيمَ كانَ نَبِيّاً اِبْنَ نَبِيٍّ، لَهُ اِثْنى عَشَرَ إِبْناً، فَغَيَّبَ اللهُ واحِداً مِنْهُمْ فَشابَ رَأْسُهُ مِنَ الْحُزْنِ وَاحْد َوْدَبَ ظَهْرُهُ مِنَ الْغَمِّ وَذَهَبَ بَصَرُهُ مِنَ الْبُكآءِ وَ إِبْنُهُ حَيٌّ في دارِ الدُّنْيا وَ أَنَا رَأَيْتُ أَبي وَأَخي وَسَبْعَةَ عَشَرَ مِنْ أَهْلِ بَيْتي صَرْعى مَقْتُولينَ فَكَيْفَ يَنْقَضي حُزْني وَيَقِلُّ بُكآئي؟
“Ne diyorsun sen? Yakub b. İshak b. İbrahim, peygamber ve peygamberzâdeydi ve oniki oğlu vardı. Allah, oğullarından birini gözünden uzaklaş-tırınca, hüznünden, başının saçları ağardı, beli bükuldü, ağlamktan gözleri görmez oldu. Halbuki oğlu yaşıyordu, ancak ben babamın, kardeşimin ve ehl-i beytimden on yedi kişinin öldürüldüğünü, topraklar üzerinde kaldığını gözlerimle gördüm. Nasıl ağlamıyayım, hüznüm nasıl son bulsun?”
Müellif şöyle der:
“Bu sözlerimi kim götürecek karbela şehidlerine: Siz ayrılığınızla, asla eskimeyecek ve hatta bizi eskitecek hüzün libası giydirdiniz bizlere. Onların vuslatıyla bizi güldüren felek şimdi fırakıyla ağlatmaktadır. Onları kaybetmekle dünyamız karardı, oysa ki karanlık gecelerimiz onların nuruyla aydınlanmıştı.”
Kitabımızı burada noktalıyoruz. Bunu okuyarak yazım tarzına vakıf olan kişiler kitabımızın, bu hususta yazılmış olan kitaplardan daha faydalı olduğunu anlayacaklardır.