İkinci Bölüm

 
Kitap ve Sünnette Ehlibeyt'i Sevmek

Ehlibeyt'i sevmek ve onlara aşk beslemek temel inançlardan, imanın rüknünden, Muhammedî risaletin merkez unsurlarındandır. Bu sevgi kaynağını ve onun delil ve verilerinin derinliğini açıklama hususunda, açık ve net Kur'an ve hadis nasları vardır.

Bu bölümde, Ehlibeyti sevmenin ve onlara sevgi beslemenin farz olduğunu vurgulamak için Kur'an-ı Kerim'den, bazı nasların Ehlibeyt hakkında indiğini bildiren bazı örneklere değineceğiz ve yine bu güçlü akidevî kaynağı derinleştirme hususunda rivayet edilen bazı hadislere işaret edeceğiz; bu konuyu iki kısımda inceleyeceğiz.

Kur'an-ı Kerim'de, Ehlibeyt'i Sevmek

Aşağıda, Ehlibeyt'i sevmek hususunda nazil olan veya muteber kaynaklardan açık rivayetlerle Ehlibeyt'i sevmeye tefsir edilen en önemli Kur'an naslarına işaret edeceğiz.

1- "De ki: Ben buna (tebliğime) karşılık yakınlarıma sevgiden başka sizden bir ücret istemiyorum."[1]

Bu ayet, tefsir, hadis, siret ve tarih kitaplarından bir çoğunun, Resulullah sallallah'u aleyhi ve âlih'in yakınları olan Ali, Zehra, Hasan, Hüseyin ve onların pâk soyunu sevmek hususunda nazil olduğunu tekit ettiği meveddet ayetidir.

Siyuti ve diğerleri bu ayetin tefsirinde İbn-i Abbas'a istinat ederek şöyle rivayet etmişlerdir: "De ki: Ben buna (tebliğime) karşılık yakınlarıma sevgiden başka sizden bir ücret istemiyorum" ayeti nazil olunca, -insanlar- ya Resulullah! sevgileri bize farz olan yakınlarınız kimlerdir? diye sordular. Bunun üzerine o hazret, "-Yakınlarım- Ali, Fatıma ve onların iki oğludur" buyurdu.[2]

Bu ayet, kimlikleri net hadislerle bilinen Ehlibeyt'i sevmenin farz olduğuna delalet ediyor. Fahr-ur Râzi buna üç şekilde istidlal etmiştir; hadisi Zemahşeri'den rivayet ettikten sonra diyor ki: Onların, Resulullah sallallah'u aleyhi ve âlih'in dört yakını olduğu sabittir ve böyle olunca da onların fazladan bir tazime has olmaları gerekiyor ve buna da birkaç delil delalet etmektedir:

a) Allah Teala'nın, "İll'el meveddete fi'l kurba=Sadece Ehlibeyt'e sevgi" buyruğu.

b) Şüphesiz Resulullah sallallah'u aleyhi ve âlih, Fatıma'yı aleyhisselam seviyor ve "Fatıma benim bedenimin bir parçasıdır; onu inciten beni incitir" buyuruyordu. Ve mütevatir rivayetle Resulullah sallallah'u aleyhi ve âlih'ten o hazretin, Ali'yi, Hasan ve Hüseyn'i sevdiği de sabittir; böyle olunca da bütün İslam ümmetinin o hazret gibi onları sevmesi gerekiyor; çünkü Allah Teala buyuruyor ki: "Ona uyun ki, doğru yolu bulasınız."[3] ve yine, "Elçinin emrine aykırı davrananlar sakınsınlar."[4]

c) Resulullah sallallah'u aleyhi ve âlih'in evlatlarına dua etmenin yüce bir makamı var; işte bu nedenle namazda bu dua teşehhütten sonra yer almıştır. Bu dua şöyledir: "Allahumme salli ala Muhammed'in ve Âl-i Muhammed=Allah'ım! Muhammed ve Ehlibeyt'ine rahmet eyle" Ehlibeyt dışında hiç kimse hakkında böyle bir tazim yoktur; bütün bunlar, Muhammed ve Ehlibeyt'ini sevmenin farz oltuğunu gösteriyor.

İmam Şafiî diyor ki:

 

Ey süvari Mina'da taşlamada dur

Duran ve hareket edenlere duyur

Seher vakti Mina'ya akınca hacılar

Fırat'ın akışı gibi bir akınla:

Âl-i Muhammedi sevmek Rafizilikse eğer

Şahid olsun Rafiziliğime insanlar, cinler.[5]

 

Sonra Şafiî Meveddet ayetinin Ehlibeyt hakkında inişine işaret ederek şöyle diyor:

 

Ey Resulullah sallallah'u aleyhi ve âlih'in Ehlibeyt'i! Sizin sevginiz

Farzdır Allah'ın indirdiği Kur'an'da[6]

 

Bu Ayet Hakkında Ehlibeyt İmamları aleyhimusselam'dan Rivayet Edilenler

Ehlibeyt İmamları aleyhimusselam, bu ayetle, kendilerini sevmenin, sevgi beslemenin ve haklarını gözetmenin bütün Müslümanlara farz olduğuna istidlal etmişlerdir. Zâdan İmam Ali aleyhisselam'dan şöyle rivayet ediyor: "Hâ Mîm (Resulullah'ın) Ehlibeyt'i olan bizim hakkımızda ayet vardır; bizim sevgimizi ancak mümin korur." Sonra şu ayeti okudu: "De ki: Ben buna (tebliğime) karşılık yakınlarıma sevgiden başka sizden bir ücret istemiyorum."[7]

Kumeyt-i Esedi de şiirinde buna işaret ediyor:

 

Âl-i Hâ Mîm (Ehlibeyt) hakkında sizin için bir ayet bulduk

Bizden olan takvalı ve asaletli kimseler tefsir etmişlerdir onu[8]

 

İmam Zeynulabidin aleyhisselam'dan şöyle buyurduğu rivayet edilir:

Hz. Ali aleyhisselam şehid edilince Hasan b. Ali halka okuyduğu bir hutbesinde Allah'a hamd ve sena ettikten sonra şöyle buyurdu: "Ben, Allah'ın, sevgilerini her Müslüman'a farz kıldığı Ehlibeyt'tenim. Allah Teala buyuruyor ki: "De ki: Ben buna (tebliğime) karşılık yakınlarıma sevgiden başka sizden bir ücret istemiyorum. Kim bir iyilik kazanırsa, onun iyiliğini artırırız." Ayetteki "iyilik"ten maksat, biz Ehlibeyt'in sevgisidir."[9]

İbn-i Cerir, Ebu Deylem'den şöyle tahriç etmiştir: Ali b. Hüseyin esir olarak Şam'a götürüldüğünde, Dimaşk kapısında Şam halkından birisi kalkarak dedi ki: Sizi öldüren, kökünüzü kazıyan ve fitne boynuzunu kesen Allah'a hamdolsun.

Bunun üzerine Ali b. Hüseyin aleyhisselam ona, "Sen Kur'an okudun mu?" diye sordu. Adam, "evet" dedi. İmam aleyhisselam, "Acaba, Âl-i Hâ Mîm'i okudun mu?" buyurdu. Adam, "Ben Kur'an okudum; fakat Âl-i Hâ Mim'i okumadım." Bunun üzerine İmam, "Acaba "De ki: Ben buna karşılık yakınlarıma sevgiden başka sizden bir ücret istemiyorum" ayetini okumadın mı?" diye sordu. Adam, "Onlar sizler misiniz?" dedi. İmam aleyhisselam, "Evet" buyurdu.

İsmail b. Abdulhalik -bir hadiste- Ebu Abdullah (İmam Cafer-i Sadık)'tan şöyle rivayet ediyor: İmam'ın aleyhisselam Ebu Cafer-i Ehvel'e, "Basra halkı "De ki: Ben buna (tebliğime) karşılık yakınlarıma sevgiden başka sizden bir ücret istemiyorum" ayeti hakkında ne diyor?" diye sorduğunu ve onun da, "Fedanız olayım! Basra halkı bunların Resulullah sallallah'u aleyhi ve âlih'in yakınları olduğunu söylüyor" dediğini duydum. Bunun üzerine İmam, "Yalan söyüyorlar; bu ayet sadece biz Ehlibeytin, ashab-ı Kesâ olan Ali, Fatıma, Hasan ve Hüseyin'in hakkında nazil olmuştur", buyurdu."[10]

Ayetle İlgili Diğer Yorumlar

Buraya kadar Meveddet ayetinin açık ve net bir şekilde Ehlibeyt'i sevmenin farz olduğunu ortaya koytuğu anlaşıldı. Kirmanî[11] ve Aynî[12] gibi alimlerin de değindiği gibi bu ayetten ilk etapta anlaşılan da buydur. Bunun dışında bu ayetin tefsiri doğrultusunda Ehlibeyt'ten, sahaden, tabiinden, hadis imamlarından nakledilen rivayetler de bunu ortaya koymaktadır.[13]

Bu ayetin delalatinin, öğle vaktindeki güneş gibi açık olmasına rağmen, bazıları hakkı izale etmek istemiş ve hiçbir ilmi dayanağı olmayan veya ayetten maksadın ne olduğunu anlatmak için yeterli bir burhan sayılmayan gevşek sözlerle Allah'ın buyruğunu canları istediği gibi yorumlamaya çalışmışlardır. Bunların en önemlisi şöyledir:

A) Bu ayette Kureyş'e hitap edilmektedir; istenilen mükafat ise, Resulullah sallallah'u aleyhi ve âlih'in yakınları olmalarından dolayı onları sevmektir. Bunun izahı ise şöyledir: Onlar yalanlıyor ve bazı rivayetlerde geçtiği gibi o hazret onların ilahlarına çattığı için ona düşmanlık ve kin besliyorlardı. İşte bu nedenle Resulullah sallallah'u aleyhi ve âlih'e, iman etmedikleri durumda onlarla yakın olduğundan dolayı onlardan sevgi istemesi, kendisine eziyet etmemelerini ve düşmanlık beslememelerini dilemesi emredildi.

Bu görüşün dayanağı Tavus'tan nakledilen bir rivayettir. Birisi İbn-i Abbas'tan, "De ki: Ben buna (tebliğime) karşılık yakınlarıma sevgiden başka sizden bir ücret istemiyorum" ayetini sordu. Said b. Cübeyr, "Muhammed sallallah'u aleyhi ve âlih'in yakınlarıdır", dedi. Bunun üzerine İbn-i Abbas, acele ettin, dedi. Kureyş'in her boyunda Resulullah sallallah'u aleyhi ve âlih için bir akrabalık vardı. Derken şu ayet nazil oldu: "De ki: Ben buna (tebliğime) karşılık yakınlarıma sevgiden başka sizden bir ücret istemiyorum." Ancak siz, benimle aranızdaki yakınlığa ulaşmalısını (onu korumalısınız).[14]

Bu görüşe yönelik eleştiriler şunlardır:

1- Bu rivayetin senedine ilk bakıldığında itibardan düştüğü görülmektedir; çünkü bu rivayetin senedinde hadis uydurmak ve yalancılıkla meşhur olan Şa'be b. Haccac ve rivayetî zayıf olanlardan Yahya b. Ubbad-i Zabî var; nitekim İbn-i Hacer, Sacî'den rivayeten buna işaret etmiştir.[15]

Zehebî, Sâcî'yi tazyif etmede onun sözünü takip etmemiştir[16] Yine bu rivayette Muhammed b. Cafer var.[17] İbn-i Hacer onu, taz'if ettiği kimselerden saymış ve İbn-i Ebi Hatem'in onun hakkındaki, "....Onun söziyle ihticac edilmez" sözünü zikretmiştir.[18]

Yine bu rivayetin senedine, Cerh ve Ta'dil ulemasının, hakkında konuştuğu ve zayıf olduğunu söyledikleri Muhammed b. Beşşar var.[19]

Buraya kadar söylenenlerden, rivayetin senedinin itibardan düştüğü ve onunla istidlal edilemeyeceği anlaşılmaktadır.

2- Bu rivayet, Resulullah sallallah'u aleyhi ve âlih'ten mütevatir olarak nakledilen sahih hadislerle çelişmektedir. Biz bu hadislerden bazılarını zikrettik ve yine net bir şekilde Kurbadan (yakınlık) maksadın, İmam Ali, Zehra, Hasan ve Hüseyin olduğunu vurgulayan İbn-i Abbas[20] ve Said b. Cubeyr'in sahih hadisleriyle de çelişiyor.[21]

3- Bu ayet, nûzul sebebinde söylendiği gibi Mekki değil Medenî'dir ve bu ayetteki hitap, Kureyiş'e has değil bütün Müslümanlara yöneliktir.

B) Meveddet ayetindeki Kurba'dan (yakınlıktan) maksat, Allah Teala'ya yaklaşmaktır ve Kurba'yı sevmek ise Allah'a itaat ve yakınlıkla O'na sevgi göstermektir. Dolayısıyla, ayetin anlamı şöyledir: "Ben ona (çektiğim zahmetlere) karşılık sizden Allah'a yaklaşarak O'nu sevmenizden başka bir ücret istemiyorum."

Bu görüşün kaynağı, İbn-i Abbas'a nispet verilen şu rivayettir: "De ki: Ben size getirdiğim apaçık hükümler ve hidayet karşısında, itaatle Allah'a yaklaşmanızdan başka bir ücret istemiyorum."[22]

Bu görüşle ilgili eleştiriler şöyledir:

1- Bu görüşün dayandığı rivayet, İbn-i Hacer'in de açık bir şekilde beyan ettiği gibi ssenet bakımından zayıftır.[23]

2- Arap lügatında "Kurba" sözcüğü tekarrub ve yakınlık anlamında kullanılmamıştır.

3- Allah Teala'ya yaklaşmak, risaletin muhteva ve içeriğidir. Bu durumda Resulullah sallallah'u aleyhi ve âlih, Allah'a yaklaşmak için Allah'a yaklaşmayı nasıl isteyebilir! Böyle bir şey makul değildir ve selim bir akla sahip olan bunu kabul etmez; çünkü böyle bir söz, mükafat ve karşılığında mükafat verilen şeyin bir olmasını gerektiriyor.

Bu ayet hakkında bu değindiklerimizden (gerçekten) daha uzak olan iki görüş daha var; bu nedenle onlara değinmiyoruz. Buraya kadar anlatılanlardan kısaca anlaşılıyor ki, kurba'yı (yakınları) sevmektan maksat, Resulullah.sallallah'u aleyhi ve âlih'in yakınlarını sevmektir; onlar da o hazretin Ehlibeytinden olan soyu olan itretidir. Bu bölümün başında da değindiğimiz gibi Sünnî ve Şiî kanalıyla meveddet ayetini bu anlamda açıklayan bir çok rivayet vardır. Her iki fırkadan Ehlibeyt-i sevmenin ve onlara sevgi beslemenin farz olduğunu destekleyen mütevatir hadisler var.

Zemahşeri bu görüşü seçtikten sonra diyor ki: -Eğer, "Nede illa 'meveddet'el kurbâ' veya 'ill'el meveddet'e li'l kurbâ' (yakınlarımın sevgisi) veya (yakınlarım için sevgi) söylenmedi ve "ill'el meveddet'e fi'l kurbâ" (yakınlarım hakkında sevgi) söylendi; bunun anlamı nedir? denilecek olursa derim ki:

Sevgi için bir yer ve mekan farzedilmiştir; örneğin, "Bende falancalara sevgi var ve benim onlarda büyük sevgim var" denildiğinde; onları seviyorum ve onlar benim sevgimin yer ve mekanıdır, kastedilmektedir.

Zemahşeri sonra şöyle devam ediyor: -Ayetin Arapçasındaki- "fi" edatı, "lam" edatı gibi meveddet kelimesinin sılası (taalluk ettiği şey) değildir. "İlle'l meveddet-e lil kurba" denildiğinde, "el-mal-u fil kis" cümlesinde olduğu gibi zarf'ın taalluk ettiği hazf edilmiş bir şeye taalluk eder ve bu cümlenin aslı şöyledir: "ill'el meveddet'e sabitetun fil kurbâ ve mutemekkinet'un fîha" (yakınlarımda sabit olan ve onlarda yer eden sevgiden başka sizden bir ücret istemiyorum.)

Meveddet ve sevginin yakınlarda sabit olduğu ve onlarda yer ettiği ve onların sevginin yer ve mekanı edilmesine yönelik vurgu üzerinde düşünüldüğünde ve yine Sekaleyin ve Sefine hadisleri gibi her iki kanaldan mütevatir olarak Resulullah sallallah'u aleyhi ve âlih'ten rivayet edilen ve insanları, Allah'ın kitabındaki din maarifinin temellerini, ayrıntılarını ve gerçeklerinin beyanın, anlamak için Ehlibeyt'e yönlendiren rivayetler üzerinde düşünüldüğünde, Ehlibeyt'i sevmenin her Müslüman'a farn oluşunun ve bunun risaletin ücreti kılınışının, ilmî makamlarından ve ümmet hayatındaki risalet ve dinin tebliği hususundaki konumlarından dolayı insanları Ehlibeyt'e yönlendirmek için bir vesile olduğunda hiçbir şüpheye yer kalmaz.

Şüpheler ve Reddiyeler

Bu ayetin, her türlü kusurdan arınmış olan Ehlibeyt'i teşkil eden İmam Ali, Fatıma, Zehra ve bu ikisinin soyundan gelen masum imamlarına has olduğu ispatlandıktan sonra Ehlibeyt muhalifleri ve düşmanları tarafından ayeti doğru yönünden çevirmek için bir takım şüpheler söz konusu edilmiştir. Aşağıda bu şüphelerle reddiyelerine değineceğiz.

1. Şüphe: Şurâ suresi Mekkî'dir

Bu şüphe, rivayetler Şurâ suresinin Mekkî olduğunu onayladığından Meveddet ayetinin Resulullah sallallah'u aleyhi ve âlih'in Ehlibeyt'i hakkında nazil olmadığını anlatmaya çalışıyor ve demek istiyor ki Şurâ suresi Mekkî'dir; dolayısıyla bu sure nazil olduğunda İmam Ali aleyhisselam Hz. Fatıma'yla evlenmemiş, Hasan ve Hüseyin de dünyaya gelmemişti; dolayısıyla bu ayetin onlar hakkında nazil olduğu  düşünülemez.

 

Cevap

a) Resulullah sallallah'u aleyhi ve âlih ve Ehlibeyt imamlarından rivayet edilen hadislerin ashab, tabin ve ulemanın bu ayetin Ehlibet hakkında nazil olduğu doğrultusunda açık beyanı bu şüpheyi reddetmek için yeterlidir.

b) Kur'an-ı Kerim'de Medeni ayetlerin Mekkî surelerde veya Mekki ayetlerin Medeni surelerde yer aldığına oldukça fazla rastlamaktayız; bunu hiç kimse inkâr edemez. Örneğin, Mekki surelerde yer alan Medenî ayetlerin bir kaçı şöyledir:

1- Ra'd suresi, "inkâr edenlerin başlarına ani bir bela gelecek..." cümlesi dışında tümü Mekkidir.[24]

2- İsrâ suresi, "Neredeyse seni yurdundan çıkarmak için... ...ve bana katından yardım eden bir delil ver" cümlesi dışında tümü Mekkidir.[25]

3- Müddesir suresi, son ayeti dışında Mekkidir.[26]

4- Mutaffifin suresi, Mk. ayeti dışında Mekkidir.[27]

Medenî surelerde yer alan Mekki ayetlerden bir kaçı da şöyledir:

1- Mucadele suresi, ilk on ayeti dışında Medenidir.[28]

2- Beled suresi ilk dört ayeti dışında Medenidir.[29]

Bunlar gibi bir çok örneğe rastlamak mümkündür.

c) Ulema ve müfessirlerden büyük bir çoğunluğu meveddet ve ondan sonraki üç ayetin Medine-i Münevvere'de nazil olduğunu açık bir şekilde beyan etmektedir.

Bu alanda Şevkanî diyor ki: İbn-i Abbas ve Katade onun -Şura suresinin- Medine'de inen dört ayet "De ki: Ben buna karşılık sizden..." dışında Mekki olduğunu rivayet etmişlerdir.[30]

Alusî ise şöyle diyor: Bu sure "De ki: Ben buna karşılık sizden..." ayetiyle başlayan dört ayet dışında Mekkîdir. Mekatil de bu surede Medeni ayetler olduğunu bildirmiştir.[31]

Kurtubî şöyle demiştir: İbn-i Abbas ve Katade, "De ki: Ben buna karşılık sizden..." ayetinden itibaren dört ayetin Medenî olduğunu söylemişlerdir.[32]

Nişaburî ve Hazin de tefsirlerinde böyle zikretmişlerdir.[33]

2. Şüphe: Meveddet ayeti peygamberlik makamıyla ve diğer ayetlerle bağdaşmamaktadır

Bu şüphenin içeriği şudur: Resulullah sallallah'u aleyhi ve âlih tarafından elçilik ve hidayet ücreti istenmesi, yüce peygamberlik makamına münasip değildir; çünkü peygamberlik Allah Teala'da fanidir; Resulullah sallallah'u aleyhi ve âlih'in çektiği azap, zorluk, hicret, karşılaştığı kötü davranışlar, kuşatılma, savaş; hatta kendi kavmiyle savaşması, bütün bunlara eşsiz bir iman ve sabırla dayanması, Allah için ve Allah yolundadır; O'na Allah Teala'nın rızasından başka bir şey dilemesi ve risaletinin karşılığı olarak Ehlibeyt'i için sevgi istemesi o hazrete münasip değildir.

Ve yine diyorlar ki: Meveddet ayeti, Kur'an-ı Kerim'in ücret ve karşılık talebini reddeden bazı ayetleriyle çelişmektedir. Örneğin: "De ki: Ben sizden buna karşılık bir ücret istemiyorum ve ben yapmacık yapanlardan değilim."[34]

Ve yine: "De ki: Ben sizden bir ücret istemişsem, o sizin olsun. Benim ücretim yalnız Allah'adır. O her şeye şahittir."[35]

Ve yine: "De ki: Ben buna karşılık, Rabb'ine doğru bir yol tutmayı dileyen (insanlar olmanız) dışında sizden bir ücret istemiyorum."[36]

Ve yine: "De ki: Ben sizden buna karşılık bir ücret istemiyorum. O, sadece bütün alemlere bir öğüttür.[37]

 

Cevap:

Resulullah sallallah'u aleyhi ve âlih'in siretini, özellikle İslamî davetin başlarında sergilediği davranış ve hareketlerini inceleyen birisi, Resulullah sallallah'u aleyhi ve âlih'in kabile asabiyeti ve o zamanki cahiliye toplumunda baş alıp giden cahilane savaşlarda sabit adımlarla ve sağlam imanla durduğunu ve İslam'ın bunun karşısında, ortaya, üstünlük göstergesi olarak takva ve salih amel isminde başka bir ölçü koyduğunu görür; Allah Teala buyuruyor ki: "Allah katında sizin en üstün olanınız, en takvalı olanınızdır."[38]

Resulullah sallallah'u aleyhi ve âlih bu esas üzere İslam'la savaşan ve amcası Ebuleheb gibi en yakın akrabaları bile olsa, İslam'ın yayılmasını engelleyen herkese karşı savaşmıştır. İşte bu nedenle amcası Ebuleheb'e lanet edip ondan teberî ettiğini görüyoruz. "Ebuleheb'in iki eli kurusun, zaten kurudu da. Ne malı, ne de kazandığı onu kurtaramadı."[39] Diğer taraftan, ona iman edip, elçiliğini doğrulayan, hiçbir bağla veya akrabalıkla kendisiyle bir ilişkisi olmayan bir kişinin, Habeşi bir köle olsa bile ona yaklaştırıldığını görüyoruz; nitekim Selman-i Farsî hakkında buyurmuştur ki: "Selman, biz Ehlibeyt'tendir"[40]

Dolayısıyla Peygamber sallallah'u aleyhi ve âlih akrabaları için sevgi istediğinde ve bunu elçiliğinin ücret ve karşılığı kıldığında bununla kesinlikle tüm akrabalarını kastetmiyor; çünkü bu, Kur'an-ı Kerim'in apaçık ayetiyle çelişmektedir; zira; çünkü Resulullah sallallah'u aleyhi ve âlih, Allah'ın, Kur'an-ı Kerim'in muhkem ayetiyle lanetlediği Ebuleheb gibi birisini sevmeyi nasıl isteyebilir?! Şüphesiz Resulullah sallallah'u aleyhi ve âlih, meveddet ve sevgiyi, akrabalarından belli kişiler ve özel bir grup için istemiştir; o kimseler için istemiştir ki, İslamî risalet ve Muhammedî peygamberliğin korunması onlarla tamamlanır; doğru din onlardan alınır; insanlar ihtilaf ve sapıklıktan onların vasıtasıyla kurtulur; işte onlar Ehlibeyt olan masum imamlardır.

Dolayısıyla, Resulullah sallallah'u aleyhi ve âlih kendisi veya Ehlibeyt'i için değil, Müslümanlar'ın kendisine dönen bir ücret istemektedir; çünkü onların şahsen bu sevgiye ihtiyacı yoktur; onlar bu sevgiye, dinin temel ilkelerini, Allah'ın apaçık kitabını ve Resulullah sallallah'u aleyhi ve âlih'in sicet ve gidişatını korumak için diğer insanlara faydası olabilecek miktarda ihtiyacı var.

İşte buradan, maveddt ayetiyle, ücret istemeyi nefyeden diğer ayetler arasında çelişki olmadığı anlaşılıyor. Ayetlerdeki ücret, gerçek ücrettir; bu ise Resulullah sallallah'u aleyhi ve âlih'in istemediği bir ücrettir; çünkü Resulullah sallallah'u aleyhi ve âlih'in ameli sadece Allah içindir. Meveddet ayetindeki ücret ise lafzî bir ücrettir ve bu ücretin bütün getirileri ve bağışları Müslümanlara dönüyor; Kur'an-ı Kerim bunu açık bir şekilde şöyle buyuruyor: "De ki: Benim sizden istediğim ücret, sizin içindir."[41]

Buraya kadar söylediklerimiz, meveddet ayetinin ve bu ayeti tefsir eden nasların her Müslümana Ehlibeyt'i sevmenin farz olduğunu ispatlamaya yeter; fakat burada bu konuyu daha bir kökleştirmek  ve delaletini derine indirmek için bu manayı tefsir eden bazı ayetleri zikrediyoruz:

2- "İnanıp faydalı işler yapanlar için Rahman, gönüllerde bir sevgi yaratacak."[42]

Cabir b. Abdullah'tan şöyle rivayet edilir: Resulullah sallallah'u aleyhi ve âlih Ali b. Ebutalib'e buyurdu ki: "Ya Ali, de ki: Rabbim! Müminlerin kalbinde benim için (bir) sevgi yerleştir. Rabbim! Kendi yanında bana bir ahid kıl. Rabbim! Kendi yanında bana bir sevgi kı.l" Sonra Allah Teala şu ayeti indirdi: "İnanıp faydalı işler yapanlar için Rahman, gönüllerde bir sevgi yaratacak." Dolayısıyla kalbinde Ehlibeyt aleyhimusselam sevgisi olmayan hiçbir mümin erkek ve kadın bulamazsın.[43]

Bu hadis, Said b. Cubeyr kanalıyla İbn-i Abbas'tan[44] ve Ebu Said-i Hudrî'den[45] ve Berra b. Azib'den[46] ve Muhamed b. Handfiyye'den[47] rivayet edilmiştir.

3- "Kim bir iyilik getirirse ona ondan daha güzeli vardır."[48]

İmam Muhammed Bâkır aleyhisselam'dan şöyle rivayet edilir: Ebu Abddullah Cedelî, Emirulmüminin -Ali'nin huzuruna çıkınca İmam aleyhisselam ona, "Ya Eba Abdullah! Sana, "Kim bir iyilik getirirse ona ondan daha güzeli vardır..." ayetinden haber vereyim mi?" diye buyurdu. Ebu Abdullah, "Canım size feda olsun, evet", diyince, İmam aleyhisselam şöyle buyurdu: "Hasene ve iyilik, biz Ehlibeyt'i sevmek, seyyie ve günah ise, bize düşman olmaktır." Sonra ayeti okudu.[49]

Bu hadis, Ebu Abdullah-i Cedeli'nin dilinden de rivayet edilmiştir.[50]

4- "Onlar inanmışlardır ve kalpleri, Allah'ı anmakla yatışır; iyi bilin ki ancak Allah'ı anmakla kalpler yatışır."[51]

İmam Ali aleyhisselam'dan şöyle rivayet edilir: Bu ayet inince Resulullah sallallah'u aleyhi ve âlih buyurdu ki: "Bunlar Allah'ı ve Resulünü seven, yalancı olarak değil, gerçekçi olarak Ehlibeytimi seven, müminleri hazırda ve gayıbda seven kimselerdir. Bilin ki onlar birbirlerini Allah'ın zikriyle severler."[52]

Bu alanda, sahih kanallarla Ehlibet tarafından elimiz ulaşan rivayetlere, bir çok ayetin tefsiri bu anlamı vurgulamaktadır; ancak biz kitabımızda konuya özetle değinmek istediğimiz için onların tümünü zikretmekten sakındık.

Sünnette Ehlibet'i Sevmek

Birinci kısımda geçtiği gibi Kur'an nasları, Ehlibet'i sevmenin kaynağını tevil kabul etmeyecek açık bir şekilde ispatlamıştır. Bu kısımda ise Ehlibeyt'i sevmek, dost edinmek, onları sevmenin fazileti, özellik ve nişaneleri hususunda elimize ulaşan bazı rivayetlere değineceğiz.

Resul-i Ekrem'in Sünneti, Ehlibeyt'i sevmenin İslam'ın esası, imanın nişanesi, ibadetlerin en üstünü, onları sevmenin Allah ve Resulünü sevmek olduğunu vurgulamakta ve bu anlamların vurgulanışı, Ehlibeyt sevgisinin tüm ayrıntılarıyla risalet sevgisinin derinliğini sergilediğine; hatta onun, İslam'ın tüm boyutlarıyla gelişmesinin esası, inanca bağlılığın temeli ve onunla etkilenme gücüne delalet etmektedir.

Bu bölümde getireceğimiz sahih hadisleri dakik bir şekilde incelediğimizde, çok açık bir şekilde Ehlibeyt'i sevmekle risaletin ilerlemesi arasında ciddi bir ilişkinin olduğunu göreceğiz. Dolayısıyla bu kaynak, ümmetin şuur ve vicdanı müsaade ettiği kadarıyla peygamber sevgisini aşılamakta, inancı sağlamlaştırmakta ve ümmetin iman kimliğini belirlemektedir.

Aşağıda, Ehlibet'i sevmek hususunda Resulullah sallallah'u aleyhi ve âlih'in Sünnetinde geçen en önemli mefhumlara değineceğiz. Bu mefhumları aktaran hadisler iki kısımdır: Bir kısımında, Masum İmamlar hakkında "Ehlibeyt" tabirini kullanırken diğer kısmında onların kendilere ve isimlerine değinilmiştir.

Ehlibeyt'i Sevmeye Teşvik

1- Resulullah sallallah'u aleyhi ve âlih buyuruyor ki: "Evlatlarınızı üç özellik üzere terbiye edin: Peygamberinizi sevmek, Onun Ehlibeyt'ini sevmek ve Kur'an okumak."[53]

2- Yine buyuruyor ki: "Ehlibeytim hakkında size Allah'ı hatırlatıyorum, Ehibeytim hakkında size Allah'ı hatırlatıyorum, Ehlibeytim hakkında size Allah'ı hatırlatıyorum."[54]

3- Emirulmüminin Ali aleyhisselam buyuruyor ki: "İyiliklerin en iyisi, bizi sevmektir ve kötülüklerin en kötüsü de bize düşman olmaktır."[55]

Ehlibeyti Sevmek, Allah ve Resulünü Sevmektir

1- Resulullah sallallah'u aleyhi ve âlih buyuruyor ki: "Allah'ı, sizi rızıklandırdığı için için sevin; beni, Allah'ı sevdiğiniz için sevin; Ehlibeytimi, beni sevdiğiniz için sevin."[56]

2- Zeyd b. Erkam'dan şöyle rivayet edilir: Resulullah sallallah'u aleyhi ve âlih'in yanındaydım; o sırada Fatma aleyhisselam geçti; evinden çıkmış Resulullah sallallah'u aleyhi ve âlih'in evine gidiyordu. Oğulları Hasan ve Hüseyin de yanındaydı. Ali aleyhisselam arkalarından hareket ediyordu. Resul-i Ekrem sallallah'u aleyhi ve âlih onlara bakarak buyurdu ki: "Kim onları severse, beni sevmiştir; kim onlara buğzederse, bana buğzetmiştir."[57]

3- Emirulmüminin Ali aleyhisselam diyor ki: "Resulullah'ın şöyle buyurduğunu duydum: Ben, Adem oğullarının efendisiyim; ya Ali sen ve senden sonraki İmamlar da ümmetimin efendilerisiniz; kim bizi severse, Allah'ı sevmiş olur; kim bize buğzederse, Allah'a buğzetmiş olur; kim bizi dost edinirse Allah'ı dost edinmiş olur, kim bize düşmanlık ederse Allah'a düşmanlık etmiş olur; kim bize itaat ederse, Allah'a itaat etmiş olur; kim ize isyan ederse Allah'a isyan etmiş olur."[58]

4- İmam Sadık aleyhisselam buyuruyor ki: "Kim bizim hakkımızı tanıyıp da bizi severse, Allah Tebarek ve Teala'yı sevmiştir."[59]

Ehlibeyti Sevmek İslam'ın Temelidir

1- Resulullah sallallah'u aleyhi ve âlih şöyle buyurmuştur: "İslam'ın temeli; benim ve Ehlibeytimi sevmektir."[60]

2- Yine buyurmuştur: "Her şeyin bir temeli vardır; İslam'ın temeli ise, biz Ehlibeyti sevmektir."[61]

3- Emirulmüminin Ali aleyhisselam şöyle buyuruyor: "Resulullah sallallah'u aleyhi ve âlih bana buyurdu ki: Ya Ali! İslam çıplaktır; elbisesi takvadır; tüyü hidayettir; ziyneti hâyadır; direği (haram ve şüpheli şeylerden) sakınmaktır; ölçüsü salih ameldir. İslam'ın esası, benim ve Ehlibeytimin sevgisidir."[62]

Ehlibeyti Sevmek İbadettir

1- Resulullah sallallah'u aleyhi ve âlih şöyle buyuruyor: "Âl-i Muhammed'in bir gün sevmek bir yılın ibadetinden daha hayırlıdır; kim bu sevgiyle ölürse cennete girer."[63]

2- Resulullah sallallah'u aleyhi ve âlih yine şöyle buyuruyor: "Bil ki, Allah'a ibadetin evveli O'nu tanımaktır; sonra bana inanmaktır; Allah'ın beni, müjdeleyici, korkutucu, Allah'ın izniyle -insanları- O'na davet etmek ve parlak bir lamba olarak bütün insanlar için gönderdiğine ikrar etmek, sonra Allah'ın kendilerinden her türlü kötülüğü giderdiği ve tertemiz kıldığı Ehlibeytimi sevmektir."[64]

3 - İmam Sâdık aleyhisselam buyuruyor ki: "Her ibadetin üstünde bir ibadet var; biz Ehibeti sevmek ise ibadetlerin en üstünüdür."[65]

Ehlibeyti Sevmek İmanın Nişanesidir

1- Resulullah aleyhisselam şöyle buyurmuştur: "Hiç kimse, ben kendisine kendi canından, Ehlibeytim kendi ehlibeytinden; soyum, kendi soyundan ve zatım kendi zatından daha sevimli olmadıkça iman etmiş olmaz."[66]

2- Yine o hazret buyuruyor ki: "Biz Ehlibeyti takvalı müminden başkası sevmez; katı kalpli münafıktan başkası da bize düşman olmaz."[67]

3- İmam Bâkır aleyhisselam şöyle buyurmuştur: "Bizi sevmek iman, bize düşmanlık etmek ise küfürdür."[68]

4- İmam Bâkır aleyhisselam şöyle buyurmuştur: "Biz Ehlibeytin sevgisi; Allah'ın, kulun kalbine yazdığı bir şeydir. Allah Teala onu, birinin kalbine yazdığında hiç kimse onu silemez; Allah Teala'nın, "Onların kalbine iman yazılmış ve onları kendinden bir ruh ile desteklemiştir" buyurduğunu duymadınız mı? O halde biz Ehlibeyti sevmek, imanın aslından kaynaklanmaktadır."[69]

Ehlibeyti Sevmek Evlatların Helâlzade Oluşunun Nişanesidir

1- Resululallah sallallah'u aleyhi ve âlih Emirulmüminin Ali aleyhisselam'a işaret ederek şöyle buyurdu: "Ey insanlar! Evlatlarınızı (helâlzade olup olmadığını öğrenmek için) onun sevgisiyle imtihan edin; doğrusu Ali dalalete davet etmez ve hidayetten de uzak olmaz; dolayısıyla kim onu severse, sizdendir ve kim de ona düşmanlık ederse, sizden değildir."[70]

2- Ebubekir'den şöyle rivayet edilir: Resulullah sallallah'u aleyhi ve âlih'in bir çadır kurarak bir arap kavsine yaslandığını gördüm. Çadırda Ali, Fatıma, Hasan ve Hüseyin'in bulunduğu bir sırada buyurdu ki: "Ey Müslümanlar! Ben, bu çadırdakilerle sulh içinde olanlarla sulh içindeyim; bunlarla savaş halinde olanlarla savaş halindeyim; bunları sevenlerle dostum. Bunları ancak ceddi said ve doğumu güzel (helâlzâde) olan sever; bunlara ancak ceddi şakiy doğumu kötü (haramzâde) olan düşman olur."[71]

3- Resulullah sallallah'u aleyhi ve âlih'in Ebuzer'e vasiyeti hususunda Emirulmüminin Ali aleyhisselam'dan şöyle rivayet edilir: Resulullah sallallah'u aleyhi ve âlih buyurdu ki, "Ey Ebazer! Kim biz Ehlibeyti severse, Allah'a, (bu) ilk nimetinden dolayı hamdetmelidir." Ebuzer, ya Resulellah! İlk nimet nedir? diye sorunca buyurdu ki: "Doğumunun iyi (helâlzâde) olmasıdır; bizi doğumu iyi olandan başkası sevmez."[72]

4- Resulullah sallallah'u aleyhi ve âlih buyurmuştur ki: "Ey Ali! Beni seven, seni seven ve senin evlatlarından olan imamları seven doğumunun iyi (helâlzâde) olmasından dolayı Allah'a hamdetmelidir; bizi doğumu iyi olandan başkası sevmez ve bize doğumu habis (harâmzâde) olandan başkası düşmanlık yapmaz."[73]

5- İmam Sadık aleyhisselam buyuruyor ki: "Vallahi bizi, Arap ve Acem'den gece ehli (teheccüt için geceleyin uyanan), şeref ve asalet ehlinden başkası sevmez ve bize onlardan ve bunlardan ilhak edilmiş alçak olandan başkası düşmanlık etmez."[74]

6- İbade b. Samit der ki: Biz evlatlarmızı, Ali b. Ebutalib'i sevmekle imtihan ederdik; birisinin Ali b. Ebutalibi sevmediğini görseydik, onun bizden olmadığını ve onun gayri meşru olduğunu bilirdik.[75]

7- Mahbub b. Ebu Zinad diyor ki: Ensar, biz insanların, Ali b. Ebutalib'e düşmanlık etmeleriyle, babasından başkasından olduğunu tanırdık, diyordu."[76]

Kıyamet Günü İnsanlar Ehlibeytin Sevgisinden Sorguya Çekilecek

1- Resulullah sallallah'u aleyhi ve âlih buyuruyor ki: "İnsanın sorguya tabi tutulacağı ilk şey, biz Ehlibeyti sevmektir."[77]

2- Yine o hazret buyurmuştur ki: "Kıyamet günü insan dört şeyden sorguya çekilmedikçe adım atmaz: Ömrünü nede geçirdiğinden, bedenini nede çürüttüğünden, malını nerede harcadığı ve nereden kazandığından ve biz Ehlibeyti sevmekten."[78]

3- Yine Resulullah sallallah'u aleyhi ve âlih'ten bunun  benzeri bir rivayet edilmiştir; şu farkla ki sonuna şöyle eklenmiştir: Ya Resulullah sallallah'u aleyhi ve âlih! Sizi sevmenin alameti nedir? diye sorulması üzerine, O hazret eliyle Ali'nin omuzuna vurdu."[79]

İmam Ali aleyhisselam'ı Sevmek

Geçen bölümlerde işaret ettiğimiz mefhumlar ve Ehlibeyti sevmenin fazileti, özellik ve nişanelerini açıklayan İslamî nassların özet olarak söylediği şeylerin Ehlibeyt'in fertleri hakkına da geçerliliği vardır; bunun en belirgin örneğini Ehlibeyt-i sevmenin nişanesi olarak Emirulmüminin Ali'yi sevmek hususunda rivayet edilen hadislerde görmek mümkündür.

Resulullah sallallah'u aleyhi ve âlih'ten şöyle rivayet edilir? "Benim sevgimden dolayı Ehlibeytimi sevmeden hiç kimse iman getirmiş olamaz." "Bunun üzerine Ömer, "Senin Ehlibeytini sevmenin nişanesi nedir?" diye sorunca Resulullah sallallah'u aleyhi ve âlih eliyle Ali aleyhisselam'a vurarak "budur" buyurdu[80]

İşte böylece Emirulmüminin Ali'yi sevmeye tekit Ehlibeyt'in tümünü sevmeye, onlara sarılmaya ve onlara uymaya tekit etmek demektir.

Ali'yi Sevmenin Fazileti

1- Resulullah sallallah'u aleyhi ve âlih buyuruyor ki: "Müminin sayfasının (amel defterinin) başlığı, Ali sevgisidir"[81]

2- Yine buyuruyor ki: "Cehennem ateşinden kurtuluş, Ali sevgisidir"[82]

3- Başka bir yerde ise şöyle buyuruyor: "Ey Ali! Ne mutlu seni sevene ve sende sadık olana ve vay haline sana düşmanlık edenin ve seni yalanlayanın"[83]

Niçin Ali'yi Seviyoruz?

Emirulmüminin Ali'yi sevmemiz bir alışkanlık değildir; bu sevgi samimi İslamî inançtan kaynaklanmış olup onun en önemli kesin hükümlerindendir; hadislerde bu kaynağa, boyutlarına ve nedenlerine değinen naslarımız vardır; eğer bu naslar üzerinde düşünecek olursak, bu sevginin doğruluğu ve temelinin derinliği anlaşılacaktır; ve işte bunlar aşağıdaki sebeplerden kaynaklanmaktadır:

A- Ali aleyhisselam'ı Sevmek İlahi Bir Emirdir

Allah Teala, Resul-i Ekrem'e Ali aleyhisselam'ı sevmeyi emretmiştir ve bu da bize Allah Teala'nın, Resulullah'a sallallah'u aleyhi ve âlih emrettiği şeye uymamızın gereğini gösteriyor.

Bureyde babasından şöyle nakleder: Resulullah sallallah'u aleyhi ve âlih buyurdu ki: "Allah Teala bana dört kişiyi sevmemi emretti ve kendisinin de onları sevdiğini bildirdi." Oradakiler, onlar kimlerdir ya Resulullah sallallah'u aleyhi ve âlih? diye sorunca, üç defa, "Ali onlardandır, Ali onlardandır" buyurdu ve sonra da, "Ebuzer, Mikdad ve Selman; bana bunları sevmemi emretti"[84] buyurdu. Resulullah sallallah'u aleyhi ve âlih'in, Ali'nin aleyhisselam ismini üç defa tekrarlamasın nedeni ise bu konunun önemini vurgulamak içindir. Ebuzer, Mikdad ve Selman'ı sevmenin emredilmesi ise Emirulmüminin Ali aleyhisselam'ı sevmenin bir parçasıdır; çünkü bu sahabeler Emirulmüminin Ali aleyhisselam'ın Şiâsının, onun sevenlerin ve yolunu izleyenlerin gerçek bir örneğiydiler. Onların gidişatı Hz. Ali aleyhisselam'a karşı ihlas ve sevgilerinin derinliğini göstermektedir.

B- Allah ve Resulü sallallah'u aleyhi ve âlih, Ali aleyhisselam'ı Sevmekteler

Bunu destekleyen bir çok açık naslar vardır; biz burada onlardan sadece ikisine değineceğiz:

1-     Tayr Hadisi

Bu hadis Allah Teala'nın insanlar arasında Hz. Ali aleyhisselam'ı herkesten çok sevdiğine delalet eder. Enes b. Malik'ten şöyle nakledilir: Resulullah'ın yanında bir kuş eti vardı. O sırada Resul-i Ekrem sallallah'u aleyhi ve âlih, "Allah'ım! Bu kuşun etini benimle birlikte yemesi için senin yanında kullarının en sevgilisi olanı getir bana." buyurdu. Bunun peşinden Ali içeri girdi; fakat onu geri çevirdim; sonra yine geldi; tekrar onu geri çevirdim. Ve üçüncüsünde veya dördüncüsünde gelerek içeri girdi. Resulullah sallallah'u aleyhi ve âlih, "Seni benden uzak tutan şey ne idi ya Ali?" diye sordu. Ali dedi ki: "Seni peygamberliğe gönderene andolsun, ben üç defa kapıyı çaldım; fakat her defasında Enes beni geri çevirdi."

Bunun üzerine Resulullah sallallah'u aleyhi ve âlih, "Neden onu geri çevirdin?" diye sordu. Ben, onun beraberinde Ensar'dan bir kişinin de olmasını istedim, dedim. Resulullah sallallah'u aleyhi ve âlih bu cevaba tebessüm etti.[85]

2- Bayrak Hadisi:

Bayrak hadisi de, Allah ve Resulü sallallah'u aleyhi ve âlih'in Emirulmüminin Ali aleyhisselam'ı sevdiklerini gösteren ve bize onu sevmeyi, velayetine sarılmayı, onun hidayetiyle hareket etmeyi farz kılan başka bir delildir. Hayber savaşında Resulullah sallallah'u aleyhi ve âlih bayrağı önce Ebubekire vermiş, Ebubekir giderek bir şey yapamadan geri dönmüş, sonra Ömer'e vermiş, o da gitmiş, ama Hayber'i fethedemeden geri dönmüştür.[86] Taberî'nin rivayetinde ise şöyle geçer: Ömer geri dönünce ashabını korkaklıkla itham ediyordu, onlar da onu korkaklıkla itham ediyorlardı.[87]

Bunun üzerine Resulullah sallallah'u aleyhi ve âlih ayağa kalkarak şöyle buyurdu: "Yarın sancağı öyle birine vereceğim ki, Allah ve Resulü'nü sever, Allah ve Resulü de onu severler; o, kaçmaz ve sürekli hamle eder." Başka bir rivayette ise: "Hiçbir zaman Allah onu alçaltmaz ve ona fetih vermedikçe asla geri dönmez."[88]

C- Ali aleyhisselam'ı Sevmek, Allah ve Resulü sallallah'u aleyhi ve âlih'i Sevmektir

1- Resulullah sallallah'u aleyhi ve âlih buyurmuştur ki: "Kim Ali'yi severse beni sevmiş olur ve kim de Ali'ye düşmanlık yaparsa bana düşmanlık yapmış olur."[89]

2- Yine Buyurmuştur ki: "Beni seven Ali'yi sevsin; Ali'ye düşmanlık yapan bana düşmanlık yapmış olur; bana düşmanlık yapan Allah'a düşmanlık yapmış olur ve Allah'a düşmanlık yapanı da Allah cehenneme sokar."[90]

3- "Ali'yi seven beni sevmiş, beni seven de Allah'ı sevmiş olur; Ali'ye düşmanlık yapan bana düşmanlık yapmış ve bana düşmanlık yapan da Allah'a düşmanlık yapmış olur."[91]

Bu rivayetlerden, Emirulmüminin Ali aleyhisselam'ı sevmenin insanın Allah ve Resulünü sevmesine neden olduğu anlaşılmaktadır ve bu da Allah'a inananların amaçları ve arzu edenelerin arzularının zirvesidir.

D- Ali aleyhisselam'ı Sevmek İman, Ona Düşmanlık Yapmak İse Nifaktır

1- Senetlerle Ümm-ü Seleme'den şöyle rivayet edilir: Resulullah sallallah'u aleyhi ve âlih şöyle buyuruyordu: "Münafık Ali'yi sevmez; mümin ise Ali'ye buğzetmez."[92]

2- Emirulmüminin Ali aleyhisselam şöyle buyurmuştur: "Tohumu yaran ve mahlukatı yaratana andolsun ki Ümmi Peygamber'in bana ahdidir bu: Beni ancak mümin sever ve bana ancak münafık düşmanlık yapar."[93]

3- Yine buyurmuştur ki: "Bana düşmanlık yapması için bu kılıcımla müminin genizine vursam, yine de bana düşmanlık yapmaz ve beni sevmesi için dünyayı ondaki tüm varlıklarla birlikte münafığın üzerine (ayağına) döksem, yine de beni sevmez; çünkü buna hükmedilmiş ve Resul-i Ekrem'in sözünde geçmiştir. Nitelim şöyle buyurmuştur: Ey Ali! Mümin sana düşmanlık yapmaz ve münafık seni sevmez."[94]

4- Eba Said-i Hudrî'den şöyle rivayet edilir: "Biz -Ensar topluluğu- münafıkları, Ali b. Ebutalib'e düşmanlık yapmalarıyla tanırdık."[95]

5- Ebuzer'den şöyle rivayet edilmiştir: "Biz, münafıkları ancak Allah ve Resulünü yalanlamaları, namaz kılmamaları ve Ali'ye düşmanlık yapmalarıyla tanırdırk."[96]

Dolayısıyla, Emirulmüminin Ali aleyhisselam'ı sevmek imanın nişanelerindendir. Allah ve Resulü sallallah'u aleyhi ve âlih'e iman eden herkes, iman sıfatlarına bürünmeyi sevmelidir ve bunun en önemli örneklerinden biri de Allah Teala'nın sevmeyi emrettiği kimseyi ve yine Allah ve Resulü sallallah'u aleyhi ve âlih'in sevdiği kimseyi sevmektir.

Emirulmüminin Ali aleyhisselam'a düşmanlık yapmak ise nifak nişanelerindendir ve yukarıdaki sarih hadislerde belirtildiği gibi ona münafıktan başkası düşanlık yapmaz. Bu hususta Ahmed b. Hanbel şöyle demiştir: "Ancak Resulullah sallallah'u aleyhi ve âlih hiçbir şüphe olmayan hadisinde, "Seni ancak mümin sever ve sana ancak münafık düşmanlık yapar" buyurmuştur ve Allah Teala da şöyle buyurmuştur: "Münafıklar, ateşin en aşağı tabakasındadırlar."[97] Dolayısıyla, Ali aleyhisselam'a düşmanlık yapan cehennemin en aşağı tabakasındadır."[98]

FATIMA-İ ZEHRA'YI (S.A) SEVMEK

Fatıma-i Zehra selamullahi aleyhâ, sevgisi bizlere farz olan Ehlibeyt'tendir. Zehra selamullahi aleyhâ'yı sevmek, Resulullah sallallah'u aleyhi ve âlih'in onu sevmesinden kaynaklanmaktadır. O, Ümm-ü Ebihâ (babasının annesi)dir; peygamberin bedeninin bir parçası ve göğsündeki ruhudur. Resulullah sallallah'u aleyhi ve âlih onu, babaların kızlarını sevmesine benzemeyen fazla bir sevgiyle sevmekteydi. Babaların kendi kızlarını sevmesi sadece babalık şefkatinden kaynaklanan bir durumdur; fakat Resulullah sallallah'u aleyhi ve âlih'in ona sevgisi, saygı ve ihtiram taşımaktaydı. Bunun nedeni ise Hz. Fatıma selamullahi aleyhâ'nın üstün faziletlere, çok büyük özelliklere sahip olmasıydı. O, Resulullah sallallah'u aleyhi ve âlih'in kucağında büyüyen, yüksek derecelere varan ve imamet gölgesinde (himayesinde) yetişip gelişen ilk İslam kızıydı. O bütün kusur ve ayıplardan masumdur; İslam dininin örnek kadını, her asır ve her yerde uyulmaya lâyık birisidir.

Resulullah sallallah'u aleyhi ve âlih, her fırsatta ve her münasebette Fatıma selamullahi aleyhâ'nın yüceliğini vurgular, faziletlerini anlatır, Allah ve Resulü sallallah'u aleyhi ve âlih yanındaki makam ve mevkisini beyan eder ve böylece Müslümanları onu sevmeye ve kendisinden sonra onun kadrini bilmeye yöneltmeyi amaçlardı; çünkü o Resulullah sallallah'u aleyhi ve âlih'ten sonra bâki kalan bakiyyesi, Müslümanların önderi, İslam'ın risaleti ve dedeleri Muhammed Mustafa sallallah'u aleyhi ve âlih'in sünnetinin koruyucları olan Masum İmamların (a.s) annesiydi.

Aşağıda Resul-i Ekrem sallallah'u aleyhi ve âlih'ten nakledilen ve o hazretin Fatıma-i Zehra selamullahi aleyhâ'i ne kadar sevdiğini ortaya koyan bazı rivayetlere değineceğiz:

1- Resulullah sallallah'u aleyhi ve âlih buyurmuştur ki: "Fatıma benden bir parçadır, onu öfkelendiren beni öfkelendirmiş olur."[99]

2- Yine şöyle buyurmuştur: "Fatıma benden bir parçadır; onu rahatsız eden beni rahatsız etmiş olur ve ona eziyet eden de bana eziyet etmiş olur."[100]

3- Yine şöyle buyurmuştur: "Ey Fatıma! Allah senin gazabınla gazab eder ve senin rızanla razı olur."[101]

4- Aişe'den şöyle nakledilir: Fatıma kadar sözleri ve konuşması Resulullah sallallah'u aleyhi ve âlih'e benzeyen birini görmedim. Fatıma içeri girince Resulullah sallallah'u aleyhi ve âlih ayağa kalkar, onu öper, kendi yerinde oturturdu. Resulullah sallallah'u aleyhi ve âlih da Fatıma'nın yanına gittiğinde Fatıma ayağa kalkar, onu öper ve kendi yerinde oturturdu.[102]

5- Aişe'ye, "Resulullah sallallah'u aleyhi ve âlih'in yanında insanların en sevimlisi kimdir?" diye sorulduğunda, "Fatıma'dır", dediği, "Ya erkeklerden?" sorusuna da, "Kocasıdır" cevabını verdiği rivayet edilmiştir.[103]

6- Bureyde'den şöyle dediği rivayet edilir: Resulullah sallallah'u aleyhi ve âlih'in yanında kadınlardan en sevimlisi Fatıma ve erkeklerden ise Ali'ydi."[104]

Yukarıda geçtiği gibi, Hz. Fatıma aleyhaselam'ı sevmek Kur'an-ı Kerim ve Resulullah'ın sünnetinde sabit olmasına rağmen babası Resul-i Ekrem sallallah'u aleyhi ve âlih'in vefatından hemen sonra türlü türlü üzüntü ve zulümlere maruz kalmış, babasının mirasını ondan alıkoymuşlar, onu öfkelendirmişler ve eziyet etmişlerdir; öyle ki, insanlarla muhatap olup sevgisinin bütün Müslümanlara farz olduğu hususunda onlara babası Muhammed Mustafa sallallah'u aleyhi ve âlih'in mübarek dilinden dökülen buyruklarla delil getirmek zorunda kalmış ve: "Allah aşkına söyleyin; siz ikiniz (Ebubekir'le Ömer) Resulullah'ın, 'Fatıma'nın rızası benim rızamdır, Fatıma'nın öfkesi benim öfkemdir; kızım Fatıma'yı seven beni sevmiş olur' buyurduğunu duymadınız mı?" demiştir, onlar da, evet, duyduk demişlerdir...[105]

Sanki onlar bunu hiç duymamışlar, Allah Teala'nın, Fatıma aleyhaselam'ın gazabından gazaplandığını ve onun rızasıyla razı olduğunu işitmemişlerdi!! Allah Teala buyurmuştur ki: "Allah ve Resulünü incitenler var ya, işte Allah onlara dünya ve ahirette lanet etmiş ve onlar için alçaltıcı bir azap hazırlamıştır."[106]

Böylece Hz. Fatıma aleyhaselam onlara (Ebubekir ve Ömer'e) gazaplı olarak ve onlardan razı olmadan bu dünyadan göçüp gidince bu büyük tehlikeye uğradılar.

Resulullah sallallah'u aleyhi ve âlih'in İki Torunu Hasan ve Hüseyin aleyhimasselam'ı Sevmek

Hasan ve Hüseyin aleyhisselam, Resulullah sallallah'u aleyhi ve âlih'in torunları, onun güzel kokulu iki reyhanı, cennet gençlerinin efendileri, Allah'ın kendilerinden her türlü kötülük ve çirkinliği giderip tertemiz kıldığı Kesâ ashabındandırlar. Bu bölümün başında değindiğimiz Meveddet Ayetinde onların sevgisi Kur'an-ı Kerim'in nassıyla sabit olmuştur. Burada ise Resulullah sallallah'u aleyhi ve âlih'ten sahih kanallarla bize ulaşan, o hazretin onlara karşı sevgisini belirten, onları sevmeyi ve onlara sarılmayı vurgulayan bazı hadislere değineceğiz. Bu nurları sevmenin bu kadar önemle vurgulanmasının sebebi ise onların, söz ve amelle asil İslam kaynaklarına, Kur'an-ı Kerim ve Resulullah sallallah'u aleyhi ve âlih'in parlak sünnetinin gidişatına sarılmaya davet eden doğru risalet hattını temsil etmeleridir.

Aşağıda İmam Hasan ve İmam Hüseyin aleyhimasselam'ı sevmek hususunda sahih ve mütevatir hadislerden bazısına değineceğiz:

1- Resulullah sallallah'u aleyhi ve âlih şöyle buyurmuştur: "Hasan ve Hüseyin benim oğullarımdır; onları seven beni sevmiş olur, beni seveni Allah sever, Allah da kimi severse onu cennete sokar; onlara buğzeden bana buğzetmiş olur, bana buğzedene Allah buğzeder, Allah da kime buğzederse onu cehenneme sokar."[107]

2- Resulullah sallallah'u aleyhi ve âlih şöyle buyurmuştur: "Bu ikisi benim oğullarım Hasan ve Hüseyin'dir; Allah'ım! Ben onları seviyorum. Allah'ım! Ben onları seviyorum;onları sevenleri de seviyorum."[108]

3- Ebu Hureyre'nin rivayet ettiği bir hadiste şöyle geçer: Resulullah sallallah'u aleyhi ve âlih'in Hasan ve Hüseyin hakkında şöyle dediğini duydum: "Kim beni severse, bu ikisini sevsin."[109]

4- Resulullah sallallah'u aleyhi ve âlih şöyle buyurmuştur: "Bu ikisine sığının; anam-babam bunlara feda olsun; kim beni severse, bu ikisini sevsin."[110]

5- Yine Resul-i Ekrem sallallah'u aleyhi ve âlih, İmam Hasan aleyhisselam'ı kucaklayarak şöyle buyurmuştur: "Allah'ım! Ben onu seviyorum; ben onu ve onu seveni seviyorum."[111]

6- Başka bir yerde ise şöyle buyurmuştur: "Hüseyin bendendir ve ben de Hüseyin'denim; Hüseyin'i seveni Allah sevsin; Hüseyin torunlardan bir torundur."[112]

7- Yine şöyle buyurmuştur: "Hasan ve Hüseyin güzel kukulu iki gülümdür."[113]

8- Ebu Eyyub-i Ensari'den şöyle rivayet edilir: Resulullah sallallah'u aleyhi ve âlih'in huzuruna girdiğimde Hasan ve Hüseyin'in o hazretin karşısında oynadıklarını görünce, 'Ya Resulellah! Onları seviyor musun?' diye sordum. O hazret buyurdu ki: "Nasıl onları sevmem; o ikisi dünyadan kokladığım iki güzel güldür."[114]

Buraya kadar geçenlerden anlaşılıyor ki Hasan ve Hüseyin aleyhimasselam'ı sevmek bütün Müslüman erkek ve kadınlara farzdır; çünkü Allah Teala buyuruyor ki: "Andolsun Allah'ın Elçisinde sizin için (uyulacak) en güzel bir örnek vardır."[115] Ve bu sevgi, Resulullah sallallah'u aleyhi ve âlih'i, İmam Ali ve Hz. Zehra aleyhimasselam'ı sevmekten ayrılmayacak bir parçadır ve işte rızvan ve en yüce derecelere ulaşmak bu sevgiyi gerektirmektedir. Resulullah sallallah'u aleyhi ve âlih'in Hasan ve Hüseyin'in elinden tuttuğu bir sırada şöyle buyurduğu rivayet edilmiştir: "Beni seven, bu ikisini seven, bunların babasını ve annesini seven kıyamet gününde benim derecemde benimle birlikte olacaktır."[116]

Ancak şu da var ki, Ehlibeyt aleyhimusselam'ın sevgisinin farz oluşu sadece kuru bir sevgi değildir, aksine, onlara uymanın, onları sevmek ve onların düşmanlarından berî olmanın gerektirdiği ameldir. Resulullah sallallah'u aleyhi ve âlih şöyle buyurmuştur: "Kim, benim hayatımla hayatta olmak, ölümümle ölmek ve Rabb'imin diktiği adn cennetinde sakin olmak istiyorsa, benden sonra Ali'yi ve onu seveni sevsin ve benden sonra Ehlibeytime uysun; onlar benim itretimdir, benim tinetimden yaratılmışlar; benim anlayış ve ilmimle rızıklanmışlardır; o halde, vay ümmetimden onların faziletlerini yalanlayanların ve benim onlarla olan yakınlığımı kesenlerin haline; Allah, benim şefaatimi onlara ulaştırmayacaktır."[117]

Arap Şiirinde Ehl-i Beyt aleyhimusselam'ı Sevmek

Şüphesiz bazı şiirler hikmet ve fesahat dışında önemli tarihî olayları da içermektedir.

İslam şairleri asr-ı saadetten günümüze kadar kalplerine yerleşip coşan Hz. Resul-i Ekrem ve onun tertemiz Ehl-i Beyt'ine (Allah'ın selamı onların üzerine olsun) sevgi beslemek hususunda gelen ayetleri kaydetmiş, bu itikadî ilkenin asil ve ilahî bir inanç olduğunu vurgulamış ve onun en önemli etki ve verilerini açıklamışlardır.

Şüphesiz İslam'ın ilk şairi, Ehl-i Beyt sevgisinin asil ve ilahî bir sevgi olduğunu vurgulayan şairlerin başında gelen Resulullah sallallah'u aleyhi ve âlih'in amcası Mekke Şeyhi Ebutalib'tir; nitekim bir şiirinde şöyle diyor:

 

Bilmiyor musunuz bulduk Muhammed'i

Musa gibi peygamber; yazılmış kitapların başına

Kullarda ona karşı bir muhabbet var

Şüphe yok Allah'ın sevgiye has kıldığında[118]

 

Buradan Ebutalib'in, Resulullah sallallah'u aleyhi ve âlih'in peygamberliğini ikrar ettiğini, onu gerçekten sevdiğini, yardım ettiğini ve ona karşı, cömertliğin zirvesi olan canını verecek kadar derin sevgi beslediğini anlıyoruz; nitekim bunu bir şiirinde şöyle dile getirmiştir:

 

Canıma and, sevinçle üslendim Ahmed'i

Sevdim onu, aşığın buluşma yerlerini sevdiği gibi

Kendimi harcayıp korudum onu

Soyum ve topluluğum ile savundum onu

 

Yalan söylüyorsunuz Ka'be'ye andolsun biz

Asla Ahmed'i size teslim etmeyeceğiz

Onu çevreleyip etrafında canı feda etmedikçe

Çoluk-çocuğumuzu bu yolda vermedikçe.[119]

 

Resul-i Ekrem sallallah'u aleyhi ve âlih'in Ehl-i Beyt'ini sevmek doğrultusundaki şiirler, İslam Peygamberine karşı sevginin derinliğini ve Allah'ın elçisine karşı duyulan ilginin şiddetini vurgulayan yüce hedeflerden kaynaklanmakta ve şairin, İslam dinini en önemli ilkelerinden biri olup dünya ve ahiret saadetini tazmin eden Resul-i Ekrem sallallah'u aleyhi ve âlih'in Ehl-i Beyt'i ve yakınlarına (Allah'ın selamı onların üzerine olsun) karşı bağlılığını ortaya koymaktadır.

Şimdi örnek olarak, Ehl-i Beyt aleyhimusselam'ı sevmenin gerekliliğini vurgulayan, şairlerin ölüm tarihlerine göre seçtiğimiz bazı şiirlere değiniyoruz:

 

1. Harb b. Munzir b. Carud (1. yy'ın ileri gelenlerinden).

 

Yeter bana dünyadan, ayakta tutacak birkaç lokma;

İçinde kabre varacağım birkaç keten elbise,

Ve Muhammed'in ailesine olan sevgim;

Ücret olarak bizden ancak onlara sevgi istenmiştir.[120]

 

2. Farazdak, Hammam b. Galib-i Temimi-i Daremî Ebu Feras (d: 110 hk.)

Hişam b. Abdulmelik'in karşısında İmam Zeynulabidin (a.s)'ın mehdinde okuduğu, beyitleri Mim harfiyle başlayanı bu şiirinin baş tarafında şöyle diyor:

 

Bu kişiyi, Mekke'nin ayak izlerini tanır.

Ka'be tanır bunu, harem de, Hill de tanır

 

Şiirinin diğer bir bölümünde ise şöyle diyor:

 

Bilmiyorsanız bilin bunun soyu Peygamber

ktır kendisi, hem sözü, hem de doğduğu yer

Öyle bir soydandır ki, onları sevmek dindir.

Onlara buğzetmek inkar, onlara yakınlık saadettir.

 

Allah zikrinden sonra, her şeyden önde adları

Onlarla başlar her şey; onlarla biter her söz

Bela ve şerlerin defi istenir onların sevgisiyle

İhsan ve nimetler çoğalır onların muhabbetiyle.[121]

 

3. Kumeyt b. Zeyd-i Esedî (d: 126 hk.)

Ba harfiyle başlayan kasidesinin Haşimiyat bölümünde şöyle diyor:

 

Coştum; ama para ve kadın sevgisiyle coşmam ben

Oyun da yok bende; çünkü boş şeylere özenenler oynarlar.

 

Nihayet diyor ki:

 

Lakin tertemiz insanların şevkiyle coştum

Sevgisiyle Allah'a yaklaşmaya koştum

Muhabbet kanatlarımı onlar için gerdim

Korumak için şefkatimi ayaklarına serdim

Kör karanlığın gölgesinde zulmü adalet görene

Söyle, "Nereye? Nereye bu gidiş?!" gidene

Hangi kitapla veya hangi sünnetle

Ayıplıyorsun beni onların sevgisiyle

Benim için ancak Âl-i Muhammed'dir uyulacak

Benim için ancak hak yoludur tutulacak

Kimdir onlardan başka gönlüm baş eğeceği

Kimdir onlar dışında mehdehip öveceğim

Ben sizin sevmediğimiz şeylerden cümle

Kaçabildikçe kaçacağım sözümle, amelimle

Bana şaşkın diyorlar sizi sevdiğim için

Göstererek derler bana: Hüsrandadır niçin!

Oysa kendileri en büyük hürsan içindeler

Sizin sevginizden dolayı beni tekfir ederler

Bazıları da bana "Günahkârdır; fasıktır" derler

Ne onları tekfiri kötüdür benim için

Nede buldukları ayıp ayıptır benim için

Hâ Mîm'de sizin için inmiş bir ayet bulduk[122]

Manasını çekinen de, açıklayan da açıklamıştır bize

Öyle insanlar ki Kureyiş şereflendi onlarla

Sonsuz erdemler, kerametler saklıdır onlarda.[123]

 

4. Seyyid Himyeri (d: 173 hk.)

Ehl-i Beyt aleyhimusselam'ı sevmek hakkında şöyle demiştir:

 

Ehl-i Beyt sevgisini kendimize din edindik

Onları sevene bizden sevgiyi haktır dedik

Başkalarını izleyenler, aramızda hiç sevilmez

Öldüğünde cehennemden başka yere giremez

Kevser havuzunun kıyısına erişemez

Erişse de dövülüp geri çevrilir, orada yer verilmez.[124]

 

Yine diyor ki:

 

Namazım onlara salavatla tamamlanır.

Teşehhütten sonra benim namazım,

Kabul olmaz onlara salavat getirmezsem

Kerim Rabb'e onlar için dua etmezsem

Bilin ki var olduğum müddetçe ben

Sevgimi, gücümü onlara feda ederim ten

Onların sevgisi yüzünden kınanan bir insan

Uğurlarında ezilmeyi göz önünde almalı her an[125]

 

Müminlerin Emiri Hz. Ali aleyhisselam'ı sevmenin etkilerinden birini açıklayarak şöyle buyuruyor:

 

Öyle birini seviyorum ki onu seven

Nur cemaliyle müjdelenip güler o ölen

Onlardan başkasını severek ölen düşmanı

Ölürse ateştir yeri; yoktu başka yer ona o an.

Ey Ebu'l Hasan! Ben senin fazlına arifim

Senin yoluna sımsıkı sarılmış bir garibim.

Sen Mustafa'nın vasisi, hem amcası oğlusun

Sana buğzedenlere düşmanız; barışmayız doğrusu

Seni seven kurtulmuş, mümindir; açıktır hidayeti

Düşmanların müşriktir, bellidir dalaleti.

 

5. Süfyan b. Mus'ab-i Abdî (2. yy'ın ileri gelenlerinden)

Ehl-i Beyt aleyhisselam'ı sevmeyi vurgulayarak şöyle demiştir:

 

Muhammed (s.a.a) peygamberin

Soyu iftiharlar, faziletler ehlidirler

Körlükten yol gösterir

Azgın selden kurtarırlar

Doğrudurlar; doğru sözde

İyiliklerde herkesten önde

Velayetleri Rahman'dan

Kur'an'da farz kılınmış

Onlar dosdoğru bir yol

Onda olan kurtulur;

Zor imtihanlara tutulur.

 

Yine şöyle demiştir:

 

Ey efendilerim! Alioğulları,

Tâhâ ve Sâd oğulları

Sizsiniz yeryüzünde Allah'ın

Halifelerisiniz; var mı denginiz?!

Siz Allah'ın her kurtuluşa erene,

Hidayet vesilesi kıldığı, hidayet yıldızları.

Ömrümü sürekli sizi sevmekle geçirdim.

Sizin buğzettiğinize ben düşman kesildim

Kıyamette sevginizden başka azığım yok

Budur benim en güzel azığım

Mahşer günü için güvendiğim,

İşte odur ya tek hazırlığım.

İmanım sizin sevginiz ve size bağlılık

Sizi yerenlere olan buğzumdur beni.[126]

 

6. Ebu Abdullah Muhammed b. İdris-i Şafiî (d: 204 hk.)

Ehl-i Beyt aleyhimusselam'ı sevmek hususunda şöyle demiştir:

 

Ey Resulullah'ın Ehl-i Beyt! Sizin sevginiz

Farz kılınmış Allah'ın indirdiği Kur'an'da.

İftihar olarak size yeter şu yazı

Size salavat getirmeyenin boştur namazı.[127]

 

Yine diyor ki:

 

Bana Rafizi oldun dediler; dedim yok; değil.

Rafizilik benim dinim; inancım değil

Ama şüphesiz ben en iyi imama uydum,

En iyi kurtarıcıyı, hadiyi buldum

Rafizilikse Âl-i Muhamed'i sevmek

O zaman ben de Rafizliğim demek.[128]

 

Yine şöyle demiştir:

 

Ey atlı Mina'da taşlama yerinde dur

Hif Mescidi'nde oturana, ayakta durana da

Sabahleyin hacılar topluca Mina'ya

Coşmuş Fırat gibi akıp gelince şöyle haykır:

Muhammed'in âl-i'ni sevmek Rafizilikse eğer

İnsanlar, cinler bilsin, Rafiziymişim ben meğer.[129]

 

Yine şöyle demiştir:

 

Kalbimi yarsalar onda katipsiz

İki satır yazılmış olduğunu görürler:

Adalet ve tevhid bir yanda;

Ehl-i Beyt'i sevmek diğer yanda.[130]

 

Yine diyor ki:

 

Muhammed'in soyunu sevmek eğer günahsa

Bu günahtan tövbe etmem ben asla

Onlar, benim mahşerde şefaatçilerimdir

Şafiî'ye göre onlara buğzetmek büyük günahtır.

 

7. Di'bil b. Ali el Huzaî (d: 246 hk.)

Ali b. Musa'r Rıza aleyhisselam'ın huzurunda okuduğu Ta harfiyle başlayan meşhur kasidesinin başında şöyle söylemiştir:

 

Dilsiz konuşkan ve sözlerden oluşan ağıtlarım

İnilti ve feryatlarla söz ettiler

…

Sonra şöyle devam etti:

 

Ey peygamberle evlatlarının ilminin varisi

Sonsuz esenliklerle size selam olsun

Beni Peygamber'in evlatlarını sevmekle mi kınıyorsun

Onlar yaşadıkça benim muhabbet beslediğim ve güvendiğim kimselerdir.

Hakkı bulmak için onları seçtim ki onlar

Şüphesiz her zaman iyilerin en iyileridirler

Sadakatle onlara sevgi besledim

O velilerim için baş eğip oldum teslim

Ya Rabb'im! basiretle yakinimi çoğalt,

İyiliklerim içinde onlara sevgimi artır.

En uzak akrabalarımı sizi sevdiği için severim

Ailem ve kızlarımdan sizin için ilişkimi keserim

Ey nefis! Ne mutlu sana; müjdeler olsun!

Çok uzak değildir gerçekleşecek olan

Ben Rahman'dan onların sevgisi için

Firdevs cennetlerinde ebedi hayat umuyorum.[131]

 

Başka bir yerde şöyle geçer:

 

Mustafa'nın vasisinin soyuna olan sevgim

Her zevki, güzelliği unutturur

Âl-i Muhammed'in muhabbetinden bir azı

Dünya malının bir çoğundan daha yararlıdır.

 

Mısraları, beyitleri onlarla doldur; onlara boşalt

Zevklerin tutkusuyla doldurduğun kalbini

Kurtuluş evine girmek için onlardan

Başkasını sevenlerle ilişki bağını kopar, kes at.[132]

 

8. Ebu'l Feth Keşacem (d: 360 hk.)

Ehl-i Beyt aleyhimusselam'ı sevmekle ilgili şöyle diyor:

 

Paksınız sizler; övgülerin övgüsü size layıktır

Sizden başkaları hicivlere maruz kalmıştır

Hükmetmeye çağrıldığımda sevginize mahkum iken

Kıyamette mahkemeye çıkarılmaktan korkmam ben

 

Yakinim var sevginizle günahlarım benden

Tozların savrulması gibi savrulur gider.

Kainatın ilahından yıldızlar kadar

Size salat ve selam olsun.[133]

 

Müminlerin Emiri Hz. Ali (a.s) hakkında ise şöyle söylemiştir:

 

Vasiyi sevmek iyilik ve ihsandır

Ve şüphesiz kökünün temizliğidir;

Onun sevgisiyle bağlıdır halktan alim olanı.

Fakat cahiller bilmezler onun hakkını.[134]

 

9. Naşi-us Sağir (d: 365 hk.)

Ehl-i Beyt aleyhimusselam'ı sevmekle ilgili şöyle demiştir:

 

Ey Yâ Sîn'in soyu! Sizi seven kimse

Şüphesiz hayır kazanır kendisine.

Sizinle insan her şaşkınlıktan korunur

Sizin sevginizle yer kötü ıslah olur.

Sizden başkasındaki her güzellik

Sizin faziletinizle karşılaşırsa çirkinleşir.[135]

 

Yine şöyle demiştir:

 

Âl-i Muhammed'le doğrular tanınır

Kitabın onların evinde nüzulüne inanılır.

Sıratı-ı müstakim onların sevgisidir

Ama bu yolu gitmek pek çetindir

Onlardır Nuh'un gemisi, Büyük Nebe'

Onlardır babullah; budur son söz.[136]

 

10. İbn-i Hammad-i Abdi (4. yy'ın ileri gelenlerinden)

Ehl-i Beyt aleyhimusselam'ın sevmekle ilgili şöyle der:

 

Muhammed'in Ehl-i Beyt'i efendileridir kainatın

Allah yolunda yüksek makam onlarındır.

Öyle bir ailedir ki onlar, onların sevgisiyle mümin

Yarın korktuğu şeyden aman bulacaktır.

Onlara itaat eden Allah'a itaat etmiş olur

Onlara karşı gelen ise O'na karşı gelmiş olur

Onlardır sırat-ı müstakim; onların sevgileri

Kıyamet günü teraziyi ağırlaştırır

Ardı ardına hadisler geldi ki Muhammed

Onların velayeti, hürmetlerini korumayı etti vasiyet

Kur'an onlara uymayı farzetti

Tüm insanlara; öyleyse dinleyin Kur'an'ın emrini.[137]

 

Yine diyor ki:

 

Ehl-i Beyt'i sevmek günah eğer

Ben bundan tövbe etmeye çalışmam

Seviyorum onları ve övgüler sunarım onlara

Onlara dil uzatana dil uzatırım

Onları, bir menfaat kazanmak için asla övmem

Onlara övgüm içteki meyil ve istektendir.[138]

 

11. Sahib b. Abbed (d: 385)

Ehl-i Beyt aleyhimusselam'ı sevmek hususunda şöyle buyuruyor:

 

Sevgim halistir Mustafa'nın evlatlarına

Buna en büyük şahidim kalbimdir

Komşum beni onları sevdiğim için kılandı

Yazıklar olsun dedim ey komşu!

Vallahi yoktur benim güzel amelim

Onunla ateşten kurutuluş dileyeyim

Ancak Âl-i Mustafa'nın sevgisidir

Yaratan Allah'ın Resulünün soyu.[139]

 

Ve yine demiştir ki:

 

Gönlüm Âl-i Yâ Sîn'in mehdine razı olunca

Kalbimde bir hüzün bulurum

Ey dil durma dök tertemiz kişilere övgünü

Çoğalt, çoğalt vasilere övgülerini

Allah'a hamd ki hidayet etti beni

Şerefli mübarek yüce insanların sevgisine

Nebi ve Ehl-i Beyt'inin sevgisi güvencemdir

Belalar hakkımızda kötü şeyler düşününce.[140]

 

Müminlerin Emiri Ali aleyhisselam'ı sevmek hakkında ise şöyle der:

 

Vasiyi sevmek farzdır, vaciptir

Vasiyden maksadım Emirulmüminin Ali'dir

Allah Ali'yi müminlere veli seçmiştir

Sevgisini tüm halka farz kılmıştır.[141]

 

Ve sonra diyor ki:

 

Ali'nin aşkıyla şek-şüphe erir

Ruhlar yücelir, soylar yükselir

Nerede Ali'yi seveni görsen

Bil ki iftihar ve akıl ordadır.

 

Ali'ye birini düşman görürsen

Bil ki soyunu ödünç almıştır

Onu sen bu işte hatalı görme

Babası ev duvarını alçak yapmıştır.[142]

 

Yine şöyle demiştir:

 

Ebutalib oğlu Ali'nin sevgisi

İnsanı cennete hidayet eder

Ona buğzedenin yoktur siperi

Sonu aşikar bize, ateşe gider

Allah'a hamdolsun ki şüphesiz ben

Minnettarım Allah'a, Ali'yi severim.[143]

 

Ve yine demiştir ki:

 

Vasiyi sevmek bir alamettir

İnsanlarda, en değerli şahittir

Ali'yi seveni gördüğün vakit

Hükmet onun keremine, cömertliğine.[144]

 

12. Mehyari'l-Deylemî (d: 428 hk.)

Ehl-i Beyt aleyhimusselam'ı sevmek hususunda şöyle diyor:

 

Ey Tâ Hâ'nın evlatları! Hüznüm, figanım sizin için

Aşktan kaynaklanıp gönlümü yakar.

Vücudum sarsıntısıyla birlikte gözerimden

Boşalan yaşlar sizin için azdır

Halim bundan ibaretken size olan sevgim yeter.

Dindeki tek bağım işte budur.

Defterimin sayfaları simsiyahtır benim ama

Parlak ve beyaz yerleri sizdendir.

Sizin sevginiz şirk esaretinden kurtuluştur.

Omuzlarımda onun zincirleri var

Sizin izzet elbisenizi giyene kadar

Zillet elbiselerine büründüm durdum.[145]

 

Yine şöyle demiştir:

 

Sevgim de dinim de sizinledir

Doğum yerin İran olsa da

Sizden güç alarak dalaletle savaşıp, hidayet buldum

Siz olmasaydınız hidayete etmezdim

Şirkin elindeki kınında keskin kılıçken

Beni dalaletten siz kurtardınız.[146]

 

13. Şeyh Arif Muhyiddin b. Arabî (d: 638 hk.)

Şehadet ehlidir Ehl-i Beyt

Kimse onlara denk olamaz

Onlara buğz gerçek hüsrandır

Onlara sevgi ise ibadettir.[147]

 

14. Kemaluddin Şafiî (d: 652 hk.)

Sağlam kulptur onlar kurtuluş isteyene

Beyan olmuştur faziletleri vahiyle, Kurân'la

Mustafa'nın Ehl-i Beyt'idirler; onların sevgisi

Bütün insanlara kesin farz olmuştur.[148]

 

Yine şöyle demiştir:

 

Ey Rabb'i! Beş Ehl-i Aba'nın hakkına

Güzellikler sahibi, hidayet mekanları

Kurtuluş gemisi onlardır

Onları seven kazançlıdır

Şüphesiz ben onların sevgisiyle

Ağır günahlarımdan affını diliyorum

Onarlı sevene, siperdir onlar

İnsanı kötü belalardan kurtarırlar.[149]

 

15. Safyiddin-i Hilli (d: 752 hk.)

Ehl-i Beyt aleyhimusselam'ın sevmekle ilgili şunları söylemiştir:

 

Ey hidayet ailesi sizinle kurtuluşa erişir

Sizin sevginize bağlanmış olan

Kıyamette sevapla mükafat kazanır

Günahların korkusundan da kurtulur.[150]

 

Yine şöyle demiştir:

 

Ey seçilmiş soy! Ey kendisiyle

Kurtuluşa erer onları seven kul

Sizin sevginizle tanınacağım mahşerde

İnsanlar simalarıyla tanındığında.[151]

 

Yine şöyle demiştir:

 

Ey seçilmiş soy, ey kendileriyle

Acı azaptan kurtuluşu ümit ettiklerim

Sevginizde şiirlerim coşar, durmaz

Halis sevgim sürekli sizindir; ortak tanımaz

 

Din yolum sizinle müstakimse

Ben gerçek kurtuluşa erenlerdenim

Kime Allah sizi tanıtmış ise

Allah'ın huzurunda kalb-i selim ile varır.[152]

 

Ve yine şöyle demiştir:

 

Ali ve evlatlarını seversen eğer

Kıyamette, haşırda kurtuluşa erersin

Gadir-i Hum günü ona imamet verildi

Peygamberin kesin sözü ve nassı ile

 

Namazda teşehhütte ona salat

Onun makamını haber vermez mi?

Allah'ın adını andıktan sonra

Nebi ve âlinden başkası var mıdır bir bak.[153]

 

16. Şemsuddin Maliki (d: 780 hk.)

İmam Hasan ve Hüseyin aleyhimaselam'ı sevmek hakkında şöyle der:

 

Onlar Resul'ün göz nurları

Ebediyen cennette gençlerin efendileri

"Benim iki gülümdür" demiştir Nebi

Severim ben kim severse onları

İstersen onları kalpten severek

Kurtuluş yoluna varabilirsin.[154]

 

17. Şahabuddin Ahmed b. Ahmed-i Halvanie'ş-Şafiî (d: 1308 hk.)

Kasidesinde şöyle der:

 

Andolsun ki yoktur Ehl-i Beyt gibi yüce insanlar

Şan, şeref çeşmelerini paklar nurları

Kimdir onlara denk onanlar

Onlardır şerefin doruk noktasına varanlar

Sevgileri rızanın kapısı; eğer rızaları,

Satılırsa; kıymeti aşıkların ruhudur ancak.

Emin peygamber onların medhetini getirmiş

Okudukça kariler onlar da medhedilmiş

Canıma and, bu öyle bir şereftir, yüceliktir ki

Bütün şereflerden, övgülerden daha yücedir

Ey onların övgülerini silmeye çalışan!

İstediğin kadar çabala; dolunayı silmeye gücün yetmez ki?!

Onlara düşman olan ey bedbaht sapık!

Birkaç gün dünyada keyfine bak sen

Kıyamette yerin cehennemin alevidir

Ve ey onları seven, saygı gösteren insan!

Müjdeler olsun sana sevginden dolayı her an

Kıyamet günü şüphesiz duyacaksın şu sesi:

"Buyur; buyur; yemyeşil cennete gir.[155]

 

18. Şeyh Abdulmun'im-il Firtusî (d: 1335 hk.)

Ehl-i Beyt aleyhimusselam'la ilgili recez halinde okuduğu meşhur kasidesinde Resulullah sallallahu aleyhi ve âlih'in, "Ehl-i Beytim'i seven cennete girer" buyruğuna işaret ederek şöyle diyor:

 

Tutarak Mustafa peygamber

Hasan ile Hüseyin'in elinden

Dedi ki: Bu iki torunum, tahir kızım

Ve vasilerin efendisi Ali

Kim bunların tümünü severse

Her birine ayrıca muhabbet beslerse

Adn cennetine yerleştikten sonra

Seçkinlerin sonuncusunun makamına erişir.[156]

 

Ve "Hubb-u Fatıma aleyhâ selam yenfeu fil mevatin" başlığı altında ise şöyle demiştir:

 

Zehra'yı sevmek faydalıdır gerçekten

Bela yerlerinde sahiplerine

Kurtardığı en küçük bela noktası,

Ölüm anında beliren çetinliktir.

Ve kabir azabı, mahşerdeki zorluklar

Bekâ günü sırattan geçişte

Kulların hesabı ve adalet terazi

Kurulunca likâ günü hesap için tartılar

Kulları bu çetin anlarda korkulardan

Zehra'nın sevgisinden başkası kurtaramaz.

O gün Zehra'yı seven müminler

Salihlerle girer cennet-i me'vaya.[157]

 

19. Seyyid Muhsin Emin-i Amili (d: 1371 hk.)

Ehl-i Beyt aleyhimusselam'ı sevmekle ilgili şöyle demiştir:

 

Peygamber'in Ehl-i Beyt'i hidayet lambaları

Karanlık onların hidayet nuruyla sökülür

Başkalarının yüzleri karardıkça her an

Yüzleri nurla ışıldar onarlın her zaman

Risaletin ücreti onların sevgisidir

Göklerin Rabb'i Kur'an'da bunu vahyetmiştir

Öyle bir aile ki onlara getirmedikçe salavat

Kılınan namaz hiç Müslüman'dan kabul olmaz.

Ey Muhammed'in Ehl-i Beyt'i sizin sevginizle

Günahlar silinir, hayırlar çoğalır.

Sizin sevginiz olmazsa bütün kâinatın

Kıyamet günü kabul olmaz itaatı.

Azığım kıyamette sadece sizin sevginizdir

Bu sevgiyi kalbimin derinliklerinde gizlidir.[158]


 


[1] - Şurâ, 23.

[2] - Durr-ul Mensur- Siyutî c.6, s.7; Fezail-us Sahabe -Ahmed b. Hanbel-, c.2, s.669/1141; el -Müstedrek-u ala's Sahihayn, c.3, s. 172. Şevahid-ut Tenzil -Haskanî-, c.2, s.130 birkaç kanalla. Savaik-ul Muhrika -İbn-i Hacer-, s.170; Tefsir-ur Râzi, c.27, s.166; Mecma-uz Zevaid- Heysemi-, c.9, s.168; el-Keşşaf -Zemahşeri-, c.4, s.219; Zehair-ul Ukba el-Muhibb Taberî- s.25; İs'af-ur Rağibin -Sabban- s.113 ve diğer menakıp ve tefsir kitapları. Bkz. Kitab-ut Teşeyyu -Seyyid Ğureyfi- s.215-216.

[3] - A'raf, 158.

[4] - Nur, 63.

[5] - Tefsir-i Râzi, 27/166.

[6] - Savaik-ul Muhrika -İbn-i Hacer- s. 148-175; Şerh-ul Mevahib -Zerkanî-, c.7, s.7, el-İthaf bi hubb-il Eşraf -Şebravi- s.83, Mısır- Matbaat-il Edebiyye; İs'af-ur Rağibin -Sabban- s. 119.

[7] - Mecma-uz Zevaid, c.9, s.146; Tarih-i İsbehan, c.2, s.165; Kenz-ul Ummal, c.2, s.290/4030, bunu İbn-i Merdeveyh ve İbn-i Asakir'den tahriç etmiştir; Savaik-ul Muhrika, s.770; Şevahid-ut Tenzil, c.2, s.105 /838, Mecma-ul Beyan c.9, s.43.

[8] - Kumeyt'in, Bâ harfiyle başlayan kasidesinin Hâşimiyat bölümünden.

[9] - el-Müstedrek-u ala's Sahihayn, c.3, s.172; Mecma-uz Zevaid, c.9, s.146, Savaik-ul Muhrika, s.170; el-Fusul-ul Muhimme -İbn-i Sabbağ-ı Malikî- s.166; Zehair-ul Ukba, s.138; Şerh-u İbn-i Ebi'l Hadid, c.16, s.30.

[10] - Kâfi, c.8, s.89/66; Kurb-ul Esnad- Ebu Abbas Himyerî, s.128/450, Kum- Müesseset-ul Âl-il Beyt li İhya-it Turas, 2. baskı.

[11] - Kevakib-ud Derarî fi Şerh-i Sahih-i Buharî -Kirmani-, c.18, s.80, Beyrut- Dar-ul Fikr basımı, 1. baskı.

[12] - Umdet-ul Karî fi şerh-i Sahih-i Buharî -Aynî-, c.19, s.157, Beyrut-Dar-ul Fikr basımı.

[13] -Bu ayetin Ehlibeyt'i sevmek hususunda nazil olduğunu Masum Ehlibeyt imamlarından aleyhisselam altısı, sahabe ve tabiinden ondan fazlası rivayet etmiştir ve bu hadis, hadis imamlarının yaklaşık elli dokuz kitaplarında kaydedilmiştir. Bkz. Teşyid-ul Muraciat ve Tefnid-ul Mukabirat -Seyyid Milanî c.1, s.236-239. el Gadir -Allame Eminî, c.3, s.172.

[14] - Müsned-i Ahmed, c.1 s.229 ve 286; Sahih-i Buharî, c.6, s.231/314 Tefsir Kitabı; Metalib-ul Âliye -İbn-i Hacer-, c.3, s.368.

[15] - Mukaddimet-u Feth-il Bârî -İbn-i Hacer Askalanî s.452, Beyrut- Dar-u İhya-it Turas'il Arabi, 2. baskı.

[16] - Mizan-ul İ'ltidal, c.4, s.387.

[17] - Muhammed b. Cafer (Buhari'nin rivayetinde)

[18] - el- Cerh-u ve't Ta'dil, c.7, s.222 ve bkz. Mukaddimet-u Feth-il Bârî, s. 437.

[19] - Mukaddimet-ul Feth-il Bârî, s.437; Mizan-ul İ'tidal, c.3, s.490.

[20] - el- Bahr-ul Muhit, c.7, s.516; Zehair-ul Ukba, s.35; Menakıb-i İbn-i Meğazili, s.192/263, Beyrut-Dar-ul Ezva.

[21] - Yenabi-ul Meveddet, c.1, s.215-216/1,2 ve 3.

[22] - Tefsir-ur Razi, c.27, s.165; Feth-ul Bârî -İbn-i Hacer-i Askalanî, c.8, s.458, Beyrut-Dar-u İhya-it Turas-il Arabî, 2. baskı.

[23] - Feth-ul Bârî bi Şerh-i Sahih-i Buharî, c.8, s.458.

[24] - Tefsir-u Kurtubî, c.9, s.287; Tefsir-ur Râzî, c.18, s.130, Mısır - Mektebet-u Abdurrahman Muhammed, 1. baskı; Sırac-ul Munir -Şerbinî, c.2, s. 137.

[25] - Tefsir-u Kurtubî, c.10, s.203; Tefsir-ur Râzî, c.20, s. 145; Sırac-ul Munir, c.2, s.261.

[26] - Tefsir-u Hazin, c.4, s.343, Beyrut-Dar-u Marifet.

[27] - Tefsir-u Kurtubi, c.30, s.58.

[28] - Tefsir-i Ebi Seud, c.8, s. 215, haşiyede, Beyrut-Dar-u İhya-it Turas-il Arabî, Sırac-ul Munir, c.4, s.210.

[29] - el-İtkan, c.1, s.17.

[30] - Feth-ul Kadir, c.4,s. 677-672.

[31] - Ruh-ul Meanî -Alusî, c.25, s.10.

[32] - Tefsir-u Kurtubî, c. 16, s.1.

[33] - Tefsir-i Hazin, c.4, s.49.

[34] - Sâd, 86.

[35] - Sebe, 47.

[36] - Furkan, 57.

[37] - En'am, 90.

[38] - Hucurat, 13.

[39] - Mesed, 1-2.

[40] -Usd-ul Gabe, c.2, s.421; Müsned-i Ebu Ya'lâ, c.6, s.177/6739, Dimaşk-Dar-ul Me'mun lit Turas, 1. baskı.

[41] - Sebe', 47.

[42] - Meryem, 96.

[43] - Şevahid-ut Tenzil, c.1, s. 464/489; Ğayet-ul Meram, s. 373, 73. bab.

[44] - Mecma-uz Zevaid, c.9, s.125; Hasais-ul Vahy-il Mubin, s.108, 7. bölüm; Durr-ül Mensur, c.4, s.287.

[45] - Şevahid-ut Tenzil, c.1, s.474/504.

[46] - Feraid-us Simtayn, c.1, s.8, 14. bab; Menakıb-i İbn-i Meğazili, s.327/374; Keşf-ul Ğumme, c.1, s.314, Tefsir-ul Keşf ve'l Beyan fi Tefisr-il Ayet. Hasais-ul Vahy-il Mubin, s.71, 7. bölüm.

[47] - Riyaz-un Nezire, el-Muhibb'ut Taberî, c.2, s.125, Beyrut, Dar-ul Kutub; Sevaik-ul Muhrika, s.172; Nur-ul Ebsar, s.124.

[48] - Kısas, 84.

[49] - Keşf-ul Ğumme, c.1, s.321 ve 324; Tefsir-ul Burhan, -Hüseynî Behranî-, c.3, s.212, Kum- Bi'set Müessesesi, 1. baskı; Mecma-ul Beyan, bu ayetin tefsirinde; Yenabi-ul Mevedde, c.1, s,292/5; Feraid-us Simtayn, c.2, s.297-299; Erceh-ul Metalib, s.84; Menakıb-ı İnb-i Meğazilî, s.138.

[50] - Feraid-us Simtayn, c.2, s.297; Tefsir-ul Keşf-i ve'l Beyan -Sa'lebi- bu ayetin tefsirinde.

[51] - Ra'd, 28.

[52] - Kenz-ul Ummal, c.1, s.250; Durr-ul Mensur, c.4, s.58.

[53] - Kenz-ul Ummal, c.6, s.456/45409; Savaik-ul Muhrika, s. 172; Feyz-ul Kadir, c.1, s.225/ 311.

[54] - Sahih-u Mûslim, c.4, s.1873/ 2408; Müsned-i Ahmed, c.4, s.367; Sünen-ul Kubra -Beyhakî-, c.2, s. 148 ve c.7, s.30.

[55] - Ğurer-ul Hikem, c.1, s.211/ 3363.

[56] - Sünen-i Tirmizî, c.5, s.664/ 3789; Hilyet-ul Evliya ve Tabaka-il Evsiya -Ebu Naim-i İsfehanî-, c.3, s. 211, Beyrut -Dar-ul Kutub-il Arabî, Tarih-u Bağdat; c.4, s.159; Usd-ul Ğabe, c.2, s.13; el-Müstedrek-u ala's Sahihayn, c.3, s.150; ondan rivayet eder ki: Hadisin senedi sahihtir; Zehebî de ona muvafakat etmiştir.

[57] - Tercumet-u İmam Hüseyin aleyhisselam min Tarih-i Medinet-i Dimaşk, s.91/ 126.

[58] - Emali-is Saduk, s. 384/ 16, Beyrut -Menşurat-i Müesseset-i A'lemî, 5. baskı.

[59] - Kâfi, c.8, s.12( 98; Mecmuet-u Verram, c.2, s. 137, Beyrut -Dar-u Sa'b, Dar-ut Tearuf.

[60] - Kenz-ul Ummal, c.12, s.105/ 34206; Durr-ul Mensur, c.6, s.7.

[61] - el- Mehasin -Berki-, c.1, s.247/ 461; Kum-Mecma-ul Alemi li Ehlibeyt, 1. baskı.

[62] - Kenz-ul Ummal, c.13, s. 645/ 37631

[63] - el-Firdus-u bi Me'sur-il Hitab-Deylemi-, c.2, s.142/ 272, Beyrut-Dar-u Kutub-il İlmiyye, 1.baskı, Nur-ul Ebsar, s. 127; Kâfi, c.2, s.46/ 3.

[64] - Emali-yi Tusî s. 526/ 1162, Kum- Biset Müessesesi, 1. baskı. Mekarim-ul Ahlak -Tabersî- c.2, s.363/ 2661, Kum-Müesseset-un Neşr-il İslamî; Mecmuat-i Verram, c.2, s.51-52.

[65] - el- Mehasin, c.2, s.247/462.

[66] - el-Mu'cem-ul Evset-Taberanî-, c.6, s.116/5790; Mu'cem-ul Kebir -Taberanî-, c.7, s.86/6416; el Firdevs, c.5, s. 154/7796; Emali-us Saduk, s.274/9; İlel-uş Şerai -Saduk-, s.140/3, Menşurat-ı Mektebet-ul Hayderiyye- Necef-ul Eşref.

[67] - Zehair-ul Ukbâ, s.218; Savaik-ul Muhrika, s.230.

[68] - el- Kâfî, c.1, s.188/12; el- Mehasin, c.1 s.247/463.

[69] - Şevahid-ut Tenzil, c.2, s.330/ 971.

[70] - Tercümet-u İmam Ali min Tarih-i Medinet-i Dimaşk, c.2, s.225/ 730.

[71] - er- Riyaz-un Nezire, c.2, s.189; Menakıb-ul Aşere, s.189; Erceh-ul Metalib, s.309.

[72] - Emali-i Tusi, s. 455/ 1018; Meani'l Ahbar -Saduk- s.161/ 1, Beyrut-Dar-ul Marifet; Emali-us Saduk, s.383/ 12; İlel-uş Şerayi', s. 141/ 1; Mehasin, c.1, s.232/ 419.

[73] - Emali-us Saduk, s.38/ 14; Meani'l Ahbar, s.161/3.

[74] - El- Kâfî, c.8, s.262/497.

[75] - Tercümet-u İmam Ali aleyhisselam min Tarih-i Medinet-i Dimaşk, c.2, s. 224/727.

5- Tercümet-u İmam Ali aleyhisselam min Tarih-i Medinet-i Dimaşk, c.2, s.224/72.

[76] - Tercümet-i İmam Ali aleyhisselam min Tarih-i Medinet-i Dimaşk; c.2, s.224/728 ve 729.

[77] - Uyun-u Ahbar-ir Rıza aleyhisselam Saduk-, c.2, s.62 / 258, Necef-ul Eşref- Matbeat-ul Hayderiyye.

[78] - el-Mucem-ul Kebir -Teberanî-, c.11, s.102/11177; el- Mucem-ul Evset-Taberani-, c.9, s.264-265/9406; el-Menakıb -İbn-i Meğazilî, s.120/157; el-Hısal / Saduk-, s.253/125, Kum-Cemat-ul Muderrisin; Kenz-ul Ummal, c.7, s. 212; Mecmuat-ul Verram, c.2, s.75.

[79] - Mu'cem-ul Evset -Taberanî, c.2, s.348/2191; Menakıb-ı Harezmî, s.77/59.

[80] - Savaik-ul Mahrika, s.228; Nezm-u Durer-is Simtayn, s.233.

[81] - Tarih-u Bağdad, c .4, s.410; el-Câmi-us Sağir-Siyuti- c.2, s.182/5233, Beyrut- Dar-ul Fikr, 1. baskı, el-Menakıb -İbn-i Meğazili- s.243.

[82] - el -Müstedrek-u ala's Sahihayn, c.2, s. 241.

[83] - el- Müstedrek-u ala's Sahihayn, c.3 s.135, bu hadisin senedi sahihtir demiş ve tahriç etmemiştir; Tarih-u Bağdad, c.9, s.71; el-Bidayet-u Ve'n Nihaye, c.7, s.355, Mecma-uz Zavaid, c.9, s.132; Zehair-ul Ukba, s.91.

[84] - Sünen-i Tirmizî, c.5, s.636 / 3718; Sünen-i İbn-i Mace, c.1, s.53 / 149; el-Müstedrek-u ale's Sahihayn, c.3, s.130; Müsned-i Ahmed, c.5, s.351; Usd-ul Gabe, c.5, 253; Tercemet-u min Tarih-i İbn-i Asakir, c.2, s.172 / 666; el-İsabe, c.6, s.134; Savaik-ul Muhrika, s.122, bab:9; Tarih-u Hulefa / Siyuti, s.187; Siyer-u A'lam-un Nübela, c.2, s.61; er-Riyaz-un Nezire, c.3, s.188; Menakıb-i Harezmi, s.34.

[85] - Sünen-i Tirmizî, c.5, 636 / 3721; el-Hasais / Nesaî, s.5; Fezail-us Sahabe / Ahmed b. Hanbel, c.2, s.56 / 945; el-Müstedrek-u ale's Sahihayn, c.3, s.130-132 ve onun Sahih'i ve der ki: Bunu otuzu aşkın kişi Enes'ten rivayet etmiştir; Misbah-us Sünne, c.4, s.173 / 4770; Usd-ul Gabe, c.4, s.110-111; Tarih-ul İslam, c.3, s.633; el-Bidayet-u ve'n Nihaye, c.7, s.350-353; Cami-ul Usul, c.8, s.653 / 6494; İbn-i Asakir de bunu Emirulmüminin Ali'nin aleyhisselam hal tercemesinde kırk dört kanalla tahriç etmiştir, c.2, s.106-134; er-Riyaz-un Nezire, c.3, s.114-115; Zehair-ul Ukba, s.61; Kifayet-ut Talib, s.144-156 ve tümü Enes'ten rivayet eden 86 kişinin ismini saymıştır. Maktel-ul Hüseyin aleyhisselam / Harezmi, s.46, İbn-i Merduveyh'in bu hadisi yüz yirmi kanalla tahriç ettiğini söyler.

[86] - el-Kamil-u fi't Tarih, c.2, s.219; Usd-ul Gabe, c.4, s.104 ve 108; Hasais / Nesai, s.5; el-Bidayet-u ve'n Nihaye, c.7, s.336; Hilyet-ul Evliya, c.1, s.62; Delail-un Nubuvve / Beyhakî, c.4, s.209, Dar-ul Kutub-ul İlmiyye-Beyrut, 1. baskı.

[87] - Tarih-i Taberî, c.3, s.93; Hakim de bunu Müstedrek'inde sahih bilmiştir, c.3, s.37; Zehebî ise bu konuda onunla aynı görüşte olduğunu belirtmiştir.

[88] - Sahih-i Buharî, c.5, s.87 / 197-198 ve 279 / 231, Fezail-us Sahabe babı, Sahih-i Müslim, c.4, s.1871 / 32-34; Sünen-i Tirmizî, c.5, s.638 / 3724; Sünen-i İbn-i Mace, c.1, s.43 / 117; Müsned-i Ahmed, c.1, s.185 ve c.5, s.358; el-Müstedrek-u ale's Sahihayn, c.3, s.37 ve 109; Misbah-us Sünne, c.4, s.93 / 4601; Hasais-i Nesaî, s.4-8; Delail-un Nubuvve / Beyhakî, c.4, s.205-206; el-İstiab, c.3, s.36; Fezail-us Sahabe / Ahmed b. Hanbel, c.2, s.584 / 987 ve bu ikisinden başkaları; Tarih-i Taberî, c.3, s.93; el-Kamil-u fi't Tarih, c.2, s.219; Usd-ul Gabe, c.4, s.104 ve 108; el-Bidayet-u ve'n Nihaye, c.7, s.224 ve 336; Hilyet-ul Evliya, c.1, s.62; Cami-ul Usul, c.8, s.650 / 6491, 6495, 6497 ve çok sayıda diğer kaynaklar.

[89] - el-Müstedrek-u ale's Sahihayn, c.3, s.130; Menakıb-ı Harezmî, s.41; Cami-us Sağir, c.2, s.554 / 8319; Usd-ul Gabe, c.4, s.383; el-İsabe, c.3, s.497; Zehair-ul Ukba, s.65; er-Riyaz-un Nezire, c.1,s 165; Mecma-uz Zevaid, c.9, s.108 ve 129; Kenz-ul Ummal, c.6, s.154.

[90] - Tarih-u Bağdad, c.13, s.32.

[91] - er-Riyaz-un Nezire, c.3, s.122, Savaik-ul Muhrika, s.123, el-İstiyab, c.3: 1100.

[92] - Sünen-i Tirmizî, c.5, s.635 / 3717; Cami-ul Usul, c.8, s.656 / 6499; Mecma-uz Zevaid, c.9, s.133.

[93] - Sahih-i Müslim, c.1, s.86 / 131, Sünen-i Tirmizî, c.5, s.643 / 3736; Sünen-i Nesaî, c.8, s.116 ve 117; Sünen-i İbn-i Mace, c.1, s.42 / 114; Misbah-us Sünne, c.4, s.171 / 4763; Tercemet-u Emirulmüminin Ali aleyhisselam min Tarih-i Medinet-i Dimaşk, c.2, s.190 / 682-685; el-Bidayet-u ve'n Nihaye, c.7, s.54; el-İsabe, c.4, s.271; Müsned-i Ahmed, c.1, s.84, 95 ve 227; Tarih-ul Hulefa, s.187.

[94] - Nehc-ul Belağa, hikmetli sözler, 45, Mecma-ul Beyan, c.3, s.532; Usul-i Kafî, c.8, s.224 / 396; Ravzat-ul Vaizin / Fettal Nişaburî, c.323, Menşurat-ı Razî-Kum.

[95] - Sünen-i Tirmizî, c.5, s.635 / 3717; İs'af-ur Rağibin, s.113; Nur-ul Ebsar, s.88; Mecma-uz Zevaid, c.9, s.132; er-Riyaz-un Nezire, c.3, s.242; Savaik-ul Muhrika, s.122; Taberanî de bunu Mu'cem-ul Evset'te Cabir'den tahriç etmiştir, c.2, s.s.391 / 2146.

[96] - el-Müstedrek-u ale's Sahihayn, c.3, s.129 ve bu iki Şeyhin şartıyla sahihtir demiş, fakat onu tahriç etmemiştir; Esme'l Menakıb fi Tehzib-i Esne'l Metalib / Cezrî-i Şafiî, s.57, Mahmudî Müessesesi-Beyrut; Kenz-ul Ummal, c.13, s.106.

[97] - Nisâ, 145.

[98] - Muhtasar-u Tarih-i Medinet-i Dimaşk / İbn-i Menzur, c.17, s.375, Dar'ul Fikr-Dimaşk, 1. baskı.

[99] - Sahih-i Buharî, c.5, s.92 / 209 ve s.150 / 255; Sahih-i Müslim, c.4, s.1902 / 93-2449; Sünen-i Tirmizî, c.5, s.298 / 3867; Misbah-us Sünne, c.4, s.185 / 4799; Müstedrek-i Hakim, c.3, s.158; Mecma-uz Zevaid, c.9, s.203; Cami-us Sağir, c.2, s.208 / 5833.

[100] - Sahih-i Buharî, c.7, s.65-66 / 159, Kitab-un Nikah ve bunun bir benzeri de Müsned-i Ahmed, c.4, s.5 ve 323, 328 ve 332'de. Sünen-i Tirmizî, c.5, s.698 / 3869; Müstedrek-i Hakim, c.3, s.154, 158 ve 159; Hasais-un Nesaî, s.36, Hilyet-ul Evliya, c.2, s.240; Kenz-ul Ummal, c.6, s.219; ve s.8, s.315, Savaik-ul Muhrika, s.190, el-İmamet-u ve's Siyase, c.1, s.14.

[101] - Müstedrek-i Hakim, c.3, s.513, Usd-ul Gabe, c.7, s.224; el-İsabe, c.8, s.159; Savaik-ul Muhrika, s.175, 11. bab, 1. bölüm, üçüncü kısım; el-Hasais-ul Kubra, c.2, s.265; Tehzib-ut Tehzib, c.12, s.331; Kenz-ul Ummal, c.6, s.219 ve c.7, s.111; Zehair-ul Ukba, s.39.

[102] - Sünen-i Tirmizî, c.5, s.700 / 3872; Fezail-us Sahabe / Nesaî, s.68.

[103] - Sünen-i Tirmizî, c.5, s.701/3874; Müstedrek-u Hakim, c.3, s.157; Usd-ul Gabe, c.7, s.223; el-Bidayet-u ve'n Nihaye, c.7, s.254.

[104] - Sünen-i Tirmizî, c.5, s.698/3868; Müstedrek-u Hakim.

[105] - el-İmamet-u ve's Siyase -İbn-i Kuteybe-, c.1, s.13-14, Beyrut-Müesseset-ul Vefâ.

[106] - Ahzab, 57.

[107] - el-Müstedrek-u ala's Sahihayn -Hakim-, c.3, s.166; der ki: Bu hadis iki şeyhin şartıyla sahihtir; Müsned-i Ahmed, c.2, s.288; Sünen-i Tirmizî, c.5, s.656-660; Kenz-ul Ummal, c.13, s.105; Mecma-uz Zevaid, c.9, s.179 ve 181; Savaik-ul Muhrika, s.191-192, 11. bab; Zehair-ul Ukba, s.123.

[108] - Sahih-i Buhari, c.5, s.100-101/235; Sünen-i Tirmizî, c.5, s.656, 3769 ve 3772; Müsned-i Ahmed, c.2, s.336 ve c.5, s.369; Müsned-i Tiyalisî, c.10, s.332, Beyrut-Dar-ul Marifet; Tarih-ul Kebir -Buhari-, c.2, s.286; Mecma-uz Zevaid, c.9, s.180; Kenz-ul Ummal, c.6, s.220; Usd-ul Gabe, c.2, s.12.

[109] - Müsned-i Tiyali, c.10, s.327; Tarih-ul İslam -Zehebî-, c.5, s.100.

[110] - Hilyet-ul Evliyâ, c.8, s.305; Mu'cem-ul Kebir, c.3, s.40/2644; Zehair-ul Ukba, s.123; Kenz-ul Ummal, c.13, s.107; Câmi-us Sağir, c.2, s.328; el-İsabe, c.1, s.329; Mecma-uz Zevaid, c.9, s.179.

[111] - Sünen-i Tirmizî, c.5, s.641-642.

[112] - Tarih-ul Kebir -Buhari-, c.8, s.415/3536; Sünen-i Tirmizî, c.5, s.658/3775; Sünen-i İbn-i Mâce, c.1, s.151/144; Müsned-i Ahmed, c.4, s.172; el-Müstedrek -Hakim-, c.3, s.177; Mesabih-us Sünne, c.4, s.195/4833; Usd-ul Gabe, c.2, s.19; Câmi-us Sağir, c.1, s.575/3727; Câmi-ul Usul, c.10, s.21 ve sayıları oldukça fazla olan diğer kaynaklar.

[113] - Sahih-i Buhari, c.5, s.102/241 ve c.8, s.11/23, Kitab-ul Edeb; Sünen-i Tirmizî, c.5, s.657/3770; Müsned-i Ahmed, c.2, s.85, 93, 114 ve 153; Müsned-i Tiyalisî, c.8, s.260-261; Hilyet-ul Evliyâ, c.5, s.70; Feth-ul Barî, c.8, s.100; Usd-ul Gabe, c.2, s.20.

[114] - Kenz-ul Ummal, c.6, s.222 ve c.7, s.110; Mecma-uz Zevaid, c.9, s.181; bunun bir benzeri de Sünen-i Tirmizî'dedir, c.5, s.657/3770 ve 3772.

[115] - Ahzab, 21.

[116] - Sünen-i Tirmizî, c.5, s.641-642/3733; Müsned-i Ahmed, c.1, s.77; Câmi-ul Usul, c.9, s.157/6706.

[117] - Şerh-u İbn-i Ebi'l Hadid, c.9, s.170/12; Hilyet-ul Evliyâ, c.1, s.86; Kenz-ul Ummal, c.12, s.103/24198; Kifayet-ut Talib, s.214; Mecma-uz Zevaid, c.9, s.108; Tercemet-u Emirulmüminin min Tarih-i Medinet-i Dimaşk, c.2, s.95.

[118] - Siret-un Nebeviye -İbn-i Hişam-, c.1, s.377, Mısır - Babî matbaası; el-Bidayet-u ve'n-Nihaye, c.3, s.84; Hazenet-ul Edeb, Bağdat, c.1, s.261, Beyrut - Dar-us Sadir; Şerh-u İbn-i Ebi'l Hadis, c.14, s. 73; el-Fusul-ul Muhtar, s. 230.

[119] - Diva-u Şeyh-ul Ebatih Ebutalib, 3-12; Tahran-Mektebet-un Neyneva'l Hadis; Siyret-un Nebeviye, İbn-i Hişam, c.1, s.291-299; Sunen-ul Kubra, c.3, s.352; Delail-un Nubuvvet -Beyhakî-, c.6, s.141; Hasais-ul Kubra, c.1, s.146; A'lam-un Nubuvve -Mâverdî-, s.172, Beyrut - Dar-ul Kitab-il Arabi; Şerh-u İbn-i Ebi'l Hadid, c.14, s.79, Hazenet-ul Edeb, s.1, s.252-261.

[120] - el-Beyan-u ve't Teybin -Cahiz-, c.3, s.205, Dar-u ve Mektebet-ul Hilah, 1. baskı.

[121] - Divan-ul Ferazdak, c.2, s.178 - 181; Beyrut - Dar-us Sadir; Şerh-ud Divan -İlya Havi, c.2, s.353; Rical-ul Keşşî, c.13, s.207, Hilyet-ul Evliya, c.3, s.139.

[122] - Mevddet ayetine işarettir.

[123] - Haşimiyat -Kumeyt-, 25 - 38, Beyrut - A'lemi müessesesi.

[124] - el-Gadir fi'l Kitab-i ve's Sünnet-i ve'l edeb, Allame Emini, c.2, s.213 - 214; Beyrut - Dar-ul Kitab-il Arabi, 5. baskı.

[125] - el-Gadir, c.2, s.215.

[126] - el-Gadir, c.2, s.317.

[127] - Divan-uş Şafiî, s.72; Beyrut - Daru't Turas-il Arabi.

[128] - Divan-uş Şafiî, s.35.

[129] - Divan-uş Şafiî, s.55.

[130] - Yenabi-ul Mevedde, c.3, s.351.

[131] - Divan-i Di'bil, s. 141 - 146, Beyrut - Dar-ul Kitab-il Lübnanî.

[132] - Divan-i Di'bil, s.146; Lisan-ul Mizan, c.2, s.431.

[133] - el-Gadir, c.4, s.16.

[134] - el-Gadir, c.4, s.17.

[135] - el-Gadir, c.4, s.24.

[136] - el-Gadir, c.4, s.25.

[137] - el-Gadir, c.4, s.145.

[138] - el-Gadir, c.4, s.170

[139] - Divan-i Sahib b. Abbad, s.219, Kum - el-Kâim müessesesi.

[140] - Divan-i Sahib, s.106.

[141] - Divan-i Sahib, s.301.

[142] - Divan-i Sahib, s.97.

[143] - Divan-i Sahib, s.97.

[144] - Divan-i Sahib, s.96.

[145] - el-Gadir, c.4, s.236.

[146] - el-Gadir, c.4, s.242.

[147] - Nur-ul Ebsar, s.116; Yenabi-ul Mevedde, c.3, s.174.

[148] - el-Gadir, c.5, s.416.

[149] - el-Gadir, c.5, s.417.

[150] - Divan-u Safiyyuddin Hilli, s.86.

[151] - Divan-u Safiyyuddin Hilli, s.87.

[152] - Divan-u Safiyyuddin Hilli, s.87.

[153] - Divan-u Safiyyuddin Hilli, s.90.

[154] - el-Gadir, c.6, s.59.

[155] - Mecellet-ul Mevsum, sayı: 13, 351-352.

[156] - Fatımat-uz Zehra fi Divan-iş Şiir-il Arabi, s.250; Deraset-ul İslamiyye bölümü, Beyrut - Müesseset-ul Biset.

[157] - Fatımat-uz Zehra fi Divan-iş Şiir-il Arabi, s.261 - 268.

[158] - Hüseyni'nin şiirlerinden seçmeler -Ali Asgar Muderrisi-, s.49; Kum - Aşura yayınları.

index